Zam Geldi… Geçim de Geliyordur İnşallah

Asgari ücrete %27 oranında zam yapıldı.

Hayırlı uğurlu olsun.

Oranın açıklanmasının ardından ülke genelinde kısa süreli bir rahatlama nefesi duyuldu.

Ama bu ses uzun sürmedi.

Ancak çok geçmeden, pazara giren herkesin yüz ifadesi yeniden o tanıdık ifadeye büründü:

“Şimdi ben buraya ne almaya geldim?”

Zam güzel.

Kağıt üzerinde.

Hesap makinesinde.

Tabloda.

Gerçek hayatta ise durum farklı.

Çünkü bu zam, maaşım banka hesabıma ulaşmadan önce kiraya uğruyor, bu zam, şahsen daha zamlı maaşı alamadan aidata gelen zamlar bana göz kırpıyor, faturalar selam veriyor.

Cüzdana ulaşması biraz zaman alıyor.

Geçen ay ki rakamlarla bile zar zor idare edilebilen bir rakama %27 daha eklemek, hayatı birdenbire daha ucuz hale getirmeyecek.

Ancak bu artışın tam olarak nerede hissedileceği sorusu ortaya çıkıyor.

Market fişinin en altında mı?

Pazarda mı?

Yoksa sadece üzerinde “maaş bordrosu” yazan o tek sayfalık kağıtta mı?

Asgari ücretle çalışan bir işçi için bu zam şu anlama geliyor:

Bir tatil seçeneği değil,

Gelecek hayali değil,

“Ayı biraz daha az zararla kapattım” hissi.

Başka bir deyişle, sevinç var ama fısıltı şeklinde.

Kutlama yok, sadece bir uyum süreci.

Asgari ücret konusunu her yıl konuşuyoruz.

Her yıl bunun yeterince iyi olup olmadığını tartışıyoruz.

Sonra hayat kendi bildiğini okuyor. Belki de sorun maaşta değildir. Belki de hayat çok pahalıdır? Ama kim bilir…

Zam geldi.

Geçim de gelir bir yerden.

İnşallah.