“TÜİK’LE TİYATROYU KARIŞTIRDILAR!”

“Rivayete göre Hacivat ve Karagöz’ün doğuştan göbek delikleri yoktur. Neden mi? Hiç kimseye göbekten bağlı olmasınlar ve her şey ile herkesi rahatça eleştirebilsinler diye!”

MATEMATİKSEL İDDİAYA, SANATSAL SAHİCİ BİR YANIT!

“Rakamların Cinleri, Ceplerinde Beş beşleri!” Bu ne bir ekonomi yazısı başlığı, ne eğlenceli bir haber, ne de bir “köşe dönücüyü” anlatan yolsuzluk öyküsünün manşeti. Bu kültür-sanat, daha doğrusu tiyatro üzerine oldukça “derinlikli ve önemli saptamalara yer veren” bir köşe yazısı başlığı... Bu köşeye geçtiğimiz Şubat ayında Genel Yayın Yönetmenliğini tecrübeli Gazeteci Ahmet Deda’nın yaptığı Egeyön Haber İnternet Sitesi’nde rastladım. Genç tiyatrocu ve Denizli Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Sinan Küçüköz’ün imzasını taşıyordu yazı. (Yazıyı ilgiyle okuduk ve hatta birkaç yerde paylaşmadan da edemedik) Altını biraz araştırınca, bir polemik yazısından öte sosyal medyada ortaya atılan bir takım iddialara detaylı ve yerinde saptamalar getiren bir cevap yazısı olduğu belliydi.

ENLERİN BELEDİYESİ’NDEN, HALKIN BELEDİYESİ’NE!

Bu yazıların kaynağı da; önceki dönem büyükşehir yönetiminin Şehir Tiyatrosu yöneticilerinden doğru gelen dedikodu kıvamında sosyal medya eleştirilerinden başka bir şey değildi. Her şeyin “en büyüğünü, en ihtişamlısını, en pahalısını ve dev olanını” yapan ya da yaptığını iddia eden, bunu sık sık ilan edip duyuran bir belediye yönetiminin kültür-sanata, tiyatroya bakışı da doğal olarak sayılar ve istatistikler üzerinden olacaktı. Ve öyle de oldu. Yapılanları eleştirmek için bile yine o balon sayı ve matematik hesaplara sığınıyorlardı. Eski yönetimin kadrolarından gelen bu sosyal medya yazışmalarından bir tanesi ise şöyleydi; “Sevgili hocam doğru söylüyorsun çalıştay yapılıyor. Denizli’den kimse yok, sevinmiştim Kültür Daire Başkanlığına sanatçı bir arkadaşımız geldi diye. Maalesef hayal kırıklığı. Taşıma su ile değirmen dönmez. Biz tiyatrocu olarak Denizli Büyükşehir Belediyesi olarak sezonu açarken Denizli’deki bütün grupları davet ediyorduk, hep beraber sezonu açıyorduk. Denizli’deki özel tiyatrolar, amatör tiyatrolara salonu ücretsiz tahsis ediyorduk. Sözde halkçı bir belediye geldi ama maalesef hepsi yok oldu. 2018 yılında 125.000 seyirci ile kapattık sezonu. Gelinen nokta 10.000-15.000 seyirciye düştü. Şehir tiyatrosunun seyircisi… Şehir Tiyatrosu genel sanat yönetmeninin yaptığı ilk iş sahne arkasında şehir tiyatrosunda çıkan oyunların afişlerini kaldırmak olmuş. Bizlerin adlarını bile tahammül edemeyen bir yönetim nasıl sanatçısına sahip çıkar sorarım sizlere.” (Eski Yönetici)

YANLIŞ HESAP TİYATRODAN DÖNDÜ!

