“ESKİSİ OLMAYANIN ‘YENİ’Sİ OLMAZ...” MI?

Türk siyasi tarihine baktığımızda ana akım partiden koparak çeşitli kırılmalar yaşandığına çok şahit olduk.Fakat bazı kırılmalar vardır ki yalnızca bir partiyi değil, bütün siyasi sistemi ve denklemi değiştirir. 1961, 1980, 2001 ekonomik krizi ve ardından yaşanan 2002 seçimleri...

Bugün CHP eksenli yaşanan gelişmeler de bunlardan biri olmaya aday görünüyor.

Mahkeme kararıyla CHP’nin 2023 kurultayının iptal edilmesinin ardından Kemal Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlığa dönmesi, Özgür Özel’in ise 91 milletvekiliyle birlikte CHP’den ayrılarak Yeni Parti’yi kurması, TBMM aritmetiğini doğrudan değiştirdi. Yeni Parti, milletvekili sayısıyla ana muhalefet konumuna yükselirken, CHP; parlamentodaki ağırlığını önemli ölçüde kaybederek beşinci parti konumuna geriledi.

Bu artık yalnızca CHP’nin iç meselesi değil. Türkiye siyasetinin de yeni başlangıç ve kırılma noktasını ifade ediyor.

CHP TARİHİNİN EN BÜYÜK AYRIŞMALARINDAN BİRİ YAŞANIYOR

Cumhuriyet tarihi boyunca CHP, birçok iç tartışma yaşadı. Ancak bugünkü tablo çok farklı...İlk kez parti teşkilatının büyük bölümü, milletvekillerinin önemli kısmı ve yerel yönetim kadrolarının geniş kesimi farklı bir siyasi organizasyonda buluşuyor. Basında çıkan haberlere baktığımızda Özgür Özel ile birlikte 91 milletvekili yeni oluşuma katıldı ve bu durum parlamentodaki güç dağılımını doğrudan etkiledi. Bu sebeple mesele yalnızca “lider değişimi” değil. Yeni bir muhalefet mîmârisi kuruluyor. Kısaca; sadece bir parti bölünmedi, muhalefetin haritası da değişti.

ASIL MÜCADELE ARTIK İKTİDARLA DEĞİL, MUHALEFETİN KENDİ İÇİNDE

Siyaset ile az çok ilgilenen bir kişi bilir ki, en zor seçimlerden biri rakiple mücadele değildir. Aynı seçmene hitap eden iki yapı arasındaki rekabettir. Bugünden sonra CHP ile Yeni Parti’nin hedef kitlesi büyük ölçüde aynı sosyolojik zeminden beslenecek.

Dolayısıyla bu durum; aday belirlemeyi, belediye dengelerini, teşkilat yapılanmalarını ve seçim ittifaklarını tamamen değiştirebilir.

Siyaset biliminde buna “aynı havuzdan oy çekme rekabeti” deniliyor. Bu rekabet çoğu zaman dış rakipten daha yıpratıcı olabiliyor. Ki her zaman böyle olmuştur. İki partiyi de çok zorlu bir süreç bekliyor. Muhalefetin en büyük imtihanı bölünme mi olacak, yoksa yeniden bir doğuş mu yaşanacak?

AK PARTİ AÇISINDAN YENİ FIRSATLAR DOĞABİLİR Mİ?

Bütün bu gelişmelere ek olarak denklemin hem dışında hem içinde yer alan bir parti var. O da AK Parti… Herkesin aklından “bu gelişme iktidara yarar mı?” sorusu geçiyor. Kesin bir cevap verebilmemiz mümkün değil. Fakat uluslararası analizlerde ortak bir değerlendirme dikkat çekiyor. Reuters, muhalefetin parçalanmasının Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın siyasi avantajını artırabileceğini, özellikle seçim stratejileri açısından yeni bir tablo oluşturabileceğini analiz ediyor. Financial Times da benzer biçimde, muhalefet oylarının yeniden dağılmasının iktidarın işini kolaylaştırabileceğine dikkat çekiyor.

Fakat elbette bunun tersi de vuku bulabilir. Eğer Yeni Parti, 2024 yerel seçimlerinde oluşan değişim talebini yeniden mobilize edebilirse, muhalefetin yeni bir merkez oluşturma ihtimali de göz ardı edilemez. Dolayısıyla bugün için “kazanan belli” demek gerçekçi olmaz. Yine de bu parçalanmanın AK Parti’ye her şekilde olumlu yansıyacağını savunan siyaset bilimciler de var.

