BARIŞIN YAZARINA TÜRKİYE YASAĞI!

EKOPOLİTİK - “Emanet Çeyiz”in Denizlili yazarı Kemal Yalçın memleketine gelemiyor… Barış ve dostluk ödülleriyle anılan bir yazar, bugün kendi ülkesinin kapısında durduruluyor. Üstelik gerekçe olarak yazdığı kitaplar gösteriliyor. Bazen bir ülkenin yaşadığı çelişkiyi anlatmak için sayfalarca araştırmaya, yüzlerce belgeye gerek kalmaz.

Tek bir insanın hikâyesi, koskoca bir dönemin fotoğrafını çekmeye yeter. İşte Denizli Honaz’lı yazar Kemal Yalçın’ın yaşadıkları tam da böyle bir hikâye… Bir tarafta TBMM Genel Kurulu’nda “Barış, Kardeşlik ve Terörsüz Türkiye” hedefiyle yasalaşan düzenlemeler… Diğer tarafta hayatını halkların kardeşliğine, barışa ve ortak hafızaya adamış bir yazarın, kendi ülkesine girişinin yasaklanması! Hem de 9 aydır. Üstelik bu yasak nedeniyle memleketi Denizli’ye, baba ocağı Honaz’a gelemeyen bir yazar söz konusu. İroni dediğimiz şey bazen insanın karşısına tam da böyle çıkar.

BARIŞI YAZAN ADAMA “GİRİŞ YASAĞI”

Kemal Yalçın, Türkiye’de ve dünyada özellikle “Emanet Çeyiz” romanıyla tanınan bir isim. Lozan Mübadelesi’nin acılarını, insanların yerlerinden yurtlarından koparılışını, Türk ve Rum halklarının yaşadığı büyük travmaları anlatan bir eser… Ama yalnızca geçmişi anlatan bir roman değil. Aynı zamanda barışın, kardeşliğin ve birlikte yaşamanın mümkün olduğunu hatırlatan bir kitap. Ve ilginçtir… Bu kitabın yazarı, bugün Türkiye’ye giremiyor. Yalçın’ın anlatımına göre 9 Aralık 2025 tarihinde Almanya’dan Türkiye’ye geldiğinde İzmir Adnan Menderes Havalimanı’nda durduruldu. Bir süre bekletildikten sonra sınır dışı edildi. Kendisine Türkiye’ye giriş yasağı bulunduğu bildirildi. Daha da dikkat çekici olan ise, yasağın gerekçesinin yazdığı kitaplarla bağlantılı olduğunun kendisine söylendiğini ifade etmesi. Yalçın hâlâ bu kararın kaldırılması için hukuk mücadelesi veriyor. Fakat asıl soru burada başlıyor: Bir yazar, yazdığı kitaplar nedeniyle kendi ülkesine neden giremez?

ÖDÜLLERİ BARIŞ, YASAĞI TÜRKİYE!

Kemal Yalçın’ın aldığı ödüllere baktığınızda ortaya gerçekten düşündürücü bir tablo çıkıyor. “Emanet Çeyiz” ile; 1998 Abdi İpekçi Barış ve Dostluk Özel Ödülü, 1998 Türkiye Cumhuriyeti Kültür Bakanlığı Roman Başarı Ödülü, 1999 Türkiye-Yunanistan Dostluk ve Barış Ödülü… Sonrasında da farklı yıllarda ulusal ve uluslararası ödüller geliyor. 2008 Avrupa Türkçe Edebiyat Yarışması Çocuk Edebiyatı Birincilik Ödülü… 2013 Amerika ve Kanada Tekeyan İnsanlık Ödülü… 2023 Lozan Mübadilleri Vakfı Roman Ödülü… Ve 2025 İsveç Asur Federasyonu Dostluk ve Barış Ödülü… Yani hayatının önemli bir bölümünü barış, insanlık, dostluk ve halkların kardeşliği üzerine yazmaya adamış bir edebiyatçıdan söz ediyoruz. Ama bugün bu yazarın Türkiye’ye girişi yasak. İşte insanın aklına ister istemez şu soru geliyor: Barış ödülü alan bir yazarın memleketine girmesi neden sorun olsun? Elbette devletlerin güvenlik gerekçeleri olabilir. Elbette hakkında idari veya hukuki kararlar alınabilir. Ancak demokratik bir hukuk devletinde asıl mesele, kararın varlığından çok kararın gerekçesinin açıklığı, hukuki denetlenebilirliği ve kişinin kendisini savunabilme imkânıdır. Çünkü yasaklar kadar, yasakların neden konulduğu da önemlidir.

