<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>DRT TV | Denizli Haber | Haber Denizli | Denizli Son Dakika</title>
    <link>https://www.drttv.com</link>
    <description>Doğru, güvenilir, tarafsız ve özgün habercilik. Denizli'nin televizyonu, Denizli'nin tek televizyonu. Denizli Haber, Haber Denizli, Güncel Denizli, Denizli Güncel, Denizli Haberleri.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.drttv.com/rss/saglik" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Thu, 14 May 2026 07:01:04 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.drttv.com/rss/saglik"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Nadir Vaka Başarıyla Sonuçlandı]]></title>
      <link>https://www.drttv.com/nadir-vaka-basariyla-sonuclandi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.drttv.com/nadir-vaka-basariyla-sonuclandi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Pamukkale Üniversitesi (PAÜ) Hastaneleri Göğüs Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Gökhan Öztürk tarafından gerçekleştirilen operasyonla, iç organları ters yerleşimli olan ve akciğer kanseri teşhisi konulan hasta sağlığına kavuştu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sağlık Haber - </strong><a href="https://www.drttv.com/paude-onemli-etkinlik"><span style="color:#3498db">PAÜ</span></a> Hastaneleri Göğüs Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Gökhan Öztürk, 59 yaşındaki kadın hastaya ilişkin süreci şu sözlerle anlattı: “Hastamız akciğerinde fark edilen bir leke nedeniyle kliniğimize başvurdu. Yaptığımız ileri tetkikler sonucunda bu lekenin akciğer kanseriyle uyumlu bir kitle olduğunu tespit ettik. Ancak hastamızı özel kılan durum, tüm iç organlarının ters yerleşimli olmasıydı. Tıpta ‘situs inversus totalis’ olarak adlandırılan bu durum oldukça nadir görülmektedir ve yaklaşık her 50 bin kişiden birinde karşımıza çıkar. Situs inversus totalis durumunda organlar ayna görüntüsü şeklinde yer değiştirdiği için cerrahi sürecin daha karmaşık hale geldiğini söyleyebilirim. Bu nedenle ameliyat planlamasını standart vakalara göre çok daha dikkatli yapıyoruz. Ayrıca literatüre baktığımızda, bu durumla birlikte akciğer kanseri görülen vaka sayısının oldukça sınırlı olduğunu görüyoruz.”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:center"><img alt="Denizli Haber Paü Hastanelerinde Nadir Vaka Başarıyla Ameliyat Edildi" height="271" src="https://drttvcom.teimg.com/drttv-com/uploads/2026/05/denizli-haber-pau-hastanelerinde-nadir-vaka-basariyla-ameliyat-edildi.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="600" /></p>

<p></p>

<h2><strong>Dr. Öğr. Üyesi Gökhan Öztürk: “Organları ters yerleşimli olsa bile, doğru planlama ve deneyimli bir ekiple başarılı sonuçlar elde etmek mümkün”</strong></h2>

<p>Ameliyat sürecine ilişkin bilgi veren Öztürk, “Tüm bu anatomik farklılıklara ve hastamızın eşlik eden kronik hastalıklarına rağmen ameliyatımızı başarıyla gerçekleştirdik. Kanserli akciğer lobunu, yani lobektomiyi sorunsuz şekilde çıkardık. Operasyon sırasında herhangi bir komplikasyonla karşılaşmadık. Hastamızın ameliyat sonrası takibi sorunsuz ilerledi ve sağlığına kavuşarak taburcu edildi. Bu tür nadir <a href="https://www.drttv.com/pau-hastanelerinde-ileri-isik-tedavisi-basladi"><span style="color:#3498db">vaka</span></a>larda doğru planlama ve deneyimli bir ekip ile başarılı sonuçlar elde edilebileceğini bir kez daha görmüş olduk.” ifadelerini kullandı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>HABER MERKEZİ</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.drttv.com/nadir-vaka-basariyla-sonuclandi</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 19:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://drttvcom.teimg.com/drttv-com/uploads/2026/05/denizli-haber-pau-hastanelerinde-nadir-vaka-basariyla-ameliyat-edildi3.jpeg" type="image/jpeg" length="24518"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Deri kanserini önlemek elimizde...]]></title>
      <link>https://www.drttv.com/deri-kanserini-onlemek-elimizde</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.drttv.com/deri-kanserini-onlemek-elimizde" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Pamukkale Üniversitesi (PAÜ) Hastaneleri Deri ve Zührevi Hastalıklar Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ahmet Metin, Deri Kanseri Farkındalık Haftası kapsamında yaptığı açıklamalarda güneşten korunma, risk faktörleri ve düzenli deri muayenesinin deri kanserinin önlenmesinde önemli olduğunu belirtti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sağlık Haber - </strong>PAÜ Hastaneleri Deri ve Zührevi Hastalıklar Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ahmet Metin yaptığı açıklamada şunları ifade etti: “Deri kanserinin önlenmesi büyük ölçüde güneşin zararlı etkilerinden korunmaya bağlıdır. Deri kanseri, dünyada en sık görülen ve giderek artan önemli bir sağlık sorunudur. En sık görülen türler bazal hücreli ve skuamöz hücreli kanserlerdir; daha tehlikeli seyreden melanom ise erken fark edilmediğinde ciddi sonuçlara yol açabilmektedir. Bilimsel veriler, özellikle açık tenli kişilerde deri kanseri vakalarının büyük bölümünün güneşten gelen ultraviyole (UV) ışınlarına bağlı olduğunu ve doğru korunma yöntemleriyle büyük oranda önlenebileceğini göstermektedir. Deri kanseri gelişiminde hem genetik (kalıtsal) hem de çevresel faktörler etkilidir. Açık ten rengi, mavi veya yeşil göz, sarı ya da kızıl saç, vücutta çok sayıda ya da farklı görünümlü ben bulunması ve ailede deri kanseri öyküsü önemli risk faktörleridir. Bunun yanında güneşe uzun süre korunmasız maruz kalmak ve solaryum (yapay bronzlaştırma cihazları) kullanmak riski belirgin şekilde artırır. Özellikle çocukluk ve ergenlik döneminde yaşanan şiddetli güneş yanıkları, ilerleyen yaşlarda melanom riskini önemli ölçüde yükseltir. Yaşam boyunca alınan güneş ışınlarının önemli bir kısmı erken yaşlarda oluştuğu için çocukluk dönemi korunması büyük önem taşır.”</p>

<h2><strong>Prof. Dr. Ahmet Metin: “Güneşin zararlı etkilerinden korunarak deri kanserini önlemek elimizde”</strong></h2>

<p>Deri kanserinden korunmada tek bir yöntem yerine çok yönlü bir yaklaşım gerektiğini belirten Prof. Dr. Metin sözlerine şöyle devam etti: “Güneş ışınlarının en yoğun olduğu 10:00–16:00 saatleri arasında doğrudan güneşe çıkmaktan kaçınılmalı ve mümkün olduğunca gölgede kalınmalıdır. Geniş kenarlı şapka, güneş gözlüğü ve sık dokunmuş, mümkünse UV korumalı kıyafetler tercih edilmelidir. Fiziksel koruyucu önlemler, cildi doğrudan güneşten koruduğu için oldukça etkilidir. Açıkta kalan bölgeler için en az SPF 30–50+ içeren, UVA ve UVB ışınlarına karşı koruma sağlayan güneş kremleri dışarı çıkmadan önce sürülmeli ve terleme, yüzme sonrası düzenli olarak yenilenmelidir. Bronzlaşmak amacıyla güneşlenmek ve solaryum kullanmak önerilmemektedir. Bronzluk, cildin güneş hasarına verdiği bir tepkidir. Erken tanı, deri kanserinde tedavi başarısını önemli ölçüde artırmaktadır. Bu nedenle düzenli olarak ayda bir kez tüm vücudun kendi kendine kontrol edilmesi önerilmektedir. Benlerin takibinde ABCDE kuralı kullanılmalıdır: Asimetri (benin iki yarısının farklı olması), sınır düzensizliği, renk değişkenliği, çapın 6 milimetreden büyük olması ve zaman içinde değişim (büyüme, şekil değişikliği, kanama veya kaşıntı gibi belirtiler). Bu bulgulardan herhangi biri varsa veya iyileşmeyen, kabuklanan ya da kanayan bir lezyon fark edilirse vakit kaybetmeden dermatoloji uzmanına başvurulmalıdır. Deri kanserinden korunma önlemleri günlük yaşamın bir parçası haline getirilmelidir. Güneşten korunma alışkanlıklarının özellikle çocukluk döneminden itibaren kazandırılması büyük önem taşımaktadır.”</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>HABER MERKEZİ</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.drttv.com/deri-kanserini-onlemek-elimizde</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 19:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://drttvcom.teimg.com/drttv-com/uploads/2026/05/pau-deri-kanseri.jpeg" type="image/jpeg" length="96720"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Astım hastalığında bilinmesi gerekenler...]]></title>
      <link>https://www.drttv.com/astim-hastaliginda-bilinmesi-gerekenler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.drttv.com/astim-hastaliginda-bilinmesi-gerekenler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Pamukkale Üniversitesi (PAÜ) Hastaneleri Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Öğr. Üyesi Prof. Dr. Sevin Başer Öncel, astım hastalığına dikkat çekerek erken tanı ve düzenli tedavinin önemi hakkında açıklamalarda bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sağlık Haber -</strong> PAÜ Hastaneleri Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Öğr. Üyesi Prof. Dr. Sevin Başer Öncel yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi: “<a href="https://www.drttv.com/polenler-ve-hava-kirliligi-astimi-tetikliyor"><span style="color:#3498db">Astım,</span></a> akciğer içi hava yollarında mikrobik olmayan bir iltihaplanma sonucu hava yolu duvarının daralmasıyla ortaya çıkan kronik bir akciğer hastalığıdır. Tekrarlayan ataklar halinde görülen nefes darlığı, nefes alıp verirken ortaya çıkan hırıltı veya ıslık sesi, göğüste baskı hissi ve öksürük en sık karşılaşılan belirtiler arasındadır. <a href="https://www.drttv.com/astim-ve-alerjik-akciger-hastaliklarinda-belirtileri-hafife-almayin"><span style="color:#3498db">Astım</span></a>, güçlü bir genetik altyapıya sahip, çok faktörlü bir solunum yolu hastalığıdır. Ancak genetik yatkınlık tek başına belirleyici değildir; çevresel etkenlerle birleştiğinde hastalık gelişir.</p>

