Sağlık

Ne yediğimiz ruh hâlimizi nasıl etkiliyor? Demirci’den kritik uyarılar

Tükettiğimiz yiyecekler ve günlük beslenme düzenimiz kaygı seviyemizi nasıl etkiliyor? Diyetisyen Gülçin Demirci, beslenme ile ruh sağlığı arasındaki bağın detaylarını açıkladı.

Sağlık Haber- Günlük hayatta tükettiğimiz gıdaların stres ve kaygı üzerindeki etkilerini değerlendiren Diyetisyen Gülçin Demirci, beslenme düzeni ile ruh hâli arasında önemli bir ilişki bulunduğunu belirtti. Demirci, "Şu besini tüketirsek kaygımız artar" şeklinde tek yönlü bir ilişkiden söz etmek yerine, genel beslenme düzenine bakmak gerekiyor" dedi.

Beynin çalışabilmek için enerjiye ve çeşitli besin öğelerine ihtiyaç duyduğunu ifade eden Demirci, "Günlük beslenmemizde aldığımız karbonhidrat, protein, yağ asitleri, vitamin ve mineraller; sinir sistemi işlevleri, hormonların ve nörotransmitterlerin üretimi, enerji metabolizması ve bağışıklık sistemi gibi birçok süreçte rol oynuyor." dedi.

Bağırsaklar ile beyin arasındaki çift yönlü iletişime de dikkat çeken Demirci, "Bağırsak-beyin ekseni olarak adlandırılan bu sistem üzerinden bağırsak mikrobiyotası, bağışıklık sistemi, metabolik ürünler ve sinirsel-hormonal mekanizmalar ruh hâli ve stres yanıtıyla ilişkilendiriliyor" ifadelerini kullandı.

BESLENME İLE KAYGI ARASINDA ÇİFT YÖNLÜ İLİŞKİ

Güncel bir sistematik derleme ve meta-analizin sağlıksız beslenme modellerinin daha yüksek kaygı belirtileri ile ilişkili olduğunu ortaya koyduğunu belirten Demici, fast-food, ultra işlenmiş gıdalar ve Batı tipi beslenme örüntülerine dikkat çekti. Ancak bu çalışmaların gözlemsel olduğuna işaret ederek, "Sağlıksız beslenme kesin olarak kaygıya neden olur demek yerine, aralarında anlamlı bir ilişki olduğunu söylemek bilimsel açıdan daha doğru" dedi. Ayrıca ilişkinin çift yönlü olabileceğini vurgulayarak, "Kaygı ve stres yaşayan bir kişi düzensiz beslenmeye, öğün atlamaya veya yüksek şeker ve yağ içeren yiyeceklere daha fazla yönelebilir" diye ekledi.

KAFEİN VE ŞEKER KAYGIYI TETİKLER Mİ?

Kafein tüketiminin kişisel toleransa göre değerlendirilmesi gerektiğini belirten Demirci, "Fazla miktarda tüketildiğinde veya kişide kafeine karşı hassasiyet olduğunda çarpıntı, huzursuzluk, gerginlik ve uyku problemleri gibi belirtiler ortaya çıkabiliyor. Bu belirtiler bazı kişiler tarafından kaygı hissine benzer şekilde deneyimlenebiliyor. Özellikle kaygıya, çarpıntıya veya uyku bozukluğuna duyarlı kişilerde daha düşük miktarlar bile sorun oluşturabilir. Ayrıca yatmaya yakın alınan kafein uykuyu olumsuz etkileyebilir; kötü uyku da ertesi gün stres ve kaygı hissini artırabilir.” Dedi.

ŞEKER VE KAYGI İLİŞKİSİ

Şeker tüketimine de değinen Demirci, “Şekerin tek başına ve her bireyde doğrudan kaygıya neden olduğunu söylemek için yeterli kanıt bulunmuyor. 2024 yılında yayımlanan bir sistematik derleme, özellikle eklenmiş şeker tüketimi ile kaygı arasında olası bir ilişki olduğunu bildirmiş; ancak çalışmaların önemli bir bölümünün gözlemsel olması nedeniyle nedensellik konusunda kesin bir sonuca varılamayacağını belirtmiştir" dedi.

Asıl dikkat edilmesi gereken noktanın kişinin genel beslenme düzeni olduğunu belirten Demirci, şekerli içecekler, tatlılar ve ultra işlenmiş gıdaların ağırlıklı olduğu bir beslenme düzeninin daha düşük kaliteli bir beslenme düzenine dönüşebileceğini ifade etti .

KAYGIYI AZALTMAK İÇİN NASIL BESLENMELİ?

Kaygıyı azaltmak amacıyla tek bir "mucize besin" aramak yerine sürdürülebilir ve dengeli bir beslenme düzeni oluşturmanın önemine değinen Diyetisyen Gülçin Demirci, "Öncelikle öğünlerin uzun süre atlanmaması ve gün içerisinde yeterli enerji alınması önemli. Uzun süre aç kalmak, kan şekeri dalgalanmaları ve yoğun açlık bazı kişilerde titreme, halsizlik, çarpıntı gibi kaygı belirtilerine benzeyen fiziksel hislere yol açabilir. Bu nedenle kişiye uygun, düzenli bir öğün düzeni oluşturulmalıdır." şeklinde konuştu.

Beslenmenin temelini sebze ve meyveler, tam tahıllar, kurubaklagiller, kaliteli protein kaynakları, zeytinyağı, yağlı tohumlar ve balık gibi besinlerin oluşturduğu dengeli bir beslenme modelinin oluşturabileceğini belirten Demirci, bu yaklaşımın Akdeniz tipi beslenme modeline oldukça yakın olduğunu belirtti.

Omega-3 yağ asitlerinden zengin besinlere yer vermenin ve vitamin-mineral çeşitliliğini sağlamanın önemine işaret eden Demirci, vitamin ve mineral takviyelerinin yalnızca kaygıyı azaltmak amacıyla bilinçsiz şekilde kullanılmaması gerektiğini belirtti.

Demirci, şu sözlerle uyarılarını tamamladı:

"Son olarak şunu özellikle vurgulamak gerekir: Beslenme, kaygının tek nedeni veya tek tedavisi değildir. Genetik özellikler, yaşam koşulları, uyku düzeni, stres, fiziksel aktivite, hormonal ve tıbbi durumlar ile psikolojik faktörler de kaygı düzeyini etkileyebilir. Süreklilik gösteren veya günlük yaşamı ciddi şekilde etkileyen kaygı durumlarında profesyonel psikolojik/psikiyatrik destek alınması önemlidir."