TRUMP’IN İRAN SATRANCI DÜNYAYA PAHALIYA PATLIYOR

Dünya siyasetini bir satranç tahtasına benzetebiliriz. Taşlar yerinde duruyor gibi görünür ama aslında her hamle, birkaç adım sonrasını hedefleyen yeni hamlelerin habercisidir.

Son zamanlarda ABD Başkanı Donald Trump’ın İran politikası da tam olarak böyle bir görüntü çiziyor. Gerçi bu ve benzeri aksiyonlar Trump’ın ruhunda var. Bir gün sert açıklamalar gelirken, bakıyorsunuz ertesi gün müzakere mesajları veriliyor. Bir gün İran’a baskı artırılıyor, birkaç gün sonra petrol satışına yönelik geçici lisans açıklanıyor. Hürmüz Boğazı konusunda da benzer bir tablo ortaya çıkıyor. Kimi zaman “açılmalı” mesajları gelirken, kimi zaman fiili durumun oluşmasına sessiz kalındığı görülüyor.İlk bakışta tutarsız gibi görünen bu tablo aslında Trump’ın yıllardır kullandığı müzakere tarzının bir uzantısını teşkil ediyor.

Burada şu soruyu sormamız kritik. Hürmüz neden bu kadar önemli bir pozisyonda yer tutuyor ve kullanışlı bir argüman olarak sahaya sürülüyor? Mesele nükleer mi, Hürmüz mü? Mevzu buraya nasıl geldi? Trump’ın saati saatine tutmayan çıkışlarına rağmen eldeki verilerle gelin mevzuya dair biraz sondaj yapmaya çalışalım.

Dünya petrol ticaretinin yaklaşık beşte biri Hürmüz Boğazı’ndan geçiyor. Bilindiği üzere LNG taşımacılığında da benzer bir kritik role sahip. Reuters’in son analizlerine göre boğazdaki her gerilim petrol fiyatlarını anında etkiliyor. Bu sebeple Hürmüz sadece İran’ın ya da Körfez ülkelerinin meselesi değil. Londra’daki yatırımcıyı da ilgilendiriyor, Şanghay’daki fabrikayı da. İstanbul’daki sanayiciye de uzanıyor, Ankara’daki tüketiciye de… Petrol fiyatındaki her 10 dolarlık artış dünya genelinde enflasyon baskısını yükseltebiliyor. Bu yüzden Hürmüz aslında modern ekonominin “şah damarı” konumunda yer alıyor.

TRUMP GERÇEKTEN NE YAPMAK İSTİYOR?

Evet, aslında yazımıza sebep olan asıl sorumuz da bu. Trump gerçekten ne yapmak istiyor? Trump’ın temel hedefi –herkesin malumu- İran ile dost olmak falan değil. Burada temel hedef, İran’ı kontrol altında tutarken enerji piyasalarını da yönetebilmek… Trump’ın siyasi karakterine bakıldığında sürekli aynı metodu kullandığı görülüyor. Önce maksimum baskı, sonra kontrollü geri çekilme.Ardından yeni bir pazarlık süreci… Bu yöntem geçmişte Çin ile ticaret savaşlarında da görüldü.Meksika ile göç krizinde de. Dolayısıyla NATO tartışmalarında da buna şahit olduk.İran dosyasında da benzer bir model işliyor. Önce askerî baskı yükseltiliyor.Sonra diplomasi kapısı açılıyor. Peşi sıra ekonomik tavizler gündeme geliyor.Amaç belli. Rakibi masaya zayıf oturtmak… Fakat İran’ın müzakerelerdeki psikolojik hamleleri ve ABD’nin hamlelerine göre anlık gelişen isabetli politik manevraları Trump’ı ve ekibini zor duruma düşürmeye devam ediyor.

21 AĞUSTOS’A KADAR VERİLEN PETROL LİSANSI NE ANLAMA GELİYOR?

ABD Hazine Bakanlığı’nın İran petrolünün üretimi, taşınması ve satışına yönelik 60 günlük genel lisans yayınlaması sıradan bir karar değil. Bu izin, İran’ın uluslararası denetimlere açılması ve Hürmüz’de serbest geçiş konusunda verdiği taahhütlerle bağlantılı. Bu kararın anlamını şu şekilde de tevil edebiliriz. Washington ilk kez uzun yıllardan sonra İran’a ekonomik nefes alma alanı açıyor. Fakat bu kalıcı bir durum değil. Bir tür deneme süreci diyebiliriz. Başka bir deyişle Trump yönetimi Tahran’a şu mesajı veriyor: “Kurallara uyarsan müeyyideler gevşeyebilir. Uymazsan yeniden sıkılaştırırım…” Yukarıda da bahsettiğimiz üzere tam bir klasik Trump yaklaşımı ile karşı karşıyayız. Tam teslimiyet değil.Tam mutabakat da değil.Kontrollü baskı...