<p>Ebeveynlerde astım bulunması çocukta risk oranını artırsa da genetik yatkınlığı olmayan bireylerde de astım görülebilir. Astıma yatkınlık oluşturan veya mevcut astımı tetikleyen meslek grupları, genellikle solunum yollarını tahriş eden toz, kimyasal, gaz ve dumanlara maruz kalınan iş kollarıdır. Temizlik maddeleri, deterjanlar ve dezenfektanlarla yoğun çalışanlar, kuaförler, fırıncılar, boyacılar, mobilya üretiminde çalışanlar ve özellikle tekstil sektörü işçileri risk altındadır. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre dünyada yaklaşık 350 milyon astım hastası bulunmaktadır. Her yıl 400 binden fazla kişi astıma bağlı nedenlerle hayatını kaybetmektedir. Ülkemizde ise her on çocuktan birinde astım görülmekte, bu oran yaşla birlikte azalmaktadır. 2024 yılında 1.300’den fazla ölümün astım nedeniyle gerçekleştiği bilinmektedir. Bu veriler, astımın önemli bir halk sağlığı sorunu olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.”</p>

<p style="text-align:center"><img alt="Denizli Haber Paü Hastanelerinden Astım Hastalığına Dikkat Uyarısı" height="600" src="https://drttvcom.teimg.com/drttv-com/uploads/2026/05/denizli-haber-pau-hastanelerinden-astim-hastaligina-dikkat-uyarisi.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="400" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2><strong>Prof. Dr. Sevin Başer Öncel: “Astım kontrol altına alınabilir; doğru tedavi ve düzenli ilaç kullanımıyla sağlıklı bir yaşam mümkündür.”</strong></h2>

<p>Günümüzde astımı tamamen ortadan kaldıran bir tedavi yöntemi bulunmadığına değinen Prof. Dr. Başer Öncel, tedavinin temel amacı, hastalığın kontrol altına alınması ve hastaların yaşamlarını normale en yakın şekilde sürdürebilmelerinin sağlanması olduğunu vurguladı. Uygun ilaç tedavisi ve tetikleyici faktörlerden kaçınma ile astım belirtileri büyük ölçüde kontrol altına alındığını belirten Prof. Dr. Sevin Başer Öncel sözlerine şöyle devam etti: “Düzenli ve doğru ilaç kullanımı hayati önem taşımaktadır. Astım tedavisinde çoğunlukla inhalasyon (ilacın nefes yoluyla akciğerlere çekilmesi) yoluyla kullanılan, halk arasında ‘fıs fıs’ olarak bilinen inhaler (sprey) ve diskus tipi ilaçlar tercih edilmektedir. Bu ilaçların nefes yoluyla doğrudan hava yollarına ulaşması, daha düşük dozlarda etkili olmalarını sağlarken yan etki riskini de azaltmaktadır. Ancak cihazların yanlış teknikle kullanılması durumunda ilaç akciğerlere yeterince ulaşamaz ve beklenen tedavi etkisi sağlanamaz. Bu nedenle hastaların ilaç kullanım tekniklerinin düzenli olarak değerlendirilmesi büyük önem taşımaktadır.”</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>HABER MERKEZİ</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.drttv.com/astim-hastaliginda-bilinmesi-gerekenler</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 18:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://drttvcom.teimg.com/drttv-com/uploads/2026/05/denizli-haber-pau-hastanelerinden-astim-hastaligina-dikkat-uyarisi3.jpeg" type="image/jpeg" length="78500"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Hantavirüs'ün temel kaynağını uzmanı açıkladı]]></title>
      <link>https://www.drttv.com/hantavirusun-temel-kaynagini-uzmani-acikladi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.drttv.com/hantavirusun-temel-kaynagini-uzmani-acikladi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Tülay Şener Özvatan, özellikle kırsal bölgelerde ve depo gibi kapalı alanlarda çalışan vatandaşları, kemirgenlerden bulaşan ve ölümcül sonuçlar doğurabilen Hantavirüs’e karşı uyardı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sağlık Haber</strong> - Hantavirüsün tarihçesinin oldukça eskiye dayandığını belirten Dr. Özvatan, "Bu virüs, MS 960 yıllarına kadar uzanan Çin tıbbi metinlerinde tanımlanmıştır. Modern tıp literatürüne ise 1950-1953 yılları arasındaki Kore Savaşı sırasında askerlerde görülen ’Kore Kanamalı Ateşi’ ile girmiştir. Virüs ilk kez 1978 yılında Kore’de bir kemirgenden izole edilmiştir" dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>"Sadece temas değil, solunum da riskli"</h2>

<p>Dr. Özvatan, virüsün temel kaynağının fare, sıçan ve hamster gibi kemiriciler olduğunu vurgulayarak bulaşma yolları hakkında şu bilgileri verdi; "Hantavirüs, enfekte kemirgenlerin idrar, dışkı ve tükürüklerinde bulunur. En önemli bulaşma yolu, bu atıkların karıştığı tozların ve havanın solunmasıdır. İdrar veya dışkı ile direkt temas ya da ısırılma vakaları daha nadir görülür. İnsandan insana bulaş ise oldukça nadir olup ilk kez 1996 yılında Arjantin’deki bir salgında bildirilmiştir."</p>

<p>Hantavirüsün dünya genelinde iki ana klinik tabloya yol açtığını belirten Dr. Özvatan, Türkiye’deki duruma da dikkat çekti. Özvatan, "Avrupa, Asya ve Afrika tipi, genellikle böbrek yetmezliği ile seyreden formdur. Amerika tipi, Ölüm oranının daha yüksek olduğu ve akciğerlerin tutulduğu formdur. Ülkemizde ilk vakalar 1997 yılında İzmir’den bildirilmiştir. İlk yaygın salgın ise 2009’da Zonguldak ve Bartın bölgesinde görülmüştür. O dönemde 31 kişinin hastalandığını ve 2 kişinin hayatını kaybetti. Türkiye’de son yıllarda yıllık 10-15 vaka tespit edilmeye devam etmektedir ve ülkemizde görülen vakalar genellikle böbrek tutulumu ile seyretmektedir" diye konuştu.</p>

<p>Hastalığın kuluçka süresinin ortalama 21 gün olduğunu, ancak bu sürenin bazen 8 haftaya kadar uzayabildiğini belirten Dr. Tülay Şener Özvatan, kesin bir tedavisinin bulunmadığını, hastanede destek tedavisi uygulandığını ifade etti. Özellikle belirli meslek gruplarının daha dikkatli olması gerektiğini hatırlatan Dr. Özvatan, risk gruplarını şöyle sıraladı;</p>