Kısacası; önceki Denizli Büyükşehir yönetimiyle (Osman Zolan dönemi) kültür-sanat ve Belediye Şehir Tiyatrolarının faaliyetlerine halk-izleyici katılımının Mart 2024 yılında seçilen CHP’li yönetimle (Bülent Nuri Çavuşoğlu ile birlikte) düştüğü iddia ediliyor. Ve 8 aylık bir gösteri (tiyatro) sezonunda daha önce 100-125 bin izleyici varken yeni dönemde bu rakamın 10-15 binli rakamlara kadar indiği belirtiliyordu. Bunun üzerine biz de (Enes’in de yardımı ile) biraz da eski yönetimin şehir tiyatrosu kadrolarına uyup (şeytana değil) onların hesaplarının bir benzerini yaptık. Evet, tiyatro sezonu 8 ay. O zamanlar bu kentte en fazla haftada 3 oyun sahnelenmiş. (Bu tutanakla da sabit) 8 ay 32 hafta yapar. 32 hafta 3 oyundan toplam 96 oyun sahnelenebilir. Hadi oyun sayısı 100, salon da 482 kişi ama sandalyelerle 500 kişilik olsun!? Toplamda 50 bin seyirci yapar. Nerede o onlarca haber ile ilan edilen, duyurulan 2018 yılının sezonda 100 bin, 125 bin seyircili Denizli izleme rekorları. Hele bir de Antalya Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu’nun bir sezonda 268 oyunla sadece 75 bin tiyatrosevere ulaşabildiği bir yerde Denizli Büyükşehir’in o eski rekorları acaba şişirme birer balon muymuş?

SANATIN CEBİ YOKTUR!

Denizli Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Sinan Küçüköz’ün aşağıda tamamını verdiğimiz yazısı da bu iddialar üzerine kaleme alınmış bir yazı idi. Bu tür eleştirel yaklaşımlara karşı dile getirilmiş sanatçı isyanı idi. İşkembe-i kübradan atılan rakamlara, sanatı matematiğe ve istatistik verilere dönüştürenlere verilen okkalı bir cevaptı. Ve Küçüköz bu yazısıyla adeta tiyatro gösterisi izleme ve halk katılımının yeni dönemde düştüğünü öne sürenlere; “Sanat matematik değildir, hesaplı-kitaplı ise hiç değildir! Sanat; “bağımsızlık, bağlantısızlık ve özerkliktir!” cevabı veriyordu. Biz de Sinan Küçüköz’ün yazısının ara başlıklarında da dediğimiz gibi, “TÜİK’le tiyatroyu karıştırana sanatçı denmez! Sanatçı kulluk etmez, teşekkür eder! Sanat sadece eğlence değil “dönüşüm” üretir! Sanatın asli görevi insanları yukarı çağırmaktır! Sanatın cebi yoktur!” yorumu yapmaktan kendimizi alamadık.

BİR YAZI; “RAKAMLARIN CİNLERİ, CEPLERİNDE BEŞ-BEŞLERİ!”

İşte Küçüköz’ün o çarpıcı yazısı da şöyle;

Sanat ile iktidar arasındaki mesafe, aynı zamanda sanatçının kendi vicdanına mesafesidir. O mesafe açıldığında sanat, ya propaganda metnine dönüşür ya da ancak şık bir dekor olur. Bugün Türkiye’de kültür alanında konuşulan dilin giderek daha fazla sayılara, tablolara, “rekorlara” yaslanması tesadüf değil. Bu dil, siyasal iktidarın yıllardır kullandığı retoriğin kültür alanındaki izdüşümüdür. “Şu kadar seyirciye ulaştık. Bu sezon doluluk oranımız yüzde doksan beş. En çok izlenen oyun…”

“TÜİK’LE TİYATROYU KARIŞTIRANA SANATÇI DENMEZ!”

Bu cümleleri5 duyduğunuzda bir kültür sanat değerlendirmesi mi dinliyorsunuz, yoksa ekonomik büyüme sunumu mu? İktidar da yıllardır sözde başarılarını rakamlarla paketleyip servis ediyor. Enflasyon oranları, büyüme yüzdeleri, istihdam grafikleri… Ve biz, özellikle de muhalif insanlar, açıklanan verilerin güvenilirliğini sorguluyoruz. Türkiye İstatistik Kurumu tarafından açıklanan her veri başlığında uzun uzun tartışmalar yapmıyor muyuz? Peki, kültür alanına gelince neden aynı refleksi göstermiyoruz? Bir tiyatro kurumu “rekor seyirci” dediğinde tartışmasız alkışlanacak mı sanıyorsunuz? Bu rekorun estetik bir karşılığı yok! Zaten rakamlarınız da yalan! Sanatın etiği vardır dostlar. Evet, etik estetikten önce gelir. Çünkü estetik tercih, aynı zamanda bir dünya görüşüdür. Hangi hikâyeyi anlattığınız, nasıl anlattığınız, kime alan açtığınız; hepsi etik bir tercihtir.

SANATÇI KULLUK ETMEZ, TEŞEKKÜR EDER!

