İçimizi serinleten o eski sohbetler nerede?
Eskiden havaların ısınması, toplumsal bir kavuşmanın da habercisiydi. Güneş çekilip de akşamüstü serinliği şehre yayıldı mı, komşunun kapı önü mahallenin en prestijli salonuna dönüşürdü. Sokaktaki çocuklar, oyunlarından geri kalmamak için yoğurtlu ekmekle geçiştirirlerdi, annelerimiz çay demler içerlerdi. Klima dediğimiz o lüks kutular hayatımıza bu kadar girmemişti henüz. Sıcakla mücadele etmenin yolu, bir arada olmak sohbet etmekle bir bardak suyun ferahlığıyla paylaşmaktı.
Bugün ise havaların ısınmasıyla birlikte bambaşka bir manzara karşılıyor bizi. Modern şehir hayatı, beton binalar ve asfalttan yükselen bunaltıcı dalga, bizi sokaklardan koparıp klimalı odaların yapay serinliğine mahkum etti. Havalar ısındıkça kabuğumuza çekiliyor, kapılarımızı kapatıyor ve o yapay serinliğin içinde adeta dış dünyadan izole oluyoruz.
Peki, ne ara sıcağın o birleştirici doğasını kaybettik de yapay serinliklerin yalnızlığına sığındık?
Tabii ki teknolojinin konforunu reddetmek, modern dünyanın getirdiği kolaylıkları görmezden gelmek haksızlık olur. Ancak klimaların bizi sadece sıcaktan değil, birbirimizden de uzaklaştırıyor gibi. Kapı önü sohbetlerin yerini alan o uğultulu serinlik, aslında dijitalleşen ve bireyselleşen hayatımızın küçük birer özeti. Sokakta hal hatır sormanın, bir esnafla sohbet etmenin; akıllı cihazların ekranlarından sızan o soğuk ışıkta kaybolup gidiyor.
Diyeceğim o ki doğa, her şeye rağmen bize o eski alışkanlıklarımızı hatırlatacak kadar güçlü ve cömert. Bugün yapay serinliklerin ardına saklanmak yerine; havaların ısınmasını bir kaçış değil, bir geri dönüş fırsatı olarak görebiliriz. Akşam serinliğinde bir parka yürümek, balkonda derin bir nefes almak, mahalledeki o tanıdık yüze bir tebessüm etmek...