<p>"Çiftçiler ve hayvancılıkla uğraşanlar. Liman işçileri. Kullanılmayan eski binaların temizliğini yapanlar. Haşere kontrol çalışanları. Kemirgen dışkısı bulunma ihtimali olan eski depo, bodrum veya kulübe gibi alanları temizlemeden önce mutlaka havalandırın ve temizlik sırasında maske/eldiven kullanmayı ihmal etmeyin."</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.drttv.com/hantavirusun-temel-kaynagini-uzmani-acikladi</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 11:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://drttvcom.teimg.com/crop/1280x720/drttv-com/uploads/2026/04/denizli-haber-virus-1.jpg" type="image/jpeg" length="11407"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Evlilik öncesi talasemi taraması yapılmalı]]></title>
      <link>https://www.drttv.com/evlilik-oncesi-talasemi-taramasi-yapilmali</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.drttv.com/evlilik-oncesi-talasemi-taramasi-yapilmali" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Denizli Talasemi ve Lösemililer Derneği Başkanı Turgay Besim, Başkan Yardımcısı Mustafa Boran ve Üye Semra Albayrak, 8 Mayıs Dünya Talasemi Günü kapsamında İl Sağlık Müdürü Uz. Dr. Berna Öztürk’ü ziyaret etti. Gerçekleşen ziyarette talasemi hastalarının tedavi süreçleri, sağlık hizmetlerine erişim, talep ve önerileri ele alınırken, Dünya Talasemi Günü kapsamında gerçekleştirilen ve planlanan etkinlikler hakkında da bilgi verildi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sağlık Haber </strong>- İl Sağlık Müdürü Uz. Dr. Berna Öztürk, talaseminin dünyada en sık görülen kalıtsal kan hastalıklarından biri olduğunu belirterek, toplumda “Akdeniz Anemisi” olarak bilinen hastalığın anne ve babadan çocuğa geçtiğini, çocuk 3-4 aylıkken başlayarak düzenli kan nakli gerektirdiğini ifade etti. Talasemi ile mücadelede en etkili yöntemin korunma olduğuna dikkat çeken Öztürk, toplum eğitimi, hastalığı taşıyan kişilerin tarama yöntemiyle saptanması, genetik danışmanlık ve doğum öncesi tanının büyük önem taşıdığını vurgulayarak şöyle konuştu: “Türkiye’de 2018 yılından bu yana 81 ilde akdeniz anemisi ve talasemi gibi hastalıkların da içinde bulunduğu genetik bozukluk "hemoglobinopati"nin tespiti için ‘Evlilik Öncesi Hemoglobinopati Tarama Programı’ başlatıldı. Bu program kapsamında, tarama testleri Aile Hekimliklerinde tamamen ücretsiz olarak yapılmaktadır. Denizli’de yapılan taramalarda; 2025 yılında 14 bin 670 kişi tarandı ve 484 taşıyıcı tespit edildi. 2026 yılının ilk dört ayında ise 6 bin 317 kişi taranarak 238 taşıyıcı tespit edildi. 2021 yılından bu yana da talasemi tanısı alan hiçbir bebeğimiz olmadı” dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>Evlenmeden önce talasemi taşıyıcısı olup olmadığına bakılmalıdır</h2>

<p>Denizli Devlet Hastanesi bünyesinde hizmet veren 7 yataklı Talasemi Merkezi’nin 2003 yılından bu yana faaliyet gösterdiğini de ifade eden İl Sağlık Müdürü Uz. Dr. Berna Öztürk, merkezde 2026 yılı mevcut durumda 65 kayıtlı hastanın takip ve tedavisinin sürdürüldüğünü ifade etti. Öztürk, talasemiyle mücadelede evlilik öncesi taramaların hayati önem taşıdığına dikkat çekerek; “Taşıyıcı bireyler genellikle kendilerini sağlıklı hisseder ve bir test yaptırmadıkları sürece bu durumu bilmezler. Ancak iki taşıyıcının evlenmesi durumunda, çocuklarının %25 ihtimalle ağır talasemi hastası olarak doğma riski bulunur. Bu durum, çocuk için ömür boyu sürecek düzenli kan nakilleri ve zorlu tedavi süreçleri anlamına gelir. Halbuki talasemi önlenebilir bir hastalıktır. Erken tanı, taşıyıcılık taramaları ve bilinçlendirme çalışmaları sayesinde sağlıklı nesillerin korunması mümkündür. Toplumumuzun bu konuda daha duyarlı olmasını istiyoruz ve çiftlerin evlenmeden önce Aile Hekimlerimizde talasemi taşıyıcısı olup olmadığına baktırmasını önemsiyoruz” diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>HABER MERKEZİ</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.drttv.com/evlilik-oncesi-talasemi-taramasi-yapilmali</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 09:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://drttvcom.teimg.com/crop/1280x720/drttv-com/uploads/2026/05/denizli-haber-talasemi.jpg" type="image/jpeg" length="15289"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ameliyathane Hemşireliği Sertifika Programı Tamamlandı]]></title>
      <link>https://www.drttv.com/ameliyathane-hemsireligi-sertifika-programi-tamamlandi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.drttv.com/ameliyathane-hemsireligi-sertifika-programi-tamamlandi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Pamukkale Üniversitesi (PAÜ) Hastaneleri tarafından, ameliyathane ortamında hasta güvenliğine öncelik veren, bilimsel bilgiye dayalı ve standartlara uygun bir çalışma anlayışının güçlendirilmesi amacıyla düzenlenen 5. Ameliyathane Hemşireliği Sertifika Programı başarıyla tamamlandı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sağlık Haber - </strong>Programın kapanış töreni; PAÜ Hastaneleri Başmüdürü Dr. Murat Taşer, Hemşirelik Hizmetleri Müdürü Demet Ekici, müdür yardımcıları ve kursiyerlerin katılımıyla gerçekleştirildi.</p>

<p>Törende konuşma yapan Hemşirelik Hizmetleri Müdürü Demet Ekici, programın beşincisini tamamlamanın gurur ve heyecanını yaşadıklarını belirterek, sürece destek veren hastane yönetimine teşekkür etti. Ekici ayrıca, eğitimin hazırlanması ve yürütülmesinde önemli katkılar sunan eğitim hemşirelerine teşekkürlerini iletti. Programı başarıyla tamamlayan kursiyerlere meslek hayatlarında başarılar diledi.</p>

<p>PAÜ Hastaneleri Başmüdürü Dr. Murat Taşer ise yaptığı konuşmada, üniversite hastanesi olarak başarıyla yürütülen bu tür profesyonel sertifika programlarından duydukları memnuniyeti ifade etti. Yönetim olarak eğitim faaliyetlerini her zaman desteklediklerini vurgulayan Taşer, programa katılım sağlayan tüm kursiyerlere teşekkür etti.</p>

<p>Program, sertifikaların kursiyerlere takdim edilmesi ve toplu fotoğraf çekimi ile sona erdi.</p>

<p></p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>HABER MERKEZİ</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.drttv.com/ameliyathane-hemsireligi-sertifika-programi-tamamlandi</guid>
      <pubDate>Mon, 11 May 2026 23:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://drttvcom.teimg.com/crop/1280x720/drttv-com/uploads/2026/05/denizli-haber-pau-hastanelerinde-ameliyathane-hemsireligi-sertifika-programi.jpeg" type="image/jpeg" length="31079"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[El Hijyenine dikkat çektiler]]></title>
      <link>https://www.drttv.com/el-hijyenine-dikkat-cektiler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.drttv.com/el-hijyenine-dikkat-cektiler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Pamukkale Üniversitesi (PAÜ) Hastanelerinde El Hijyeni Günü kapsamında Enfeksiyon Kontrol Komitesi’nin düzenlediği etkinlikte, el hijyeninin önemi vurgulandı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sağlık Haber - </strong>Etkinlik açılışında konuşma yapan, PAÜ Hastaneleri Enfeksiyon Hastalıkları Anabilim Dalı Öğr. Üyesi Doç. Dr. Suna Seçil Öztürk Deniz yaptığı açıklamada şu sözlere değindi: “Dünya Sağlık Örgütü, 2009 yılından bu yana yürüttüğü ‘Hayat Kurtarın: Ellerinizi Temizleyin’ kampanyasının 18. yılında, tüm dünyayı el hijyeni ve enfeksiyonların önlenmesi ve kontrolü konusunda daha kararlı adımlar atmaya davet etmektedir. 2026 yılı için belirlenen ‘Harekete geçmek hayat kurtarır’ sloganı, sağlık hizmeti kalitesinin artırılması ve önlenebilir ölümlerin azaltılmasında el hijyeninin temel rolünü vurgulamaktadır. Sağlık hizmeti ile ilişkili enfeksiyonlar, dünya genelinde her gün hastalar için ciddi bir tehdit oluşturmaya devam etmektedir. Bu enfeksiyonlar yalnızca bireysel hasta sağlığını olumsuz etkilemekle kalmamakta, aynı zamanda antimikrobiyal direnç yükünü artırmakta ve sağlık sistemi maliyetlerini önemli ölçüde yükseltmektedir. El hijyeni ve enfeksiyon önleme ve kontrol uygulamalarının güçlendirilmesi hem sağlık çıktılarının iyileştirilmesi hem de ekonomik yükün azaltılması açısından yüksek etki sağlayan bir yaklaşımdır.”</p>