Eğer sanatçı olduğunu iddia eden birisi, programının başında kent yöneticilerine bağlılığını ilan etmeyi hatta utanmadan sıkılmadan yaltaklanmayı sanatının ön koşulu hâline getiriyorsa, burada estetikten önce etik bir sorun vardır. Teşekkür etmek başka, kulluk etmek başkadır. Ama unutmayın; Kulluk, sanatı değil sadece bunu yapan sanat icracısını küçültür. Çünkü sanat, güç karşısında eğilmek için değil, gerektiğinde onu rahatsız etmek için vardır! Sanatın görevi toplumun taleplerine cevap vermek de değildir. Bu cümle kulağa sert gelebilir ama gerçeğin kendisi serttir.

SANAT SADECE EĞLENCE DEĞİL “DÖNÜŞÜM” ÜRETİR!

“Halk bunu istiyor” diyerek yapılan savunma, sanatta en konforlu ve en tehlikeli sığınaktır. Halkın ne istediğini kim belirliyor? Gişe raporları mı? Alkış süresi mi? Sosyal medya beğenileri mi? Hayır, hiçbiri değil. Sanat, talebe göre şekillenen bir hizmet sektörü değildir. Sanat, çıtayı yükseltir. Halkın algı düzeyini yukarı çeker. Zorlar, rahatsız eder, düşündürür. Eğer sanat yalnızca mevcut beğeniyi tekrar ediyorsa, eğlence üretir; ama dönüşüm üretmez. Eğlence meşrudur, kimse buna itiraz etmiyor ama eğlenceyi sanatın zirvesi gibi sunmak, ya estetik bir yanılsamadır, ya da cukka doldurma peşindeki arsız kötücüllerin art niyeti.

SANAT MATEMATİK DEĞİLDİR, HESAPLI-KİTAPLI İSE HİÇ DEĞİLDİR!

Bugün bazı (sözüm ona) tiyatrocuların sayılarla kurduğu ilişki, nitelikten çok niceliği kutsayan bir anlayışa işaret ediyorsa bunun temelinde sanatsal bir kaygı değil maddi çıkarlar vardır. Kaç temsil? Kaç seyirci? Kaç turne? Oysa sorulması gereken başka sorular var: Kaç risk? Kaç yeni biçim denemesi? Kaç politik cesaret? Kaç estetik arayış? Bir oyunun yüz kez oynanması, o oyunun yüz kez gerekli olduğu anlamına gelmez. Salonların dolu olması, sahnedeki metnin güçlü olduğu anlamına gelmez. Hele ki o salonlar taşıma usulü seyirciyle, zorunlu katılımlarla, kurumsal yönlendirmelerle dolduruluyorsa, o doluluk oranı bir estetik başarı değil, yine halkın parasıyla yapılan sıradan bir organizasyon başarısıdır.

SANATIN ASLİ GÖREVİ İNSANLARI YUKARI ÇAĞIRMAKTIR!

Asıl mesele şu: Sanatçı kimdir? Alkışa göre yön değiştiren biri mi, yoksa alkış azalacak diye sözünü kısmayan biri mi? Siyasileri, bürokratların, yöneticilerim adını anmadan konuşamayan biri mi, yoksa gerektiğinde o erk sahiplerine soru sorabilen biri mi? Eğer ikinci tip giderek azalıyor, birincisi çoğalıyorsa, burada bir kültürel iklim sorunu var demektir. İktidarın yarattığı ve kendisini sanatçı ilan eden insanların alet ve araç olmayı kabullendiği bir iklim sorunu hem de! Oysa sanat, sadece toplumun aynası değildir; aynı zamanda merdivenidir. Olmak zorundadır. Ayna olmak kolaydır. Var olanı yansıtırsınız. Merdiven olmak zordur. İnsanları yukarı çağırırsınız. Yukarı çıkmak zahmetlidir ama sanatın asli görevi budur! İnsanları yukarı çağırmak!

SANAT; “BAĞIMSIZLIK, BAĞLANTISIZLIK VE ÖZERKLİKTİR!”

