Baharın Müjdesi: Hıdırellez

Her yıl Mayıs ayı geldiğinde içimizde tarif edilemez bir kıpırtı başlar. Kışın yorgun elinin üzerimizden çekildiği o büyülü eşik... Hıdırellez.

Hıdırellez sadece bir mevsim dönümü değildir; o, imkansıza inanmanın, toprağın uyanışıyla birlikte hayallerimizi de filizlendirmenin adıdır. Bir yanda darda kalanların yoldaşı Hızır, diğer yanda suların koruyucusu İlyas... Onların bir gül ağacının gölgesinde buluştuğu o efsanevi an, bizim için de yeni bir sayfa açmak demektir.

Bir Gül Dalına Sığan Dünyalar
Dün gece sokaklara, bahçelere baktınız mı? Muhtemelen binlerce evde aynı tatlı telaş vardı. Kimi beyaz bir kağıda hayalindeki evin pencerelerini çizdi, kimi bir anahtar resmiyle yeni başlangıçlar diledi, kimi de cebindeki bozuk paraları gül ağacının altına gömüp bereketin kapısını çaldı.

Aslında o kağıtlara çizilenler sadece "eşya" ya da "mülk" değil. O kağıtlarda; beklentilerimiz, dileklerimiz, hayallerimiz, yarının bugünden daha güzel olacağına dair o sarsılmaz inanç var.

Hızır’ın dokunduğu yerin yeşerdiğine inanılır ya; bugün biz de kendi içimizdeki o kurak alanlara dokunalım. Kırgınlıklarımızı yeşertelim, umudumuzu tazeleyelim.
Unutmayın: Hıdırellez, evrenin bize fısıldadığı en güzel sözdür: "Kış ne kadar sert geçerse geçsin, bahar mutlaka gelir."
Dileklerinizin kabul, bir Hıdırellez dilerim.