<p style="text-align:center"><img alt="Denizli Haber El Hijyeni2" height="401" src="https://drttvcom.teimg.com/drttv-com/uploads/2026/05/denizli-haber-el-hijyeni2.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="600" /></p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2><strong>Doç. Dr. Öztürk Deniz: “Harekete geçmek hayat kurtarır”</strong></h2>

<p>2026 yılı hedefleri kapsamında, Dünya Sağlık Örgütü Küresel Eylem Planı ve İzleme Çerçevesi doğrultusunda el hijyeninin tüm eylem planlarına ve standart işletim prosedürlerine entegre edilmesinin önemini vurgulayan Doç. Dr. Suna Seçil Öztürk Deniz sözlerine şöyle devam etti: “El hijyeni ve enfeksiyon kontrolü uygulamalarında uzmanların ve lider sağlık profesyonellerinin rolünün güçlendirilmesi, ayrıca el hijyeni uyumunun izlenmesi ve geri bildirim sistemlerinin tüm referans hastanelerinde temel ulusal gösterge olarak benimsenmesi hedeflenmektedir. Zorlu koşullarda dahi el hijyeninin sürdürülebilir olması büyük önem taşımaktadır. Güvenlik sorunları, yetersiz altyapı ve su, sanitasyon ile hijyen olanaklarındaki eksikliklere rağmen el hijyeninin sağlanabilmesi için gerekli tüm koşulların oluşturulması gerekmektedir. Su, sabun, temiz havlu ve alkol bazlı el antiseptiklerine kesintisiz erişim bu sürecin temel bileşenleridir. Bir hekim olarak, hasta güvenliğinin sağlanması, sağlık hizmeti kalitesinin artırılması ve enfeksiyonların önlenmesi amacıyla el hijyeninin tüm sağlık hizmeti süreçlerinde vazgeçilmez bir standart olarak uygulanmasının kritik önem taşıdığını vurguluyorum. Bu kapsamda tüm sağlık çalışanlarının, kurumların ve ilgili paydaşların el hijyeni konusunda daha etkin ve sürdürülebilir bir yaklaşım benimsemesi gerekmektedir.”</p>

<p>Etkinlik, teşekkür belgelerinin takdimi ve fotoğraf çekimiyle son buldu.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>HABER MERKEZİ</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.drttv.com/el-hijyenine-dikkat-cektiler</guid>
      <pubDate>Mon, 11 May 2026 21:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://drttvcom.teimg.com/crop/1280x720/drttv-com/uploads/2026/05/denizli-haber-el-hijyeni.jpeg" type="image/jpeg" length="52900"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yaygın vücut ağrısı hissedenlere uzman uyarısı]]></title>
      <link>https://www.drttv.com/yaygin-vucut-agrisi-hissedenlere-uzman-uyarisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.drttv.com/yaygin-vucut-agrisi-hissedenlere-uzman-uyarisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon uzmanı Dr. Nazar Nur Yılmaz, yaygın kas ağrıları, halsizlik, yorgunluk ve uyku bozukluğu ile kendini gösteren fibromiyaljide yalnızca ilaç tedavisinin yeterli olmadığını belirterek, kişiye özel tedavi planlamasının önemine dikkat çekti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sağlık Haber -</strong> Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Nazar Nur Yılmaz, toplumda sık görülen ancak çoğu zaman farklı rahatsızlıklarla karıştırılabilen fibromiyalji hakkında önemli açıklamalarda bulundu.<br />
Fibromiyaljinin; yaygın ve gezici kas ağrıları, uyku bozukluğu, halsizlik ve yorgunlukla seyreden kronik bir hastalık olduğunu belirten Dr. Nazar Nur Yılmaz, özellikle boyun ve baş ağrılarının da tabloya sıkça eşlik ettiğini söyledi.<br />
<br />
Hastalarda çoğu zaman ağrı kesici ilaçlardan yeterli yanıt alınamadığını ifade eden Dr. Nazar Nur Yılmaz, fibromiyalji tedavisinde yalnızca medikal yaklaşımın yeterli olmadığını vurguladı.<br />
Tedavi sürecinde glutenden fakir beslenme düzeni, kişiye özel planlanmış egzersiz programları, uygun formda magnezyum takviyesine ek olarak ozon terapi ve nöral terapi gibi destekleyici uygulamaların tedaviye eklenebileceğini belirten Dr. Yılmaz, her hastada aynı yöntemin uygulanamayacağını kaydetti.<br />
<br />
Fibromiyaljide tek bir tedavi modelinin bulunmadığını dile getiren Dr. Yılmaz, hastalığın seyrine ve kişinin şikayetlerine göre farklı tedavi seçeneklerinin planlandığını ifade ederek, doğru tanı ve etkili tedavi için fizik tedavi uzmanına başvurulması gerektiğini söyledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.drttv.com/yaygin-vucut-agrisi-hissedenlere-uzman-uyarisi</guid>
      <pubDate>Mon, 11 May 2026 19:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://drttvcom.teimg.com/crop/1280x720/drttv-com/uploads/2026/03/denizli-haber-omuz-agrisi.jpg" type="image/jpeg" length="54981"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[1 Çay Kaşığından Fazlası Tehlike!]]></title>
      <link>https://www.drttv.com/tuz-tuketiminde-nelere-dikkat-edilmelidir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.drttv.com/tuz-tuketiminde-nelere-dikkat-edilmelidir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Acıpayam Sağlıklı Hayat Merkezi’nde görevli Diyetisyen Efsun Özdemir Arık 11 – 17 Mayıs Dünya Tuza Dikkat Haftası kapsamında açıklama yaptı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sağlık Haber </strong>- 11-17 Mayıs Dünya <a href="https://www.drttv.com/tuz-alirken-bunlara-dikkat">Tuz</a>a Dikkat Haftası kapsamında; insanlara aşırı tuz tüketiminin zararlarını anlatarak daha bilinçli beslenme alışkanlıkları kazandırmayı amaçladıklarını söyleyen Efsun Özdemir Arık; “Tuz yeterli tüketildiğinde yararlı, fazla tüketildiğinde ise zararlı bir besindir. Dünya sağlık örgütüne göre tuz tüketiminin 5 gramın altında tutulması önerilmektedir. Bu da yaklaşık 1 çay kaşığı tuza denk gelmektedir. Tuzun içindeki sodyum, sinirlerimizin birbiriyle haberleşmesini sağlar. Kaslarımızın kasılıp gevşemesi, kalbin atması konusunda tuzun görevleri vardır. Tuz tüketimi elektrolit dengesini sağlar, enerji verir. Yeterince tuz tüketilmediğinde ise vücutta halsizlik, kas krampları gibi belirtiler görülebilir. Ayrıca midedeki asit dengesini korur, yediğimizi hazmettirir” dedi.</p>

<p>Fazla tuz tüketildiğinde vücutta oluşabilecek zararlarından da bahseden Arık; “Fazla tuz demek, vücudun su toplaması ve ödem dediğimiz o şişkinliklerin oluşması demektir. En büyük zararı ise damarlaradır. Fazla tuz damarları gerer, bu da yüksek tansiyona davetiye çıkarır. Kalp hastalıkları, böbrek yetmezliği ve kemik erimesi gibi dertlerin arkasında hep o fazla kaçırılan tuzluk yatmaktadır. Hipertansiyon yani yüksek tansiyon hastalığı ise kalp krizi, felç ve böbrek hastalıkları gibi ciddi sorunlara yol açabilir” dedi.</p>

<p style="text-align:center"><img alt="Denizli Haber 1 Çay Kaşığından Fazlası Tehlike!2”" height="533" src="https://drttvcom.teimg.com/drttv-com/uploads/2026/05/denizli-haber-1-cay-kasigindan-fazlasi-tehlike2.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="400" /></p>

<h2><strong>"Sofrada sürekli tuzluk bulundurmak da gereksiz tuz kullanımına yol açabilir"</strong></h2>

