1931 yılının soğuk Şubat sabahında Denizli Garı’na yanaşan tren, sadece bir devlet adamını değil, büyük bir vizyonu da beraberinde getirmişti. Halkın azmini, çalışkanlığını yerinde görmek isteyen Ata, gözlerinde geleceğe dair umut ışıklarıyla şehri dolaştı. O ziyaret, Denizli’nin sadece coğrafi bir konum olmadığını; aynı zamanda büyük hayallerin, güçlü azmin ve bitmek bilmeyen üretkenliğin şehri olduğunu tüm çıplaklığıyla gözler önüne sermişti.
O günlerin Denizlisi, Anadolu’nun küçük bir köyünden farksızdı belki ama gönlü ve emeği büyüktü. Bugün ise Denizli, Türkiye’nin ihracat devlerinden biri, tekstilin kalbi, turizmin eşsiz cennetlerinden biri olarak parlıyor. Pamukkale’nin bembeyaz travertenleri, Hierapolis’in tarihi dokusu ve sanayinin çarklarının ritmiyle birleşerek şehri sadece Türkiye’nin değil, dünyanın gözdesi haline getiriyor.
Atatürk’ün Denizli ziyaretinde sık sık vurguladığı “çalışmak ve daha çok üretmek” ilkeleri, bugün Denizlili sanayicinin, işçinin, esnafın ve öğrencinin damarlarına işlemiş durumda. Şehir, sadece geçmişine övünmekle kalmıyor; her gün üreterek, öğrenerek, gelişerek geleceğini inşa ediyor. Fabrikalardaki makinelerin tınısında, üniversite sıralarındaki gençlerin gözlerindeki parıltıda ve her geçen gün artan ihracat rakamlarında o günün heyecanını hissedebiliyorsunuz.
95 yıl önce o garda başlayan yolculuk, bugün de devam ediyor. Denizli, Atatürk’ün gösterdiği hedeflere doğru dimdik yürüyor; üretmenin, çalışmanın, ilerlemenin ışığında geleceğe umutla bakıyor. Ve biz, 95 yıl sonra hâlâ o günü hatırlıyor, o heyecanı kalbimizde yaşatıyoruz.
Hoş geldin Paşam… Kurduğun hayaller bu şehirde yeşerdi, büyüdü ve bugün gerçeğe dönüştü. Daha nice yıllarda, senin izinde yürüyen bu şehirde, emeğin ve azmin ışığını taşıyan insanlar olarak seni anıyor ve minnetle hatırlıyoruz. Denizli, dün olduğu gibi bugün de senin izinde, üretmeye, çalışmaya ve hayallerini gerçekleştirmeye devam ediyor.