Seyirci sayısına sığınmaksa, çoğu zaman kendi yetersizliğinizi örtmenin en vasat yoludur. “Bakın doluyor” demek, “Bakın derinleştik” demek değildir. Bir oyunun başarısı, kaç kişinin izlediğiyle değil; kaç kişinin zihninde yer ettiğiyle ölçülür. Bu farkı kaybettiğimiz anda, sanat iktidarların kültür politikalarının bir maşası hâline gelir. Yani belki de en rahatsız edici soru şudur: Sayılara bu kadar yaslanmamızın nedeni gerçekten başarı mı, yoksa içten içe bildiğimiz bir boşluğu örtme çabası mı? Ya da (daha korkuncu) bir takım maddi alışverişlere duyulan özlem mi? Sayılar masum değildir. Sayılar, bağlamından koparıldığında birer propaganda aracına dönüşür. Sayıları çarpıtmak, sayılarla yalan söylemek ise bambaşka bir ahlaki sorundur. Sanat belirsizliği sever. Soru sorar. Netlik iddiasında bulunmaz. Eğer sanatçı da aynı kesinlik diliyle konuşuyorsa, “Bakın ne kadar büyüdük” diyorsa, erklerin yozlaşmış retoriğine de o kadar yaklaşmış, o kadar alet olmuş olur. Oysa efendiler; Sanatın en temel etiği, özerkliktir, özerklik! Türk Halk Biliminde uyumak istemeyen yaramaz çocukları korkutmak için kullanılan anonim bir çocuk tekerlemesi vardır.
“Rakamların cinleri,/ Bellerinde fenerleri,/ Ellerinde süpürgeleri,/ Bit kadar her biri,/ Dağdar edilmiş dilleri,/ Mil çekilmiş gözleri, Hoplaya zıplaya, vuruyorlar kapıya,/ Tak tak, dank dank…/ (Anonim olan bu tekerlemeye Son dizesini değiştirsem, Dede Korkut affeder mi acaba beni?) Cepleri doldurmak tek dertleri. (Sinan KÜÇÜKÖZ)

BİR BAŞARI, BİR ÖDÜL!

"Sığıntılar" ve "Su Perisi Lara" gibi oyunlarla verimli bir profil çizen Denizli Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu 2025-2026 sezonunda da sanatseverlerin yoğun ilgisini çekmeye devam ediyor. Slavomir Mrozek'in "Sığıntılar" oyunuyla sezonu açan ve bu oyunu ile uluslararası bir ödüle de layık görülen Şehir Tiyatrosu’nda "Su Perisi Lara'nın Maceraları (Suyun Gizemi)" gibi çocuk oyunları da, çocuklar ve öğrenciler için sergileniyor. Nisan 2024 tarihinden itibaren önüne iddialı bir kültür-sanat vizyonu hedefi koyan ve "Sanat Şehri Denizli" belgisiyle hareket eden Denizli Büyükşehir Belediyesi; Belediye Şehir Tiyatrosu ile hem kent merkezindeki sahnelerde hem de ilçelerde turne programları ile bu iddiasını gerçekleştirmek için yoğun çaba harcıyor. Büyükşehir’in en önemli kültür sanat kozu ya da aracı olan Denizli Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu bir yandan 15 yaş ve üzeri için kursiyer seçmeleriyle de yeni yetenekleri sahneye kazandırmayı ve yerel kaynakları harekete geçirmeyi hedefliyor. Öte yandan Denizli Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu, sahnelediği “Sığıntılar” adlı oyunla uluslararası bir başarıya imza attı. 11. Uluslararası Anadolu Tiyatro Ödülleri kapsamında düzenlenen değerlendirmede, oyunun yönetmeni Sinan Küçüköz, başarılı rejisi “Yılın Yönetmeni” ödülüne layık görüldü. Denizli Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Sinan Küçüköz’ün rejisini üstlendiği “Sığıntılar” oyunu, sahneleme tekniği, dramatik yapısı ve estetik diliyle seçici kuruldan tam not aldı. Uluslararası ölçekte düzenlenen ödül organizasyonunda elde edilen bu başarı, Denizli’nin tiyatro alanındaki çalışmalarını bir kez daha ön plana çıkardı. Polonyalı yazar Slavomir Mrozek’in eserinden sahneye uyarlanan “Sığıntılar”, modern dünyanın güncel ve hassas konularını ele alıyor. Aidiyet, yabancılaşma ve hayata tutunma çabalarını merkezine alan oyun, prömiyerinden bu yana izleyicilerden yoğun ilgi ve beğeni topladı. Aldığı uluslararası ödülle başarısını pekiştiren yapım, izleyicilere güçlü bir sahne deneyimi sunmayı sürdürüyor.