<p>Tuz tüketimine dikkat etmek için yapılması gereken beslenme önerilerinden de bahseden Diyetisyen Efsun Özdemir Arık; “Yemeklerin tadına bakmadan tuz ekleme alışkanlığından vazgeçilmelidir. Sofrada sürekli tuzluk bulundurmak da gereksiz tuz kullanımına yol açabilir. Yemeklere lezzet katmak için yalnızca tuz kullanmak yerine nane, kekik, pul biber, sarımsak, limon ve çeşitli baharatlardan da yararlanılabilir. Evde hazırlanan yemekler tercih edilmeli, hazır ve paketli gıdalardan uzak durulmalıdır. Sebze, meyve, yoğurt, baklagiller ve doğal besinlerin tüketimine ağırlık verilmelidir. Ayrıca bol su içmek, düzenli uyumak ve spor yapmak da sağlıklı yaşamın önemli parçalarıdır. Hipertansiyon hastaları ise tüm bunların dışında salamura yiyecek, turşu, tuzlu salça, soda, tuzlu peynir, tuzlu zeytin ve tuzlu ekmek tüketmemeye de özen göstermelidir” dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2><strong>"Sağlığımız için tuz tüketimine dikkat edelim"</strong></h2>

<p>Çocukların küçük yaşlardan itibaren aşırı tuzlu yiyeceklere alıştırılmasının ileride sağlıksız beslenme alışkanlıklarının oluşmasına neden olabileceğini aktaran Efsun Özdemir Arık, bu yüzden ailelerin çocukların beslenmesine dikkat etmesi gerektiğini söyledi. Küçük gibi görünen alışkanlıklardaki değişikliklerin uzun vadede insan sağlığı üzerinde olumlu etkiler yaratacağından bahseden Arık; “ Unutmayın sağlık en büyük sermayemizdir, sağlığımız için tuz tüketimine dikkat edelim” dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>HABER MERKEZİ</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.drttv.com/tuz-tuketiminde-nelere-dikkat-edilmelidir</guid>
      <pubDate>Mon, 11 May 2026 19:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://drttvcom.teimg.com/crop/1280x720/drttv-com/uploads/2026/05/denizli-haber-1-cay-kasigindan-fazlasi-tehlike3.jpg" type="image/jpeg" length="38735"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Zayıflama iğnesi ile ilgili bilgi kirliliğine dikkat!]]></title>
      <link>https://www.drttv.com/zayiflama-ignesi-ile-ilgili-bilgi-kirliligine-dikkat</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.drttv.com/zayiflama-ignesi-ile-ilgili-bilgi-kirliligine-dikkat" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Günümüzde her üç kişiden birinin fazla kilolu veya obez olduğunu belirten Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Mahmut Öztürk, obeziteye karşı geliştirilen ve gittikçe yaygınlaşan GLP-1 hormon tedavisinin ancak uzman hekim kontrolünde uygulandığında güvenli ve etkili olabileceğini kaydetti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sağlık Haber</strong> - Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre, çağımızın en yaygın hastalıklarından biri haline gelen obezite ile mücadele edenlerin sayısının 2030 yılına kadar ikiye katlanması bekleniyor.</p>

<p>Uzm. Dr. Mahmut Öztürk obezitenin kalp hastalıklarından diyabete, eklem rahatsızlıklarından pek çok kanser türüne kadar birçok kronik hastalığın temel nedeni haline gelen bir sağlık sorunu olduğunu, dolayısıyla vücudun tüm sistemini etkileyen bu durumla başa çıkmanın kolay olmadığını söyledi.</p>

<p>"Obezite, vücutta aşırı yağ birikimi ile seyreden kronik bir hastalıktır. Tedavi edilmezse ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir" diyen Uzm. D. Öztürk, halk arasında genellikle "zayıflama iğnesi" olarak bilinen tedavinin yaygın olarak kullanıldığını belirtti.</p>

<p>Bu tedavide GLP-1 hormonunu taklit eden ilaçların obez kişiye enjekte edildiğini söyleyen Uzm. Dr. Öztürk, şöyle konuştu : "GLP-1 bağırsaklardan salgılanan ve iştahı kontrol eden doğal bir hormon. Bu hormonun etkisini taklit eden ilaçlar, tokluk hissini artırır, iştahı azaltır ve kalori alımını düşürerek sağlıklı kilo kaybına yardımcı olur. Bu tedavi, özellikle vücut kitle indeksi yüksek olan veya obeziteye eşlik eden ek hastalıkları bulunan bireylere hekim kontrolünde uygulanabilir. Genellikle enjeksiyon şeklinde uygulanır ve kişiye özel planlanır. En sık görülen yan etkiler bulantı ve hafif mide şikayetleridir; genellikle geçicidir. Tedavi sürecinde doktor takibi önemlidir."</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Açıklamasında, son dönemde sosyal medyada GLP-1 tedavisi ile ilgili bilimsel dayanağı olmayan olumsuz paylaşımlar yapıldığını dile getiren Burtom Konur Cerrahi Tıp Merkezi Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Mahmut Öztürk, bu tür paylaşımların çoğu zaman bireysel deneyimlere dayandığını, oysa uygun hasta grubunda ve hekim kontrolünde uygulandığında GLP-1 analoglarının güvenli ve etkili olduğunu belirtti. Uzm. Dr. Öztürk, "Obezite tedavi edilebilir bir hastalıktır ve modern tıbbi yaklaşımlar ile başarılı sonuçlar elde edilebilir" dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.drttv.com/zayiflama-ignesi-ile-ilgili-bilgi-kirliligine-dikkat</guid>
      <pubDate>Mon, 11 May 2026 13:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://drttvcom.teimg.com/crop/1280x720/drttv-com/uploads/2026/05/denizli-haber-zayiflama-3.jpg" type="image/jpeg" length="11737"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Prof. Dr. Tok: "Yeniden bir pandemi ihtimalı yok ama tedbir şart"]]></title>
      <link>https://www.drttv.com/prof-dr-tok-yeniden-bir-pandemi-ihtimali-yok-ama-tedbir-sart</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.drttv.com/prof-dr-tok-yeniden-bir-pandemi-ihtimali-yok-ama-tedbir-sart" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Duran Tok, "Hantavirüs şimdilik ciddi bir pandemi tehdidi değildir. Bunun için panik olmak yerine, tedbir alınmalıdır" dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sağlık Haber</strong> - Hantavirüsün son günlerde Güney Amerika açıklarındaki bir yolcu gemisinde görülen vakalar ve Andes virüsü varyantının insandan insana bulaşma riski nedeniyle hem küresel ve hem de yerel halk sağlığı gündeminde yeniden yer aldığını ifade eden Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Duran Tok, bu durumun aynı zamanda virüsü sadece bir çevre sağlığı sorunu olmaktan çıkarıp, hastane enfeksiyon kontrolü de gerektiren bir boyuta taşıdığına dikkati çekti.</p>

<h2>"Fare hastalığı hakkında gerçekler"</h2>

<p>Hantavirüsün doğada özellikle tarla fareleri ve bazı kemirgen türlerinin salgılarında (idrar, dışkı, tükürük) bulunan bir virüs olduğunun altını çizen Tok, "İnsanlara genellikle bu atıklara temas ya da atıkların kuruyup havaya karışması sonucu tozların solunmasıyla bulaşır. Virüsün kuluçka süresi 1-8 hafta gibi geniş bir bant aralığı olduğundan, bu durum kaynağın tespitini güçleştirebilmektedir şeklinde konuştu.</p>

<h2>"Gemideki hantavirüs türü daha ölümcül"</h2>

<p>Hantavirüslerin geleneksel olarak ’Eski Dünya’ (Avrupa/Asya - böbrek tutulumlu) ve ’Yeni Dünya’ (Amerika - akciğer tutulumlu) olarak ikiye ayrıldıklarını belirten Tok, "Asya-Avrupa kökenlilerde ölüm oranı daha düşüktür. Ancak; Güney Amerika açıklarındaki bir yolcu gemisinde (MV Hondius) görülen vakalar daha ciddi seyredebilen gruptandır" ifadelerini kullandı.</p>

<h2>"Kanamalı Ateşli Böbrek Sendromu ülkemizde baskın form"</h2>

<p>Prof. Dr. Tok, hastalığın iki ayrı sendromu olduğunu aktararak "Daha ciddi seyreden Hantavirüs KardiyoPulmoner Sendromu‘nda (Hantavirüs kalp akciğer tutulumlu sendromu); spesifik olmayan ateş, kas ağrısı, halsizlik ve ciddi sindirim sistemi semptomlar (bulantı/kusma). Sonraki dönemde ise hızla ilerleyen akciğer ödemi ve şok görülür. Bu form Amerika’da baskın olan formdur. Kanamalı Ateşli Böbrek Sendromu ise; ateş, baş ağrısı, kas ağrısı, bulantı, karın-bel ağrısı ve akut böbrek hasarı ile seyreder. Bu form ülkemizde, Avrupa ve Asya’da baskın olan formdur" açıklamasında bulundu.</p>

