Önce çocuklarımız ve okullar, peşi sıra aileler ve eğitim sistemi ana gündem maddelerimiz oldu. “Yarınlarımız için endişeliyiz” deyip de aşırı bir yorum yaparak konuyu mecrasından uzaklaştırmak da doğru olmayacaktır. Yaşanan elim hâdiseler henüz çok sıcak. Bu sebeple yaşanan bu ve benzeri olayları aklıselim ile ele alıp hareket etmek sağlıklı düşünen her birey için elzemdir.
Üzüntü ve nefret… Kontrol edilmesi en güç iki duygudan bahsediyoruz. Böylesi zamanlarda söylediğimiz her söze, yaptığımız her harekete toplumca dikkat etmemiz gerekiyor. Biliyorum, çok zor. Çok çok zor… Fakat elimizden geldiğince sağduyulu olup söylemlerimize dikkat etmemiz ve sosyal medyada dönen algı yönetimlerine filtre koymamız gerekiyor.
TEKNOLOJİNİN OLUMSUZ YÖNLERİ Mİ, ÖZENTİ Mİ, YOKSA PATOLOJİK BİR VAKA MI?
Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşanan iki olayı birbirinden bağımsız ele almak neredeyse imkânsız. Hele hele bir gün arayla yaşanan bu hâdiseleri bütüncül bir bakış açısıyla analiz etmek elzemdir. Bir yönlendirmenin/zihin kontrolünün neticesi mi, yoksa teknolojinin olumsuz yönlerinin bir tezâhürü olarak münferit bir vaka mı? Ateşli ve silahlı oyunlar mı, bunların neticesi bir özentinin yansıması mı? Yoksa patolojik bir durum mu? Bu arada, zihin kontrolü dediğim şey, insanın vücuduna ve şakaklarına elektrik sinyalleri verilmesi değil. Bizim aldığımız her enformasyon bir fikir ihtiva ediyor. İnsanın zihnine fikir tohumları atmak, günümüz dijital dünyasında hiç de zor değil. Bunların hepsi adlî makamlarca ve konunun uzmanlarınca masaya yatırılıp elbette değerlendirilecektir. Ve bu menfur hâdiseler geleceğimiz için alınacak tedbirlerin, düzenlemelerin ve kararların mîlâdı olmalıdır. Zîrâ, vaktiyle Halife Harun Reşid ile BehlülDânâ hazretleri arasında geçen mesel gibi; her koyun kendi bacağından asılsa da kokusu bütün çevreyi rahatsız ediyor, herkese zarar veriyor. Kötülüğün ve menfî her hâdisenin zararı sadece insanın kendisine olmuyor, topluma yansıyor.
Ara not: Kahramanmaraş’ta okul saldırganının babası Uğur Mersinli ifadesinde, uzman psikolog yardımı aldıklarını ve çocuğunun en son üç hafta önce psikoloğa gittiğini söyledi. Uğur Mersinli ayrıca, yedi tane silahının olduğunu, silahların kilitli sandıkta olduğunu ve oğlunun silahları nasıl aldığını bilmediğini belirtti. Baba Mersinli, “Pazartesi günü emniyetin poligonuna giderek kendime ait silah ile atış yaptım, oğluma da birkaç el atış yaptırdım, oğluma karşıdaki hedefi gösterdim, silahın rastgele kullanılmayacağını hedef alınarak atış yapılacağını söyledim” dedi. (Kaynak: www.takvim.com.tr)
Hepimizin evlâdı var. Çocukları olan akrabalarımız, komşularımız var. Hangi anne baba evladının böyle olmasını ister? Hadi aşırı yorum yapalım, böyle hunharca bir şeye teşvik eder? Bu sebeple böylesi mevzularda konuşurken kıldan ince bir köprü üzerinde durduğumuzu unutmadan hareket etmemiz gerekiyor. İşte bu sebepledir ki, o yaştaki çocuklara insan yakıştıramıyor; ne ölümü ne de suçu. Bu da başka bir gaflet belki de...