SEÇMEN PSİKOLOJİSİ BELİRLEYİCİ OLACAK

Türkiye’de son yıllarda seçmen davranışı önemli ölçüde değişti. Lider sadakati devam ediyor. Fakat performans algısı da en az kimlik kadar etkili hale geldi.Bugün CHP seçmeni önünde üç seçenek var. Kılıçdaroğlu liderliğindeki CHP’yi desteklemeyi sürdürmek, Özgür Özel’in kurduğu Yeni Parti’ye yönelmek ya da sandığa gitmeyerek tepki göstermek. Veya tam tersi, son seçimlerde de gördüğümüz üzere tepki oylarıyla oyları aşağıya çekmek. Hangi eğilimin ağır basacağını önümüzdeki aylarda yapılacak kamuoyu araştırmalarıyla daha net görebileceğiz.

ULUSLAR ARASI BASIN NE DİYOR?

Uluslararası medya gelişmeyi yalnızca parti içi kriz olarak değerlendirmiyor.AP, bunu Türkiye muhalefetinde büyük bir yeniden yapılanma olarak tanımlarken, Reuters; süreci parlamentonun yeniden şekillenmesi açısından kritik görüyor. Financial Times ise bu ayrışmanın yalnızca CHPyi değil, 2028 seçimlerine giden siyasi rekabeti de değiştirebileceğini yazıyor. Dış gözlemciler Türkiye’de muhalefetin geleceğinin artık tek bir parti üzerinden okunmayacağı ortak vurgusunda birleşiyor.

TARİH BU SÜRECİ NASIL YAZABİLİR?

Bütün bu yaşananlar Türk siyasi tarihine de önemli bir viraj olarak kayda geçecek. Bilindiği üzere Türk siyasetinde bazı bölünmeler yeni partiler doğurdu.Bazıları kısa sürede etkisini kaybetti.Bazıları ise ülkenin siyasi eksenini değiştirdi.Bugün yaşanan kırılmanın hangi kategoriye gireceğini zaman gösterecek. Siyasette bir saat yıllara bedel olabiliyor. Fakat şimdiden söylenebileceğimiz bir gerçek varsa, o da; 2026 yılı CHP tarihinde yalnızca bir yönetim değişikliği olarak değil, muhalefetin yeniden tanımlandığı bir yıl olarak anılacağıdır.

BUNDAN SONRASI VE MUHTEMEL SENARYOLAR

Peki, bundan sonra ne olacak?

Önümüzde birkaç kritik başlık öne çıkıyor.

Yeni Parti’nin ülke genelinde ne kadar hızlı teşkilatlanacağı, CHP’nin örgütsel bütünlüğünü ne ölçüde koruyacağı, belediye başkanlarının hangi çizgide konumlanacağı, muhtemel seçim ittifaklarının nasıl şekilleneceği ve seçmenin “değişim” talebinin hangi adreste karşılık bulacağı önemli eşikler olacak.

Bu başlıklar yalnızca muhalefetin değil, Türkiye siyasetinin genel yönünü de belirleyebilecek derecede önem arz ediyor.

ESKİSİ OLMAYANIN ‘YENİ’Sİ OLMAZ MI?

Netice olarak; mevcut tabloya baktığımızda en büyük risk, muhalefetin enerjisinin iktidar ile rekabet yerine kendi iç rekabetine yönelmesidir diyebiliriz. Bu durum kısa vadede siyasi kutuplaşmayı artırabilir ve seçim stratejilerini yeniden şekillendirebilir. Öte yandan, yeni oluşumun güçlü bir teşkilat kurması, net bir program ortaya koyması ve seçmene yeni bir “siyasal hikâye” sunabilmesi hâlinde, muhalefet bloğunda yeni bir denge de oluşabilir. Bugün için hangi senaryonun gerçekleşeceğini kesin biçimde söylememiz mümkün değil elbette. Bunu belirleyecek olan, liderlerin performansı kadar seçmenin yönelimi ve vereceği kararda olacaktır. Kimileri de “eskisi olmayanın yenisi olmaz” diyerek farklı bir tutum mu sergileyecek, onu da bizlere zaman gösterecek.

Diğer yandan, bugün yaşananları yalnızca CHP’nin bölünmesi olarak okumamak gerekiyor. Bu gelişme, Türkiye’de muhalefetin örgütlenme biçimini, Meclis’teki güç dağılımını ve seçim stratejilerini yeniden şekillendirebilecek târihî bir dönüm noktasıdır. Önümüzdeki süreçte belirleyici olacak unsur mahkeme kararlarından çok, seçmenin sandıkta hangi siyasi hikâyeye daha fazla güven duyacağı olacaktır. Türkiye siyaseti artık yeni bir döneme girmiş durumda. Bu dönemin kazananını ise yalnızca zaman ve seçmen belirleyecek. Ve elbette en iyi “hikâyesi” olan hep bir adım önde olacak.