Yaşanan her olayın mutlaka bir başlangıcı, tetikleyicisi vardır. Zîrâ,okulda kendini gösteren her kriz, aslında çok daha önce evde başlar. Ve yaşanan bu olaylar sonrası herkes aynı soruyu sordu: Suçlu kim? Okul mu, öğretmen mi, aile mi, devlet mi, teknoloji mi, sosyal medya mı? Belki de asıl problem burada başlıyor. Maalesef, toplum olarak çözüm aramaktan çok suçlu aramayı seviyoruz.
Bir çocuğun karakteri sınıfta değil, evde şekillenir. Bunu unutmamamız gerekiyor. Okul bilgi verir, yön verir, disiplin kazandırır. Ama merhameti, sabrı, saygıyı ve empatiyi aile verir. Bu sebeple eğitim ve öğretim kavramları birbirinden farklıdır. Bugün birçok anne baba çocuğunun sınav notunu yakından takip ediyor ama öfkesini nasıl yönettiğini bilmiyor. Hangi dershaneye gittiğini biliyor ama hangi duygularla boğuştuğunu bilmiyor.Çocuğun matematikte kaç net yaptığı soruluyor ama kalbinde kaç yara biriktiği sorulmuyor. İşte mesele de tam olarak burada düğümleniyor.
Anne Babalık Hobi Değildir…
Modern hayatın yoruculuğu ebeveynleri zorluyor. İnsanlar sabah çıkıp akşam dönüyor. Trafik, geçim endişesi, iş stresi, ekonomik baskılar…Fakat bütün bunların içinde en büyük ihmal alanı maalesef çocuklar oluyor.Uzmanlar, birçok evde anne babalığın artık “vakit kalırsa yapılacak iş” gibi görüldüğü, oysa çocuk büyütmenin boş zamanda yapılan bir uğraş değil, hayatın merkezinde olması gereken bir sorumluluk olduğunu ifade ediyor. Telefon ekranına ayrılan süre, bazen çocuğun gözlerine ayrılmıyor. Ve çocuklar sevgisizliği değil, ilgisizliği unutamıyor.
Çocukları Artık Mahalle Değil, Algoritmalar Büyütüyor…
Bir zamanlar çocuğun rol modeli babasıydı, annesiydi, mahallenin saygın büyüğüydü. Şimdi ise ekran başındaki yabancılar, fenomenler, diziler, oyun karakterleri ve algoritmalar. Aile yön vermeyince, hâliyşe boşluğu başkaları dolduruyor. Bugün birçok çocuk, anne babasının sesinden çok kulaklıktaki sesi dinliyor. Sofradaki nasihatten çok sosyal medyadaki doğruluğu çoğu zaman şüpheli olan görüntüyü ve bilgiyi ciddiye alıyor. Bu sebeple mesele sadece teknoloji kullanımı olamaz. Mesele denetimsiz teknoloji, rehbersiz özgürlük ve sahipsiz çocuklar oluyor.
Özgürlük Sınırsızlık Değildir…
Konunun uzmanları son yıllarda ebeveynlikte bir başka hatanın daha yaygınlaştığının altını çiziyor. Çocuğu üzmemek adına sınır koymamak bunların başında geliyor. Misal; odasına karışmayalım ve girmeyelim, telefonuna bakmayalım, istediğini yapsın, nasıl olsa büyüyünce düzelir… Bunun böyle olmayacağını herkes idrak ediyor. Biliyoruz ki çocuk sınırla büyür, kuralla güçlenir, rehberlikle olgunlaşır. Denetimsiz özgürlük çocuğa iyilik değil, yük bırakır. Çünkü henüz karar verme mekanizması gelişmemiş bir yaşta verilen sınırsız alan, çoğu zaman çocuk için özgürlük değil, bir savrulmadır.Belki de çağımızın en büyük yanlışı burada ortaya çıkıyor. Başarılı ve akademik çocuk yetiştirmek istiyoruz ama iyi insan yetiştirmeyi ihmal ediyoruz. Doktor olsun, mühendis olsun, çok kazansın, yabancı dil öğrensin. Elbette bunlar olsun. Peki ya şefkat ve vicdan? Sabır ve insanlık? Bir çocuk yüksek puan alabilir ama düşük karakterle büyümesini kim ister? Tarihe baktığımızda toplumların çöküşünün başarısızlıktan değil, vicdansız başarıdan geldiği görülecektir.
Okul Ailede Başlar…
Bu olaylardan sonra sadece çocukları konuşmak, meseleye yarım bakmak olacaktır. Çünkü çocuklar çoğu zaman yetişkinlerin aynasıdır. Zira insanlar ne dediğinize çoğu zaman bakmaz. Ne yaptığınıza bakar. Bu sebeple beden dili, ses ve sözden oransal olarak her zaman daha yüksektir. Evde öfke varsa çocukta taşar. Evde ilgisizlik varsa çocuk da donuk olur. Evde saygısızlık varsa çocuk da kabalaşır. Şayet evde sevgi varsa, o sevgi ve şefkat çocukta filizlenir.
Belki de yeniden başlamamız gereken yer çok da uzakta değil. Kendi evimiz, kendi dilimiz, kendi davranışımız. Kısaca; kendimize bakalım, özümüze dönelim.Çünkü okul ailede başlar.
Ve unutmayalım: bu ülkenin geleceğini mükemmel akademik çocuklar değil; akademik yetkinliği yüksek, tam donanımlı ve elbette merhametli, şefkatli, vicdanı olan çocuklar kurtaracak.