Türkiye, başkent Ankara’da 7-8 Temmuz’da NATO Devlet ve Hükûmet Başkanları Zirvesi’ne ev sahipliğine yapacak. Başkent Ankara’daki bu târihî zirve; yeni güvenlik doktrininden dijital cepheye, NATO 3.0’dan yeni güvenlik tanımlamalarına, tanktan çipe, askerden algoritmaya uzanan geniş bir yelpazede gerçekleşecek. Kısaca; Ankara’da sadece bir zirve yapılmayacak, küresel güvenliğin kodları yazılacak ve NATO kendini yeniden tanımlayacak. Tarihin mühim bir dönemecine hep birlikte şahitlik edeceğiz.
Öyle değil mi; bazı zirveler vardır sonuç bildirisi yayımlanır, aile fotoğrafı çekilir ve birkaç gün sonra gündem değişir. Ama bazı zirveler vardır ki, yıllar sonra dönüp baktığınızda aslında tarihin yön değiştirdiğini anlarsınız. İşte 7-8 Temmuz 2026 tarihinde Ankara’da yapılacak olan NATO Liderler Zirvesi ikinci gruba giriyor. Zira bu toplantının konusu sadece Rusya, Ukrayna ya da savunma harcamaları değil. Asıl mesele21. yüzyılın güvenlik anlayışının yeniden yazılması…Tankların, savaş uçaklarının ve füze sistemlerinin yanına artık veri merkezleri, yapay zekâ algoritmaları, kuantum teknolojileri ve siber ağlar ekleniyor. Yani gündem teknolojik tehditler...
Ankara’da konuşulacak başlıklar; yalnızca NATO’nun değil, önümüzdeki on yılın küresel güç dengesini de etkileyecek gibi görünüyor.
NATO NEDEN BİR KEZ DAHA KABUK DEĞİŞTİRİYOR?
1949’da Sovyet tehdidine karşı kurulan NATO, Soğuk Savaş boyunca klasik askerî caydırıcılık üzerine inşâ edilmişti. 1991’den sonra terörizm, kriz yönetimi ve bölgesel istikrar ön plana çıktı. Bugün ise üçüncü büyük dönüşümün yaşandığını söyleyebiliriz. Birçok uzmanın “NATO 3.0” diye tanımladığı bu yeni dönemde artık temel soru şu:Bir ülkeyi işgal etmek için tank göndermeniz gerçekten gerekiyor mu?Belki de hayır. Son dönemde yaşananlar da bize bunu gösteriyor. Elektrik şebekesini durdurmak, bankacılık sistemini çökertmek, uydu ağlarını devre dışı bırakmak veya yapay zekâ destekli dezenformasyonla seçimleri etkilemek. Çok akıllıca değil mi? Oturduğunuz yerden bir tuşla bunları yapabilirsiniz. Zira bu saydıklarımız klasik askerî saldırılardan çok daha büyük sonuçlar doğurabiliyor. Bu sebeple NATO; güvenliği yalnızca kara, hava ve denizden ibaret görmüyor. Artık “beşinci cephe” var. Oda“dijital dünya…” İşte, Ankara Zirvesi’nin en önemli gündemlerinden biri tam da bu olacak.
YAPAY ZEKÂ ARTIK SİLAH DEĞİL, KOMUTAN YARDIMCISI
Bugünün orduları artık sadece asker sayısıyla ölçülmüyor. Veri (data) en önemli güç artık. Kim daha hızlı veri işliyor? Kim daha doğru hedef tespiti yapıyor? Kim saldırıyı dakikalar önce tahmin edebiliyor? Kim elektronik harp ortamında iletişimini sürdürebiliyor? Askerî üstünlük giderek bu soruların cevabına bağlı hâle geliyor.
ABD, Çin ve Avrupa’nın milyarlarca dolarlık savunma yatırımlarının önemli bölümü artık yapay zekâ, otonom sistemler, çip teknolojileri, veri merkezleri ve siber güvenlik altyapısına yöneliyor. NATO'nun son yıllardaki bütün stratejik belgelerinde “innovation”, “AI”, “data” ve “resilience” kavramlarının ağırlık kazanması tesadüf değil. Ankara Zirvesi’nin de bu dönüşümün uygulama safhasına geçileceği toplantı olması bekleniyor.
ÇİN NEDEN MASADA?