<h2>"Toplumun alması gereken önlemler</h2>

<p>Toplumun hantavirüse karşı 3 yolla önlem alabileceğinin altını çizen Tok, bunları şöyle anlattı: Temizlikte Islak Yöntem, kömürlük, depo veya eski evleri temizlerken asla kuru süpürge veya elektrikli süpürge kullanmayın. Tozu havalandırmak virüsü solumanıza neden olur. Önce çamaşır sulu suyla (yüzde 10’u çamaşır suyu) alanı ıslatın, 5-10 dakika bekleyin ve sonra silin. Kemirgen Kontrolü, evlerin girişlerini kapatın, gıdaları kapalı cam/metal kaplarda saklayın. Kişisel Korunma, kırsal alan temizliklerinde maske ve eldiven takın. Ayrıca dış ortama dayanıklı virüsler olmadığı için yıkama, temizlik ve hijyen ile yayılımın önüne geçilebilir.</p>

<h2>"Yalancı griple karışabilir"</h2>

<p>Hantavirüsün halk sağlığı açısından bazı temel tehlikeler barındırdığını söyleyen Tok, "Hastalık sık görülmez ancak bulaştığında akciğer ve böbrek yetmezliği gibi hayati riskler oluşturabilir. Ayrıca yalancı grip riski de dikkate alınmalıdır. Çünkü ilk belirtiler grip ile çok karıştırılır. Ancak kemirgen teması öyküsü varsa veya nefes darlığı eklenirse durum acildir" dedi.</p>

<p style="text-align:center"><img alt="Denizli Haber Virüs-1" class="detail-photo img-fluid" height="354" src="https://drttvcom.teimg.com/drttv-com/uploads/2026/04/denizli-haber-virus-1.jpg" width="664" /></p>

<h2>"Yeniden bir pandemi ihtimalı yok ama tedbir şart"</h2>

<p>Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) yetkililerinin hantavirüsün insanlar arasında ancak uzun süreli ve çok yakın temas sonucunda yayılabildiğini bildirdiğini işaret eden Tok, "İnsandan insana bulaşma Andes suşuna özgü ve son derece nadirdir. Ayrıca toz ve enfekte kemirgen hayvan çıkartıları yoluyla bulaşması nedeni ile küresel bir pandemi riski düşük kabul edilmektedir. Hantavirüs şimdilik ciddi bir pandemi tehdidi değildir ancak bireysel düzeyde öldürücülüğü yüksek olduğu için farkındalık hayat kurtarabilir. Bunun için panik olmak yerine, tedbir alınmalıdır" ifadelerini kullandı.</p>

<h2>"Erken başvuruda testler negatif çıkabilir"</h2>

<p>Tok, tanıda hastada alınan öykü ve klinik şüphenin oldukça önemli olduğunu anlatarak "Örneğin; kırsal alan, tarla, orman, depo, gemide kapalı alanlar veya kemirgenlerle temas öyküsü olan ve aynı zamanda ateşi olan hastalarda klinik şüphe mutlaka akla gelmelidir. Laboratuvar tanısı genellikle ELISA ile hantavirüs IgM/IgG antikorlarının gösterilmesi veya erken dönemde viral RNA’nın saptanması ile konur. Erken başvurularda testler negatif çıkabileceğinden, eğer klinik şüphe devam ediyorsa tekrar test edilmelidir" şeklinde konuştu.</p>

<h2>"Tedavide sadece destekleyici bakım uygulanıyor"</h2>

<p>Hastalığın spesifik bir tedavisi olmadığının altını çizen Tok, "Tedavi tamamen destekleyici bakımdır. Sıvı-elektrolit dengesinin dikkatli yönetimi, oksijen desteği ve gerektiğinde yoğun bakım desteği sağlanır" dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>Hantavirüs Türkiye’de yeni değil</h2>

<p>Türkiye’de Hantavirüs ile ilgili 1997’den bu yana başta Karadeniz Bölgesi olmak üzere zaman zaman vakalar bildirildiğini vurgulayan Tok, hastalığın yeni olmamasına rağmen neden önemli olduğu sorusuna ise şu şekilde yanıt verdi:</p>

<p>"Söz konusu gemideki Andes suşu bizim coğrafyamızdaki türlerden farklıdır. Andes türü akciğerleri etkilemekte ve çok daha ağır seyretmektedir. Ülkemizde risk düşük olmakla birlikte yine de başta kırsal alanlar olmak üzere tarım ve hasat sezonunda kemirgen temasından kaçınmak, hijyen kuralarına riayet oldukça önemlidir."</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.drttv.com/prof-dr-tok-yeniden-bir-pandemi-ihtimali-yok-ama-tedbir-sart</guid>
      <pubDate>Mon, 11 May 2026 13:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://drttvcom.teimg.com/crop/1280x720/drttv-com/uploads/2026/05/denizli-haber-tok.jpg" type="image/jpeg" length="51024"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Prof. Dr. Koca, "Manuel Terapi" ile ameliyatsız tedaviyi anlattı]]></title>
      <link>https://www.drttv.com/prof-dr-koca-manuel-terapi-ile-ameliyatsiz-tedaviyi-anlatti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.drttv.com/prof-dr-koca-manuel-terapi-ile-ameliyatsiz-tedaviyi-anlatti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. İrfan Koca, uygun hastalarda uygulanan manuel terapinin ameliyatsız rehabilitasyon yöntemleri arasında önemli bir yere sahip olduğunu söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sağlık Haber </strong>- Prof. Dr. İrfan Koca, manuel terapinin bilimsel değerlendirme sonrası uygulanan özel bir rehabilitasyon yöntemi olduğunu belirtti. Prof. Dr. Koca, "Manuel terapi; kas, eklem, bağ dokusu ve omurga üzerine uygulanan bilimsel temelli özel tekniklerden oluşan bir rehabilitasyon yöntemidir. Amaç ağrıyı azaltmak, hareket kısıtlılığını gidermek ve hastanın yaşam kalitesini artırmaktır" dedi.</p>

<h2>"Her ağrının nedeni aynı değil"</h2>

<p>Prof. Dr. İrfan Koca, toplumda en sık yapılan hatalardan birinin her bel ve boyun ağrısını "fıtık" olarak değerlendirmek olduğunu ifade ederek uygulama öncesinde detaylı değerlendirme yapılmasının önemine dikkat çekerek, "Kas spazmları, postür bozuklukları, eklem problemleri, sinir basıları veya romatizmal hastalıklar benzer şikâyetlere yol açabiliyor. Bu nedenle her hastaya aynı yaklaşım uygulanmaz. Öncelikle ağrının gerçek nedeni ortaya konulmalıdır" şeklinde konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>"Amaç sadece ağrıyı azaltmak değil"</h2>

<p>Prof. Dr. İrfan Koca’ya göre manuel terapinin temel hedeflerinden biri yalnızca mevcut ağrıyı baskılamak değil; hareket kabiliyetini artırmak, kas-iskelet sistemi dengesini yeniden sağlamak ve günlük yaşam fonksiyonlarını iyileştirmek olduğunu ifade etti. Özellikle; Bel ve boyun ağrıları, Kas spazmları, Hareket kısıtlılıkları, Duruş bozuklukları, Spor yaralanmaları sonrası rehabilitasyon, Omuz ve sırt bölgesi problemleri gibi durumlarda manuel terapiden fayda görülebileceği belirtiliyor.</p>

<h2>"Bütüncül yaklaşım tedavi başarısını artırıyor"</h2>

<p>Prof. Dr. İrfan Koca, son yıllarda fizik tedavi ve rehabilitasyon alanında kişiye özel ve bütüncül yaklaşımların daha fazla önem kazandığını ifade etti. Manuel terapinin; Nöral terapi, Proloterapi, Kinezyobant uygulamaları, Kuru iğne uygulamaları ve Medikal egzersiz programları ile birlikte planlanmasının tedavi başarısını artırdığını belirten Koca, "Kas-iskelet sistemi hastalıklarında artık daha bütüncül bir yaklaşım benimsiyoruz. Manuel terapinin nöral terapi, proloterapi, kinezyobant uygulamaları ve egzersiz programlarıyla birlikte planlanması; hem ağrı kontrolü hem de hareket kapasitesi açısından daha etkili sonuçlar sağlamaktadır" ifadelerini kullandı.</p>