“TRUMP’IN İNADI 6 MİLYAR DOLARA PATLADI”

“Trump’ın inadı 6 milyar dolara patladı” başlıklı haberler bu haftanın önemli başlıkları arasındaydı.Bu başlık aslında Hürmüz krizinin dünya ekonomisine çıkardığı maliyetleri ifade ediyor.Petrol fiyatlarındaki yükseliş, navlun maliyetleri, sigorta giderleri ve tedarik zinciri aksamaları milyarlarca dolarlık ek yük oluşturdu.Özellikle tanker taşımacılığı ve enerji şirketleri açısından kriz oldukça pahalıya mâl oldu. Reuters ve enerji piyasası analizleri, sadece birkaç haftalık kesintinin bile milyarlarca dolarlık maliyet oluşturduğunu gösteriyor. Yani kısaca, Trump; İran üzerinde baskı kurmak isterken, küresel enerji piyasaları da ciddi bir bedel ödedi.

Bu noktada Bürgenstock görüşmelerinede değinmemiz yerinde olacaktır. Geleceğin küresel ekonomisinin ve ticaretinin inşâsı açısından bu görüşmeler önemli bir eşik teşkil ediyor.

İsviçre’nin Bürgenstockşehrinde ABD ve İran’ın Pakistan ile Katar’ın arabuluculuğunda bir araya gelmesi çok önemliydi. Zira bu görüşmeler gerilimi düşürmeye yönelik kritik adımlardan biri olarak görülüyor. Bu toplantıları sadece İran meselesi ile ilintili görmemek gerekiyor. Ateşkes mekanizması, Hürmüz geçiş güvenliği, petrol ve müeyyideler üç temel başlık. Özetle; dünyanın enerji güvenliğinin masada olduğunu net bir şekilde ifade edebiliriz.

İRAN’IN STRATEJİSİ NE?

Bu süreçte İran cephesini de değerlendirmek meselenin anlaşılması adına yerinde olacaktır. İran açısından bakıldığında mesele elbette yalnızca petrol satmak değil. Tahran yönetimi Hürmüz’ü elindeki en güçlü jeopolitik koz olarak görüyor.Askerî açıdan ABD ile yarışa gireceğini pek düşünmüyorum. Fakat bu noktada enerji piyasalarını etkileyebilir.Bu yüzden İran tamamen geri adım atmıyor.Tamamen çatışmaya da gitmiyor. İran, “kontrollü gerilim” stratejisi izliyor. Bu yaklaşım İran’a müzakere masasında pazarlık gücü sağlarken, diğer yandan da hamleler özelinde Trump’a yönelik “aynalama” stratejisi güdüyor.

ÇİN FAKTÖRÜ NEDEN KRİTİK?

Çin’i bu süreçte denklem dışında tutmak gerçekçi ihtimalleri göz ardı etmek olur. Zira,İran petrolünün en büyük müşterilerinden biri Çin… Körfez enerji güvenliğinin en büyük paydaşlarından biri ve küresel üretim zincirinin merkezi… Trump’ın Pekin ziyareti ve Xi Jinping ile görüşmeleri aslında İran dosyasından ayrı bir mevzu değil. Hatırlanacağı üzere, Trump; Pekin görüşmelerini son derece müspet olarak tanımlamış ve Xi’yi ABD’ye davet etmişti. Washington, İran dosyasında Pekin’i tamamen karşısına almak istemiyor. Dolayısıyla ABD-Çin rekabeti devam ederken, enerji konusunda iş birliği kanalları da açık tutuluyor.

TÜRKİYE BU DENKLEMİN NERESİNDE?

