Eskiden insanlar yarını çok hesap etmeden yaşardı. Şimdi herkes temkinli. Harcarken iki kere düşünüyor, konuşurken bile tartıyor. Çünkü kimse tam olarak neye güveneceğini bilmiyor. Asıl mesele de burada başlıyor zaten.
Bakın, ekonomi dediğimiz şey sadece para değil. Biraz da güven işi. İnsan yarına inanırsa harcar, esnaf önünü görürse yatırım yapar, genç “ben burada bir şeyler kurarım” der kalır. Ama güven yoksa… herkes kendi kabuğuna çekiliyor.
Sokakta bunu hissediyorsun. İnsanlar eskisi gibi rahat değil. Birbirine karşı da mesafeli, olan bitene karşı da. Sanki herkesin içinde küçük bir “acaba” var. O “acaba” büyüdükçe ne umut kalıyor ne huzur.
En kötüsü de şu: Söylenenle yaşanan birbirini tutmayınca, insanın inancı kırılıyor. Para kaybedersin, yerine koyarsın. Ama güven gidince öyle kolay geri gelmiyor. İçten içe bir boşluk bırakıyor.
Belki de bu yüzden artık kimse yüksek sesle umut kurmuyor. Herkes daha sessiz, daha kendi halinde. Çünkü beklenti yükseldikçe hayal kırıklığı da büyüyor.
Benim gördüğüm şu; mesele sadece ekonomi değil. Hatta belki de en büyük mesele o değil. Asıl sorun, insanların artık tam anlamıyla inanamaması… ne söze, ne sisteme, ne de yarına.
Ve işin garibi, en çok eksikliğini hissettiğimiz şey de bu: Güven.
Belki de gerçekten en büyük kaybımız cebimizdeki para değil… İçimizde azalan o duygu.
Kalın sağlıcakla...