Magazin Haber- Prens Giray Altınok, Pamukkale Üniversitesi’nde öğrenci olduğu yıllarda Denizli’nin kavurucu sıcağında yaşadıkları “susuzluk” krizini tüm samimiyetiyle anlattı. Üniversite yıllarında evlerine tam 9 ay boyunca su faturası gelmediğini belirten Altınok, o dönem bunu büyük bir avantaj sandıklarını söyledi. Evde adeta hamam işletmeye başladıklarını esprili bir dille anlatan ünlü oyuncu, “Ev pırıl pırıldı, çiçekleri günde üç kere suluyoruz, sürekli yıkanıyoruz. Su faturası gelmiyor diye seviniyoruz” ifadelerini kullandı. Yaşanan teknik bir aksaklık nedeniyle biriken borcun astronomik bir rakama ulaştığını söyleyen Altınok, durumu “2 milyar dolar su borcumuz birikmişti, o zamanın parasıyla” sözleriyle mizahi bir şekilde aktardı. Altınok, Pamukkale Üniversitesi’nde Sosyoloji Bölümü’nde eğitim görmüştü.

“2 MİLYAR DOLAR SU BORCUMUZ BİRİKMİŞ…”
Ünlü oyuncu Giray Altınok’un işte o samimi açıklamaları; “Denizli’de üniversite öğrencisiyken sularımız kesildi. Evimize 9 aydır su faturası gelmiyordu. Biz de bunu çok avantajlı bir durum sandık ve evde adeta hamam işlettik. Ev pırıl pırıldı; çiçekler günde üç kere sulanıyor, sürekli yıkanılıyordu. Derken bir gün sular kesildi. Gidip baktığımızda, 9 aydır bize fatura gelmediğini öğrendik. Meğer fatura, bizden önceki kiracılara da 5 yıldır gelmiyormuş. Bir aksaklık olmuş. Bizim 2 milyar dolar su borcumuz birikmişti, o zamanın parasıyla. “Biz bunu ödeyemeyiz” dedim. “Biz de suyu açamayız” dediler. Evden de çıkamayız; öyle bir paramız yok. Mayıs ayının başıydı ve artık suyumuz yoktu. Yani imparatorluktan zebelliye döndük. Evde üç kişiyiz; yaza giriyoruz. Denizli yazın adeta 253 derece! Böyle bir sıcakta susuz yaşamamız mümkün değil”

“APARTMANIN OTOPARKINDAKİ ÇEŞMEYE HORTUM BAĞLADIK”
Anısını anlatırken izleyicileri kahkahaya boğan Altınok, çözümü alt kattaki başka bir apartmanın otoparkındaki çeşmeye hortum bağlamakta bulduklarını söyledi. “O çeşmeye hortum bağladık, ikinci kattaki eve çektik ve her şeyimizi balkonda hortumla yıkamaya başladık: Kendimizi, bulaşıklarımızı, kıyafetlerimizi… Hijyen açısından hayatımın en kötü dönemiydi. Bütün yaz böyle geçti. Kışa girerken yavaş yavaş zatürre tehlikesi, hatta ölüm tehlikesi gibi durumlar baş göstermeye başladı. Bir de karşı apartmandan şikâyet geliyordu: “Karşıda sapıklar var, balkona çıkıp hem kendilerini hem çamaşırlarını yıkıyorlar” diye. Sonunda o evden çıkmak zorunda kaldık. Bizden birkaç gün sonra eve yine öğrenciler taşındı. Muhtemelen onlara “Su işini çözmek üzereyiz, siz girin” denmiştir. O balkon bizden sonra da kim bilir ne duşlar gördü; çünkü hortumu bırakmıştık”