Evet, Çin neden masada? Çin, dünyanın çok yönlü ve önemli bir denge unsuru olarak karşımızda duruyor. Resmî olarak Çin, NATO’nun düşmanı değil. Fakat artık yalnızca ekonomik bir rakip olarak da görülmüyor. Çin’in; yapay zekâ,5G,kuantum hesaplama, yarı iletken üretimi, uzay teknolojileri, kritik madenler ve veri altyapıları alanındaki yükselişi batı cephesinde güvenlik meselesi olarak değerlendiriliyor. Washington merkezli düşünce kuruluşları ile Avrupa’daki güvenlik raporları, teknolojik bağımlılığın; geleceğin en büyük stratejik kırılganlığı olabileceğini uzun süredir vurguluyor. Bu sebeple NATO’nun gündeminde artık sadece Rusya değil, teknoloji rekabeti de bulunuyor. Ankara’da bu başlığın daha belirgin hale gelmesi sürpriz olmayacaktır.
TÜRKİYE NEDEN BU KEZ FARKLI BİR KONUMDA?
Bence zirvenin en dikkat çekici tarafı bu hususta… Türkiye uzun yıllar NATO’nun doğu kanadını koruyan güçlü askerî ülkelerden biri olarak görüldü. Ama bugün tablo tamamen farklı. Artık Türkiye;savunma teknolojisi üreten, İHA ve SİHA geliştiren, elektronik harp sistemleri ihraç eden, mühimmat üretim kapasitesi artan ve ortak üretim projelerinde yer alan güçlü bir ülke konumunda. Bu yalnızca askerî başarı değil. Ekonomik anlamda da savunma sanayisinin küresel tedarik zincirindeki ağırlığını arttırır nitelikte…
NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin Ankara zirvesini “uygulama zirvesi” olarak tanımlaması ve savunma sanayi üretiminin hızlandırılacağını vurgulaması da bu dönüşümün bir göstergesi. Zirvede savunma yatırımları, ortak üretim ve sanayi kapasitesi önemli başlıklardan biri olacak. Öyle ki; Ankara Zirvesi’nin ilk gününde ‘NATO Zirvesi Savunma Sanayi Forumu’nda Savunma Sanayisi üretiminin arttırılmasına odaklanılacak. Rutte’nin “gerçek bir transatlantik savunma sanayi devrimi başlatıyoruz” beyanatı da bunu destekler nitelikte. Zirvede milyarlarca dolarlık yeni savunma sanayi anlaşmalarının açıklanması bekleniyor. Bu bağlamda NATO içinde daha güçlü bir Avrupa anlamına gelen “NATO 3.0”ı inşâ etmek en önemli başlıklardan biri olarak masada olacak. Bunun için de savunma sanayi üretimini ciddi ölçüde arttırmak gerekiyor. Savunma ekonomisi yeniden şekillenecek ve bu süreçte Türkiye’ye çok iş düşecek.
SAVUNMA EKONOMİSİ YENİ BÜYÜME ALANI MI?
Bugün yalnızca güvenlik konuşulmuyor. Savunma sanayisi artık ekonomik büyümenin de önemli motorlarından biri. Avrupa ülkeleri savunma harcamalarını ciddi biçimde artırıyor. Yeni mühimmat fabrikaları kuruluyor. Çip üretimi destekleniyor.Askerî Ar-Ge yatırımları büyüyor. Bu tablo, klasik anlamda ‘silahlanma yarışı’ndan farklı...Artık mesele yalnızca daha fazla silah üretmek değil. Daha hızlı üretmek ve daha akıllı üretmek… Ve bunu yaparken de müttefiklerle birlikte yapmak. Bu yüzden Ankara’daki Savunma Sanayi Forumu da zirvenin en kritik bölümlerinden biri olarak görülüyor.
KARADENİZ, ORTA DOĞU VE YENİ JEOPOLİTİK DENKLEM
Ankara’nın NATO Zirvesi’nde ev sahibi olması yalnızca sembolik bir anlam ifade etmiyor. Türkiye; Karadeniz’e açılan kapı, Kafkasya’nın bağlantı noktası, Doğu Akdeniz’in önemli aktörü, Orta Doğu ile Avrupa arasındaki köprü ve enerji koridorlarının merkezinde bulunan stratejik ve jeopolitik ülke konumunda…
İşte bu sebeple; Rusya-Ukrayna savaşı sürerken, Orta Doğu’da kırılganlık devam ederken ve enerji güvenliği yeniden ön plana çıkmışken NATO’nun Ankara’da toplanması jeopolitik açıdan güçlü bir mesaj niteliği taşıyor.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da zirve öncesinde ittifak içinde dayanışmanın güçlendirilmesi, savunma sanayi kısıtlamalarının kaldırılması ve Türkiye’nin Avrupa güvenliğindeki rolünün daha fazla dikkate alınması gerektiğinin altını çizdi. NATO içinde “Avrupalılaşma” süreci hızlanıyor diyebiliriz. Avrupa cephesine baktığımızda Avrupa artık güvenlikte Washington’a eskisi kadar bağımlı olmak istemiyor.