BİR YAZARIN “İKİNCİ HAYMATLOS” DÖNEMİ

Kemal Yalçın’ın hayatında “haymatlos” kelimesinin özel bir yeri var. Haymatlos… Kısaca vatansız, yurtsuz, herhangi bir devletin korumasından mahrum kişi anlamına geliyor. Yalçın, Hitler Faşizminden kaçıp Almanya’dan Türkiye’ye sığınan Almanların (ve özellikle de bilim adamları ve hocaların) hikâyesini anlattığı “Haymatlos” kitabını yazarken bu kavramı yalnızca tarihsel bir olgu olarak ele almamış. Çünkü kendi hayatında da haymatlosluğu yaşamış. 12 Eylül darbesi öncesindeki siyasi ortam nedeniyle Türkiye’den ayrılmak zorunda kalan, Almanya’da uzun yıllar yaşayan ve yaklaşık 15 yıl boyunca vatansızlık süreci geçirdiğini anlatan bir insan…Cunta öncesi öğretmenlik ve gazetecilik de yapan (Sosyalist bir derginin Yazı İşleri Müdürlüğü’nü de yürüttüğü için Cunta Yönetimi tarafından kovuşturulan ve vatanından ayrı kalan) Yalçın en çok da “barış ve kardeşlik” temalı eserleri nedeniyle ödül almış bir yazar. Şimdi ise hayatının başka bir döneminde, kendi ifadesiyle “ikinci haymatlos” deneyimini yaşıyor. Bu kez mesele Almanya’ya sığınmak değil. Kendi ülkesine dönememek. İnsanın doğduğu topraklara gidememesi… Babasının evine, doğduğu Honaz’a, kendi memleketine ulaşamaması… Yine ona göre; bunun ne demek olduğunu ancak yaşayan bilir.

DOSTLUK VE BARIŞIN DENİZLİ HONAZ’LI YAZARINA TÜRKİYE YASAK!

İşin bir başka tarafı daha var. Kemal Yalçın, Denizli’nin Honaz ilçesinde doğup büyüdüğü baba evini restore ettirmiş. Burada mübadillerin hikâyesini yaşatacak bir mübadil müzesi oluşturmak için çalışmış. Yani memleketinden kopmak yerine tam tersine memleketine bir hafıza mekânı kazandırmaya uğraşırken bunlar gelmiş başına. Geçmişin acılarını bugünün insanına anlatmakmış derdi. İnsanların birbirine düşman olmak yerine birbirini anlamasını sağlamaya çalışmakmış. Ve şimdi… Kendi projesini tamamlamaya gidemiyor. Kendi doğduğu eve, baba ocağına ve kiraz bahçesine 9 aydır uğrayamıyor. Kendi şehrine gidemiyor. Bu durumun yarattığı çelişkiyi görmemek mümkün mü?

“BU DÜNYA BİZİM VATANIMIZ”

Kemal Yalçın’ın bir sözü var: “Bu dünya bizim vatanımız.” Ne kadar basit, ama ne kadar güçlü bir cümle… Mübadeleleri anlatan bir yazar için bu sözün anlamı daha da büyük. Çünkü vatan yalnızca sınır çizgilerinden ibaret değil. Vatan aynı zamanda hafızadır. Evdir. Anne-babanın mezarıdır. Çocukluğun geçtiği sokaktır. Bir şehrin kokusudur. Baba ocağıdır. Ve bazen insanın bütün bunlardan uzak bırakılması, yalnızca bir seyahat engeli değildir. Bir insanın kendi hikâyesine ulaşmasının engellenmesidir.

BARIŞ KONUŞULURKEN…

Bugün Türkiye’de “Terörsüz Türkiye”, “barış” ve “kardeşlik” kavramları yeniden gündemin merkezinde. Tam da böyle bir dönemde, barış ve dostluk üzerine eserler veren bir yazarın yaşadığı bu olayın kamuoyunda hayretle karşılanması son derece doğal. Burada yapılması gereken, slogan atmak değil. Öncelikle şu soruların açık biçimde cevaplanması ve bu anlamsız yasağın kaldırılması gerekir: “Kemal Yalçın’ın Türkiye’ye giriş yasağının hukuki gerekçesi nedir? Hangi mevzuata dayanılarak bu karar alınmıştır? Kararın yazdığı kitaplarla bağlantısı varsa, hangi kitap veya hangi içerik buna gerekçe gösterilmiştir? Yazarın bu karara karşı etkili bir hukuki başvuru ve savunma imkânı neden oluşamamıştır? Bunlar cevaplanırsa tartışma da sağlıklı bir zemine oturur. Çünkü mesele yalnızca Kemal Yalçın meselesi değildir. Mesele, bir ülkede yazarın, düşüncenin, kitabın ve eleştirinin sınırlarının nerede başladığı ve nerede bittiği meselesidir.

“EN ÇOK BARIŞ ÖDÜLÜ ALAN BİR YAZAR NİYE MEMLEKETİNE GELEMİYOR?”

Bir yazar… Hayatını barışa adamış. Türklerle Rumların ortak acılarını anlatmış. Türk, Kürt, Süryani toplulukları ve bu topraklarda derin izler bırakan Mübadeleyi yazmış. İnsanların vatanlarından koparılmasının ne kadar büyük bir travma olduğunu anlatmış. Barış ve dostluk ödülleri almış. İnsanlık ödülü almış. Kendi memleketinde bir mübadil müzesi kurma fikrine tutunmuş. Ve bugün… Kendi ülkesine giremiyor. Burada sadece şu soruyu sormak yeterli:

“Barış ve kardeşlik” dönemine girdiğimizi söylediğimiz bir ülkede, barış ve kardeşlik üzerine yazan bir yazar neden kendi memleketine giremiyor? Bu sorunun cevabını yalnız Kemal Yalçın değil, hepimiz merak ediyoruz. Çünkü bir yazarın memleketine dönüşü, yalnızca bir kişinin seyahat özgürlüğü değildir. Bazen bir ülkenin kendi hafızasıyla yüzleşmesidir. Ve belki de en önemlisi… Barışı gerçekten istiyorsak, önce barışı yazanların sözünü duyabilmeliyiz…