<h2>"Bilinçsiz uygulamalar risk oluşturabilir"</h2>

<p>Prof. Dr. İrfan Koca, manuel terapi uygulamalarının mutlaka eğitimli sağlık profesyonelleri tarafından yapılması gerektiğini vurgulayarak bilinçsiz müdahalelerin bazı hastalarda mevcut problemleri artırabileceğini söyledi. Özellikle travma sonrası gelişen ağrı, kol veya bacakta güç kaybı, ileri derecede uyuşma ya da idrar kaçırma gibi belirtilerin varlığında vakit kaybetmeden uzman değerlendirmesi yapılması gerektiğini ifade eden Koca, "Doğru hasta seçimi, doğru tanı ve kişiye özel rehabilitasyon planlaması rehabilitasyon sürecinin en önemli basamaklarıdır" diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.drttv.com/prof-dr-koca-manuel-terapi-ile-ameliyatsiz-tedaviyi-anlatti</guid>
      <pubDate>Sun, 10 May 2026 20:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://drttvcom.teimg.com/crop/1280x720/drttv-com/uploads/2026/05/denizli-haber-tedavi-5.jpg" type="image/jpeg" length="10436"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Psikolojik destek ertelenmemeli: Dibe vurmayı beklemeyin]]></title>
      <link>https://www.drttv.com/psikolojik-destek-ertelenmemeli-dibe-vurmayi-beklemeyin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.drttv.com/psikolojik-destek-ertelenmemeli-dibe-vurmayi-beklemeyin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Fiziksel hastalıklarda hızla doktora başvurulurken, ruhsal zorlanmalarda "kendi kendine geçer" inancıyla hareket edilmesi mevcut sorunları daha da derinleştiriyor. 10 Mayıs Dünya Psikologlar Günü vesilesiyle ruh sağlığının önemine değinen Klinik Psikolog Pelin Ankay Kudu, toplumda psikolojik destek alma konusunda hâlâ ciddi çekinceler bulunduğunu belirterek profesyonel ruhsal desteğin de şart olduğunu ifade etti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sağlık Haber</strong> - Günlük hayatın stresi, yoğun tempo ve taşınan duygusal yükler bireylerin ruh sağlığını giderek daha fazla zorluyor. 10 Mayıs Dünya Psikologlar Günü kapsamında önemli uyarılarda bulunan Klinik Psikolog Pelin Ankay Kudu; toplumdaki "etiketlenme" ve yargılanma korkusuna dikkat çekerek, ruh sağlığının en az beden sağlığı kadar önemsenmesi gerektiğini ve psikolojik desteğin kesinlikle ertelenmemesi gerektiğini vurguladı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>Ruh ve beden sağlığı bir bütündür</h2>

<p>Kudu, psikolojik destek alma kültürünün toplumda yeterince yerleşmediğini belirten Kudu "Bizim toplumumuzda güçlü olmak, her şeyi tek başına halletmekle ilişkilendiriliyor. Oysa ruh ve beden sağlığı bir bütündür. Nasıl fiziksel bir rahatsızlıkta doktora başvuruyorsak, ruhsal zorlanmalarda da psikolojik destek almak doğal bir ihtiyaçtır" dedi. Psikolojik destek alma sürecinin önünde etiketlenme ve yargılanma korkusu gibi engeller bulunduğunu ifade eden Kudu, bu nedenle birçok kişinin destek almayı ertelediğini söyledi.</p>

<h2>Ertelenen sorunlar daha karmaşık hale geliyor</h2>

<p>Psikolojik sorunların ertelendikçe daha derin ve karmaşık hale gelebildiğine dikkat çeken Kudu, "Psikolojik destek almak için mutlaka büyük bir travma yaşamak gerekmiyor. Kişi kendini iyi hissetmediği her durumda destek alabilir. Ancak uzun süren mutsuzluk, tükenmişlik, ilişkilerde zorlanma ve günlük işlevselliğin bozulması gibi durumlarda mutlaka bir uzmana başvurulmalıdır" diye konuştu.</p>

<h2>Gençler daha bilinçli ama destek erişilebilir olmalı</h2>

<p>Son yıllarda gençlerin psikolojik desteğe bakış açısının daha bilinçli ve olumlu olduğunu belirten Kudu, "Gençler destek alma konusunda daha istekli. Ancak bu desteğin erişilebilir ve sürdürülebilir olması gerekiyor" dedi. Ebeveynlere de çağrıda bulunan Kudu, "Aileler bazen çocuklarının psikolojik destek almasına çekingen yaklaşabiliyor. Ancak bu durum sorunların daha ağır şekilde geri dönmesine neden olabilir. Psikolojik destek almak bir gereklilik olarak görülmelidir" ifadelerini kullandı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.drttv.com/psikolojik-destek-ertelenmemeli-dibe-vurmayi-beklemeyin</guid>
      <pubDate>Sun, 10 May 2026 20:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://drttvcom.teimg.com/crop/1280x720/drttv-com/uploads/2026/05/denizli-haber-depresyon-3.jpg" type="image/jpeg" length="58867"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sağlık için yürüdüler]]></title>
      <link>https://www.drttv.com/saglik-icin-yuruduler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.drttv.com/saglik-icin-yuruduler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Denizli İl Sağlık Müdürlüğü tarafından, toplumda sağlıklı yaşam alışkanlıklarını yaygınlaştırmak ve fiziksel aktivitenin önemine dikkat çekmek amacıyla 10 Mayıs Sağlık İçin Hareket Et Günü kapsamında yürüyüş etkinliği düzenlendi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sağlık Haber</strong> - Yenişehir Yürüyüş yolunda düzenlenen ve büyük bir katılımın gerçekleştirildiği etkinliğe Denizli Valisi Yavuz Selim Köşger, Sağlık Hizmetlerinden Sorumlu Vali Yardımcısı Nurettin Ateş, Merkezefendi Kaymakamı Abdullah Demir, Pamukkale Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mahmud Güngör, İl Jandarma Komutanı Tuğgeneral Mevlüt Dirim, Denizli İl Sağlık Müdürü Uz. Dr. Berna Öztürk, Denizli İl Milli Eğitim Müdürü Emre Çalışkan, İl Müftüsü Abdullah Pamuklu, <a href="https://www.drttv.com/denizlinin-kale-ilcesinde-ogrenciler-saglik-elcisi-oldu"><span style="color:#2980b9"><span style="background-color:#ffffff">sağlık</span></span></a> çalışanları, öğrenciler ve çok sayıda vatandaş katıldı.</p>

<p style="text-align:center"><img alt="Denizli Haber Sağlıkyürüyüş (1)" class="detail-photo img-fluid" height="442" src="https://drttvcom.teimg.com/drttv-com/uploads/2026/05/denizli-haber-saglikyuruyus-1.jpg" width="600" /></p>

<p>Yürüyüş saat 10.30’da Denizli Valisi Yavuz Selim Köşger’in startıyla başlarken, yürüyüşte katılımcılar sağlıklı yaşamın önemine dikkat çekmek amacıyla hep birlikte yürüdü. Yürüyüşte fiziksel aktivitenin kalp sağlığı, ruhsal iyilik hali ve yaşam kalitesi üzerindeki olumlu etkilerine vurgu yapıldı. Yürüyüş sonrasında Denizli İl Sağlık Müdürlüğü tarafından kurulan bilgilendirme stantlarında fiziksel aktivite sağlıklı beslenme ve kronik hastalıklarla mücadele konusunda bilgilendirme yapılarak vatandaşlara broşür dağıtıldı. Katılımcılara sağlıklı atıştırmalıklar ve su ikram edildi. Tansiyon, boy-kilo ölçümü gibi sağlık taramaları da yapıldı. Etkinlik boyunca sağlık çalışanları tarafından vatandaşlara sağlıklı yaşam konusunda <a href="https://www.drttv.com/denizli-il-saglik-muduru-uyardi-sigara-ihbari-112ye-degil-alo-184e"><span style="color:#2980b9"><span style="background-color:#ffffff">bilgilendirme</span></span></a>ler yapılırken, fiziksel aktivitenin ruhsal ve bedensel sağlık üzerindeki olumlu etkileri anlatıldı.</p>

<p style="text-align:center"><img alt="Denizli Haber Sağlıkyürüyüşş (4)" class="detail-photo img-fluid" height="403" src="https://drttvcom.teimg.com/drttv-com/uploads/2026/05/denizli-haber-saglikyuruyuss-4.jpg" width="600" /></p>