KÖTÜLÜĞE ALET Mİ OLACAĞIZ, İYİLİKLERE HİZMET Mİ EDECEĞİZ?
Dünya tarihine bakacak olursak; Lenin, Stalin, Hitler koca ulusları savaş makinesi hâline silah zoruyla getirmedi. Bugün olduğu gibi o gün de radyo, gazete, kitap, dergi, poster, tiyatro, sinema propaganda aracı olup kötülüğü zihinlere akıtıyordu. Ama iyiler de yine bu araçlar ile kötülüğe karşı düşüncesini ortaya koyuyor ve iyilik için mücadele ediyordu. Bu şekilde bazı gençler güle oynaya başka ülkeleri işgal etmek için orduya yazılıp kâtil sürüleri haline geldi, bazıları da şanlı tarihimizde olduğu gibi destan yazdı.
Kendi dönemlerimizi hatırlayalım. Çeşitli ruh hallerine sahip arkadaşlarımız oldu. Disipline verildi, verilmedi. Okuldan alındı ya da atıldı. Bugün de çocuklarımızın okullarında, sınıfında problemli arkadaşları var. Hep oldu ve olacak. Öğretmenlerinin tüm çabasına karşın düzelmeyip okuldan atılan da oldu. İnşallah bir gün düzelme fırsatları olacaktır ama işte herkes o fırsatı yakalayamıyor maalesef.
“MÜKEMMEL DEĞİL, MERHAMETLİ ÇOCUKLAR YETİŞTİRELİM…”
Bugünün çocuğunu değerlendirirken en büyük tehlikenin internet ile kötülüğün yayılma hızı, imkân ve kabiliyetinin artmış olduğu gerçeğinden bahsedebiliriz.Artık planlı ve çalışılmış kötülük yanında toplumun her kesiminden insanın “belli kurallar dâhilinde” içindeki tüm kiri ve pisliği akıtabileceği bir ortam internette sağlanmış vaziyette. Bazısının alıcısı yetişkinler, bazısının da ergenler. Neticede kararan ruhlar ve bozulan psikolojiler… Psikolojisi bozuk insandan daha tehlikeli bir silah var mı? Tabanca, tüfeğe, internete sarmaktansa buna bakmalı. Yeri gelir en tehlikeli silah kâğıt kalem olur. Kötülük isteyene bir taş bile yeter. O zaman kendimize soralım, biz hangi taraftayız ve ne için mücadele ediyoruz? Yaşam gayemiz ne? Evlatlarımızı mânen ve maddeten donatabiliyor muyuz? Kendi maneviyatımıza da yatırım yapabiliyor muyuz? Yaratılmışların en şereflisi eşref-i mahlûkât olan insan, bilgisayar gibi dijital ikili sayı sistemi olan 0 ve 1’lerden müteşekkil değil. 0 da var, 0,3 de. 1,2 de var, 2,4 de… Beyaz ve siyah değiliz. Griyiz bazı zamanlar. Çocuklara hep şu örneği veririm: Yolun ortasında bir taş var. N’aparsın? O taşı alıp kenara mı koyarsın, yoksa eline alıp bir arabanın camına mı fırlatırsın? Çok basit, çok düz, çok da zekâ gerektirmeyen bir misal fakat, bir çocuktaki etkisi çok ama çok büyük…
Velhâsılıkelâm, ne diyordu rahmetli Doğan Cüceloğlu; “Mükemmel değil, merhametli çocuklar yetiştirin. Karıncaları ezmeyen, ağaç dallarını kırmayan, çiçekleri ezip geçmeyen, sevgiyi hissetmeyi ve hissettirmeyi bilen çocuklar…”
Yüce Rabbimden vefat edenlere rahmet, aileleri ve sevdiklerine sabır, yaralılara da acil şifalar diliyorum. İnşallah böylesi bir acıyı toplumca bir daha yaşamayız…
***
Kitap tavsiyesi:Dijital Dünyada E-Beveyn Olmak / Salih Uyan