Bir Yıl Daha Geçip Giderken

2025 geldi ve geçiyor. Ama bu yıl çok da hızlı geçmedi. Onu ne kadar çok hissettiysek, hakkında ne kadar çok konuştuysak ve ne kadar çok yazdıysak, o kadar çok dönüştü.

Kalemlerimizle en çok nereye dokunduğumuzu sorsanız, tek bir cevap var; yürek burkan bir cevap: insanlık.

Bu yıl kadın cinayetleri hakkında yazdık. Sadece rakamlar hakkında yazmadık; "bir kayıp daha"yı sırtımızda taşıdık. 25 Kasım takvimde basit bir yaprak olarak değil, kötü şöhretli bir yaprak olarak yer aldı. "Tek bir olay değil, sistematik!" diye haykırdık. Bu korkunç kötülüğün sessizlikten nasıl beslenebildiğini sonsuzca mantık yürüterek tartıştık.

Sonra çocuklar hakkında yazdık. Akran zorbalığına bu kadar erken yaşlarda asla maruz kalmaması gereken çocuklar hakkında; gözyaşlarımızın başkasının oyuncağı olmaması için verdiğimiz mücadele gibi mücadele ettik. Sorunun özünü yakaladık: "Bu sadece okul değil, ilk nefesini aldığı ev de."

10 Aralık, insan hakları konusuna kapı açtı. Bu "evrensel" haklar; kime ait haklar? Gazze'deki sesi olmayan çocuklar hakkında yazdık; toplumun bu tür bir sessizliğe nasıl duyarsızlaştığı hakkında yazdık.

Geçim kaygıları hakkında yazdık ama bağırmadık, trajik dram yazarları değildik. Asgari ücret hakkında yazdık, bir matematik problemi gibi değil, bir yaşam problemi gibi. Ay sonunun gelip de hiç gelmemesinin, ek ücretlerin listesini derlemek yerine var olmamayı dileyen yorgunluğun yüzünü resmettik; kendi kendimize "Böyle yaşamak doğru mu?" diye sorduk.

Maneviyatı da unutmadık. "Neden bu kadar yorgunuz?" diye birbirimize sorduk. Uykunun bile dindirmediği zihinsel gevezeliklerden bahsettik. İnsanlığa, bir şey üretmenin ve onu dünyaya getirmenin getirdiği mucizevi iyileşmeyi hatırlamaları için çağrıda bulunduk.

Yeni Yıl hakkında da yazdık, ancak büyük, gösterişli hedefler üzerinden değil. Küçük, samimi gerçekler üzerinden. 1 Ocak'ın ardından kalan tadı kredi kartı ücretleriyle süslenmiş olarak resmettik. Kutlamanın "denge"nin bir parçası olduğunu hatırlattık.

Bazen kalemlerimiz biraz pürüzlüydü; bazen de biraz duygusal olduk. Ama asla gerçeklerden yüz çevirmedik; "kimin umurunda?" cevabını asla meşrulaştırmadık.

2025'in bize öğrettiği şuydu: Yazmak sadece kalemi kağıda koymak değil, unutkanlığı önlemek için bir kalkan oluşturmaktır. Başkasının unutkanlığını önlemek için çeşitli nöbetçileri gözetlemektir.

Belki bu yıl dünyayı değiştiremedik. Ama cümle cümle, yaşama dokunduk. "Buradaydık" demekten gurur duyuyoruz, böylece evrene "her şeyi gördük ve her şeyi hissettik" mesajını veriyoruz.

2025 geldi geçti, evet. Ama kağıt üzerindeki o işaretler sonsuza dek bizimle kalacak. Belki bir gün, on yıllar sonra biri bu satıra rastlayıp rahat bir nefes alarak, "Yalnız değilim" diyebilir.

Zaten asıl mesele de bu değil miydi?