Anneler Günü’nde insanlar genellikle çiçek alır, sofralar kurar, aile ziyaretlerine gider. İzmir Karşıyaka’da ise bu yıl başka bir şey oldu: İnsanlar koştu. Sadece spor yapmak için değil; bir fikri, bir dayanışmayı, bir vicdanı büyütmek için… 37’ncisi düzenlenen Zübeyde Hanım Koşusu, yine yüzlerce insanı aynı hatta buluşturdu. Anayasa Meydanı’ndan başlayıp Zübeyde Hanım’ın anıt mezarında son bulan bu yürüyüş ve koşu, aslında Türkiye’nin modernleşme hikâyesine verilen sessiz bir selamdı. Kırmızı karanfiller bırakıldı, annelerin değeri konuşuldu, Cumhuriyet’in kurucu hafızası bir kez daha hatırlandı. Ama bu yıl törenin içinde başka bir görüntü daha vardı. Ellerinde “Küba İçin Güneş Topluyoruz” pankartları taşıyan bir grup insan, binlerce kilometre ötedeki bir ada ülkesinin karanlıkta kalmaması için ses yükseltiyordu. Bakın ne kadarda güzel anlatıyordu yazının girişinde verdiğimiz Ülkü Tamer'in Karacaoğlan'dan esinlenerek yazdığı, Zülfü Livaneli tarafından ölümsüzleştirilen "Güneş Topla Benim İçin" şiiri; umudu, hasreti ve dayanışmayı.
KÜBA İÇİN GÜNEŞ TOPLAYANLAR
Jose Marti Küba Dostluk Derneği tarafından Ankara Valiliği “06.2026.4513” faaliyet numaralı izni ile yürütülen kampanya, ilk bakışta teknik bir enerji projesi gibi görünebilir. Güneş paneli, inverter, enerji depolama sistemi… Oysa meselenin özü elektrik değil; insan hayatı. Çünkü bugün Küba yaklaşık 60 yıldır devam eden ağır bir ABD ablukası altında yaşam mücadelesi veriyor. Soğuk Savaş yıllarında başlayan bu ekonomik kuşatma, aradan geçen onca zamana rağmen sona ermedi. Özellikle Donald Trump döneminde yaptırımlar daha da sertleştirildi; petrol tedariki, finans sistemi ve dış ticaret üzerindeki baskılar yoğunlaştırıldı. Bugün adadaki enerji krizinin temel nedenlerinden biri de bu uzun süreli ekonomik abluka. Bugün Küba’da yakıt ve enerji teminindeki darboğazlar nedeniyle hastaneler zaman zaman elektrik kesintileriyle karşı karşıya kalıyor. Elektrik olmayınca sadece lambalar sönmüyor; ventilatörler duruyor, görüntüleme cihazları çalışmıyor, ilaçların saklandığı sistemler risk altına giriyor. İşte Küba’nın bugün yöneldiği en önemli çıkış yollarından biri yenilenebilir enerji yatırımlarında somutlanıyor. Güneş enerjisi, yalnızca teknik bir tercih değil; aynı zamanda dışa bağımlılığı azaltmanın ve ablukanın yarattığı baskıyı hafifletmenin yollarından biri olarak görülüyor. İşte tam da bu yüzden “güneş toplamak” aslında yaşamı savunmak anlamına geliyor.
FİLİSTİN’DEN KÜBA’YA BU ABLUKA BİRGÜN DAĞILACAK!
İzmir Karşıyaka’daki Zübeyde Hanım Koşusu’nda bizim ülkemiz açısından dikkat çeken şey ise, insanların yalnızca kendi gündelik sorunlarına kapanmamasıydı. Ekonomik krizin derinleştiği, yoksulluğun büyüdüğü bir ülkede (Türkiye’de) bile başka bir halkın derdine omuz vermeye çalışan insanların varlığı önemliydi. Bu halk korsan İsrail işgali altındaki Filistin’de de, ABD ablukasındaki Küba’da da aynı reaksiyonu vermişti. Bu duruş çok önemliydi. Çünkü dayanışma, bolluk zamanlarının değil; zor zamanların erdemidir.
Evet, bugün dünyada siyaset giderek daha sert, daha bencil ve daha kutuplaştırıcı bir dil üretiyor. Böyle bir dönemde bir grup insanın “uzaktaki bir hastanenin ışığı sönmesin” diye kampanya yürütmesi küçümsenecek bir şey değil. Belki de bu yüzden, Anneler Günü’nde yapılan en anlamlı işlerden biri buydu, İzmir Karşıyaka’daki kampanya. Çünkü annelik sadece doğurmak değil; korumak, yaşatmak ve başkasının acısını hissedebilmektir. Karşıyaka’da koşanlar biraz da bunun için koştu. Küba için… İnsanlık için…
Ve karanlığa karşı biraz daha güneş biriktirebilmek için.