Gelelim Türkiye’ye… Ülkemiz bu açıdan önemli ve etkin bir “gizli özne” konumunda… Türkiye son yıllarda jeopolitik ağırlığını artırdı. Karadeniz’den Doğu Akdeniz’e, Kafkasya’dan Körfez’e kadar geniş bir diplomatik alan oluşturdu. İran-ABD geriliminde Türkiye’nin üç önemli avantajı olduğunu görüyoruz. Bunlardan ilki; enerji koridoru olması… Avrupa enerji güvenliğinde Türkiye’nin önemi her geçen gün artıyor. İkincisi; diplomatik bir kanal olması… Hem batı, hem de bölge ülkeleriyle konuşabilen nâdir aktörlerden biri. Üçüncüsü; ticaret merkezi potansiyeli… Küresel tedarik zincirlerinin yeniden şekillendiği dönemde Türkiye’nin lojistik avantajı artık daha fazla öne çıkıyor. İşte Trump da 7-8 Temmuz tarihinde Ankara’da düzenlenecek NATO zirvesinin 36. liderler toplantısına katılmak için Türkiye’ye gelecek. Trump’ın Türkiye ziyaretini yalnızca NATO zirvesi ve bir diplomatik nezaket olarak görmemek gerekiyor. Bu ziyareti bölgesel güç dengeleri açısından da okumak yerinde bir okuma olacaktır.

TRUMP: CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN’I ÇOK MUTLU EDECEK BİR ŞEY YAPACAĞIM

ABD Başkanı Donald Trump ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasındaki devletler üstü ikili ilişkiyi bilmeyen yok. Öyle ki Trump, Ankara’da düzenlenecek NATO zirvesine Cumhurbaşkanı Erdoğan’a duyduğu saygı sebebiyle katılacağını;NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ile Oval Ofis’te düzenlediği basın toplantısındaaçıkça ifade etti. Trump, “Erdoğan harika bir lider, çok güçlü bir kişi, ordusu da harika. O, Türkiye'yi seviyor ve harika bir iş çıkarıyor, saygın bir adam, saygın bir lider ve benim dostumdur" dedi. Trump, CNN Türk ABD Temsilcisi Yunus Paksoy’un “Türkiye'ye jet motoru ve F-35 satışı konusunda Ankara’ya güzel haberlerle gidip gitmeyeceği” yönündeki sorusunu da cevapladı. Trump, “Sanırım öyle yapacağım. Türkiye bir NATO üyesi. Bazıları Türkiye’yi öyle görmüyor ama aslında öyle. O, NATO’nun güçlü bir üyesi. Evet, muhtemelen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı çok mutlu edecek bir şey yapacağım” dedi. Öyle görünüyor ki jet motoru ve F-35 savaş uçağı Trump’ın Türkiye bavulunda yerini almış.

ÖNÜMÜZDEKİ SÜREÇ VE GELECEK BEKLENTİLERİ ŞEKİLLENİYOR

Şimdi asıl meselemize dönelim. ABD-İran çekişmesi ve karşılıklı psikolojik savaş nereye evrilecek? Aslında veriler bize her şeyi söylüyor. Ne tam savaş, ne tam barış. Bunun yerine iki tarafın da işine gelecek şekilde uzun süreli kontrollü gerilim.Petrol fiyatları zaman zaman sert hareketlere maruz kalabilir. Hürmüz Boğazı tamamen kapanmaz fakat tam bir sükûnet sağlanmadan da tamamen eski normaline dönmeyebilir. Elbette ABD ile İran arasında sınırlı anlaşmalar söz konusu olacaktır. Burada da Çin; arka planda dengeleyici bir rol üstlenecektir. Türkiye ise hem enerji, hem diplomasi, hem de ticaret açısından bu süreçten kazançlı çıkabilecek ülkeler arasında yer alabilir.

Trump’ın ilk etapta asıl hedefi İran’ı yenmek falan değil. İran’ı yönetilebilir bir rakip haline getirmek. Çünkü Washington için bugün en büyük stratejik rakip Tahran değil, Pekin… Bu sebeple İran dosyası aslında Hürmüz’den çok daha büyük bir hikâyenin parçası. O hikâyenin adı ise yeni dünya güç dengesi…Önümüzdeki yıllarda petrol tankerleri kadar diplomasi masaları da dünyanın geleceğini belirlemeye devam edecek. Ve elbette Türkiye’nin bu yeni düzende alacağı pozisyon; yalnızca bölgesel değil, küresel ölçekte de belirleyici rol oynayacak.