Türkiye; NATO içinde birlik, Türkiye’ye uygulanan savunma sanayi kısıtlamalarının kaldırılması ve bunlara ek olarak Avrupa güvenlik mimarisinde daha fazla yer almak istiyor. Dolayısıyla Türkiye bu zirveyi yalnızca bir güvenlik toplantısı olarak değil, siyâsî pazarlık zemini olarak da görüyor çıkarımı yapabiliriz. Ki bunda çokça haklı sebepler mevcut.
ANKARA’DAN SONRA NE DEĞİŞEBİLİR?
Zirvenin ardından elbette bir gecede yeni bir NATO ortaya çıkmayacak. Fakat kodlar yeniden yazılacak, ciddi bir güncelleme yapılacak. Diğer taraftan şu eğilimlerin güçlenmesi muhtemeldir ki; savunma harcamalarının artırılması ve uygulamaya dönük takvimlerin hızlanmasına şahit olabiliriz. Ortak savunma sanayii projelerinin ve tedarik zincirlerinin genişlemesini görebiliriz. Yapay zekâ, siber güvenlik ve kritik altyapı korumasında daha fazla ortak standart oluşturulması gündeme gelebilir. Avrupa’nın savunmada daha fazla sorumluluk üstlenmesi, ancak bir taraftan da transatlantik bağın korunması ortaya çıkabilir. Türkiye’nin de savunma teknolojileri ve bölgesel konumu dolayısıyla karar alma süreçlerinde söz sahibi ve daha faal bir aktör hâline gelmesi kuvvetle muhtemeldir.
ANKARA’DA YAZILACAK YENİ GÜVENLİK DOKTRİNİ: NATO ARTIK ESKİ NATO DEĞİL!
Netice olarak; Ankara Zirvesi’nin en önemli tarafı, NATO’nun “neye karşı savunma yapacağı” sorusundan çok, “nasıl savunma yapacağı” sorusuna cevap arıyor olmasıdır. 21. yüzyılın savaşları yalnızca cephelerde yaşanmıyor. Cephelere ek olarak veri merkezlerinde, çip fabrikalarında, uydu ağlarında ve algoritmaların içinde şekilleniyor. Bu sebeple Ankara’da alınacak kararlar sadece askerî stratejileri değil, teknoloji yatırımlarını, savunma sanayisini ve hatta küresel ekonominin yönünü de etkileyecek.
Türkiye açısından ise bu zirve, yalnızca başarılı bir ev sahipliği meselesi olmayacak. Eğer savunma teknolojilerindeki üretim kapasitesini, diplomatik ağırlığını ve jeostratejik konumunu doğru değerlendirebilirse, bu zirve; Türkiye’nin NATO içinde “kanat ülkesi” kimliğinden “stratejik karar ortağı” kimliğine geçişini sembolize eden dönüm noktalarından biri olarak tarihe geçebilir. Bu ihtimalin gerçekleşmesiyse elbette yalnızca coğrafyanın sağladığı avantajlara değil; teknoloji üretmeye, kurumsal kapasiteyi güçlendirmeye ve uzun vâdeli stratejik tutarlılığı korumaya bağlı olacaktır. Ankara’da yazılacak yeni güvenlik doktrini ve savunma ekonomisi de “NATO 3.0” ile çok farklı bir perspektif kazanacak ve Türkiye’yi merkeze taşıyacak.
--
“AY YILDIZ KARARGÂHI” NATO ZİRVESİ İLE İLK RESMÎ ORGANİZASYONA EV SAHİPLİĞİ YAPACAK
‘Türk Silahlı Kuvvetleri’nin komuta kademesini tek çatı altında toplayacak “Ay Yıldız Müşterek Karargâhı” ilk resmi organizasyonuna 36. NATO Zirvesi ile ev sahipliği yapacak. Karargâhın temeli 30 Ağustos 2021’de atılmıştı ve kaba inşaatının büyük kısmı da tamamlandı. Ay Yıldız Karargâhı, ilk resmî organizasyonuna 7-8 Temmuz’da Ankara’da gerçekleştirilecek “NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi” kapsamında ev sahipliği yapacak.Zirve kapsamında konuk Savunma Bakanları ve NATO üst düzey temsilcileri onuruna ‘Ay Yıldız Karargâhı’ndaresepsiyon verilecek. Resepsiyonun yerleşkenin “Yıldız” kısmında verilmesi planlanıyor. Ülkemize hayırlı olmasını temenni ediyoruz.