<p>Denizli Valisi Yavuz Selim Köşger, sağlıklı bir toplum oluşturmanın ancak sağlıklı bireylerle mümkün olacağını belirterek vatandaşları günlük yaşamlarında daha aktif olmaya davet etti: Köşger; “Düzenli yürüyüş ve egzersiz yapmak kalp-damar hastalıkları, obezite, diyabet ve hipertansiyon gibi sağlık sorunlarının önlenmesinde büyük önem taşımaktadır. Ülkemizde günlük yaşamda fiziksel aktivite düzeyini artırmak amacıyla Sağlık Bakanlığımız tarafından hedefler belirlenmiş ve toplumu fiziksel aktiviteye özendirmek için çalışmalar yürütülmektedir. Bugün de 10 Mayıs Sağlık İçin Hareket Et Günü kapsamında toplumda sağlıklı yaşam alışkanlıklarının yaygınlaştırılması ve her yaş grubunda hareketli yaşam kültürünün geliştirilmesini hedefleyerek İl Müdürlerimiz, vatandaşlarımız ve öğrencilerimizle birlikte yürüyüşümüzü gerçekleştirdik. Başta Sağlık Müdürlüğümüz olmak üzere emeği geçen tüm kurumlara teşekkür ediyorum. Tüm halkımızı kaliteli ve sağlıklı yaşam için hareketli yaşama davet ediyoruz” dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:center"><img alt="Denizli Haber Sağlıkyürüyüş (2)" class="detail-photo img-fluid" height="593" src="https://drttvcom.teimg.com/drttv-com/uploads/2026/05/denizli-haber-saglikyuruyus-2.jpg" width="600" /></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>ULAŞ ŞAHAN</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.drttv.com/saglik-icin-yuruduler</guid>
      <pubDate>Sun, 10 May 2026 13:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://drttvcom.teimg.com/crop/1280x720/drttv-com/uploads/2026/05/denizli-haber-saglikicin.jpg" type="image/jpeg" length="83654"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Işıltılı bir cilt için bol su tüketin]]></title>
      <link>https://www.drttv.com/isiltili-bir-cilt-icin-bol-su-tuketin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.drttv.com/isiltili-bir-cilt-icin-bol-su-tuketin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzm. Dr. Gülbiye Güler, bahar aylarıylabirlikte daha sağlıklı ve parlak cilt için günde 10-12 bardak kadar su içilmesinin önemli olduğunu söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sağlık Haber -</strong> Sağlıklı bir cilt için ona iyi bakmak ve onu zararlı etkenlerden korumak gerekiyor. Kişiye uygun cilt bakım ürünleri kullanmanın yanı sıra sağlıklı beslenmek, yeterince su tüketmek ve güneş ışınlarından korunmak da önem taşıyor.  Uzm. Dr. Gülbiye Güler, bahar aylarıyla birlikte daha sağlıklı bir cilt için önerilerde bulundu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bahar mevsiminde cilt sağlığı için alınacak önlemleri sıralayan Güler, "Bahara girerken ışıltılı bir cilt için, cilt temizliği çok önemlidir.Bunun için çeşitli peelingler ve cilt bakımlarıyla cilt ölü dokulardan, yabancı maddelerden arındırılmalıdır. Bu işlemler cildin yapısına göre yapılmalıdır. Bu şekilde temizlenen cilt, siyah noktalardan arındırılır ve böylece daha ışıltılı olur. Kış boyunca kuruyan cildin nemlendirilmesi gerekmektedir. Nemlendiriciler, cildin tipine uygun olarak seçilmeli; paraben, alkol gibi ürünleri içermemeli, komedojenik olmamalıdır. Nemlendiriciler ise kuru ciltlerde özellikle yenileyici, onarıcı, su tutucu olmalı; kollajen, aminoasitler, keratin ve hyalüronik asit içermelidir’’ şeklinde konuştu.<br />
Alınan gıdaların da cilt üzerinde etkisi olduğunu ifade eden Uzm. Dr. Gülbiye Güler, "Cilt sağlığında beslenmenin de önemi büyüktür. Bol antioksidan, A, B, C ve E vitaminlerini içeren sebze ve meyvelerle beslenerek cildin onarılması ve tazelenmesi sağlanabilmektedir. Ayrıca, Omega-3 içeren balık ve ceviz tüketmek cildin daha parlak görünmesine destek olur" dedi.</p>

<p><br />
Cildi matlaştıran ve kırışıklıklar ile lekelenmeler yapan sigara, alkol ve kafeinden uzak durulmasıve günde 2 fincan yeşil çay tüketilmesi gerektiğini belirten Uzm. Dr. Gülbiye Güler, şunları söyledi;<br />
"Cildin daha parlak görünmesi için günde 10-12 bardak kadar su içilmelidir. Kan dolaşımını artırmak ve böylece cilde ışıltı kazandırmak için günde 40-45 dakikaaçık havada yürüyüş yapılmalıdır. Yorgunluk, uykusuzluk ve stres ciltte mat, soluk ve şiş bir görünüme sebep olduğundan uyku düzenine dikkat edilmemeli, yüzde yatak kaynaklı çizgilerin oluşmaması için sırt üstü yatılmalıdır. Stresten uzak durulmalıdır. Evden çıkmadan en az 20 dakika önce güneş gören bölgelere cilt tipinee uygun güneş koruyucu faktörlü kremlerden sürülmelidir. Kişisel bakım ürünleri dışında bahar aylarında dermatolog desteği alınabilir. Vitamin karışımlarından oluşan mezoterapi, kişinin kendi kanıyla hazırlanan PRP, cilde nem veren ve kırışıklıkları azaltan hyalüronik asit enjeksiyonları ile ışıltılı bir cilde sahip olunabilir."</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.drttv.com/isiltili-bir-cilt-icin-bol-su-tuketin</guid>
      <pubDate>Sun, 10 May 2026 12:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://drttvcom.teimg.com/crop/1280x720/drttv-com/uploads/2026/03/denizli-haber-cilt-sivilce-iha.jpg" type="image/jpeg" length="39741"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bel ağrısını fıtığa bağlamayın, teşhiste geç kalmayın]]></title>
      <link>https://www.drttv.com/bel-agrisini-fitiga-baglamayin-teshiste-gec-kalmayin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.drttv.com/bel-agrisini-fitiga-baglamayin-teshiste-gec-kalmayin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Belde oluşan ağrı genellikle fıtık olarak değerlendirilebilir. Ancak her bel ağrısını sadece ‘fıtık' veya ‘yorgunluk' sanmak, bazı önemli hastalıkların teşhisinde geç kalınmasına neden olabiliyor. Bel ağrılarını ciddiye almak gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Ömer Faruk Şendur, özellikle istirahat halindeyken artan ve gece uykudan uyandıran ağrıların; iltihaplı romatizmadan kanser metastazına kadar pek çok ciddi hastalığın haberc]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sağlık Haber - </strong>Günlük yaşamda çoğu kişiden duyduğumuz bel ağrısı şikayeti, genellikle ‘ağır kaldırdım' ya da ‘fıtığım azdı' denilerek geçiştiriliyor. Ancak tıp dünyası, bel ağrısının bir hastalık değil, vücudun verdiği bir semptom olduğunun altını çiziyor. Yaklaşık 50 farklı nedene dayanan bu ağrılar, basit bir kas tutulmasından ibaret olabileceği gibi; prostat, meme veya kolon kanserinin ilk belirtisi olarak da karşımıza çıkabiliyor. Bel ağrılarına ciddiyetle yaklaşılması gerektiğinin altını çizen Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Ömer Faruk Şendur, "Bel ağrılarının spektrumu oldukça geniştir. Yaklaşık 40-50 farklı tanıdan söz edilebilir. Bu tanılar arasında çok hafif seyreden durumlar olduğu gibi, oldukça ciddi hastalıklar da bel ağrısına neden olabilir. Bel ağrısı bir hastalık değil, bir semptomdur. Basit bir kas incinmesi bel ağrısına yol açabileceği gibi, prostat kanserinin bele yansıması da ağrı şeklinde kendini gösterebilir. Bu nedenle bel ağrısı şikâyetiyle başvuran hastalarda dikkatli ve özenli bir muayene yapılması, gerekirse radyolojik görüntülemeye başvurulması son derece önemlidir. Çünkü basit gibi görünen bir bel ağrısı, bazı durumlarda meme veya kolon kanseri gibi ciddi hastalıkların belirtisi olabilir. Öte yandan, kötü bir yatakta yatmak gibi basit nedenler de bel ağrısına yol açabilir" ifadelerini kullandı.<br />
<br />
<strong>Erken tanı alınmazsa sakatlığa neden olabilir</strong><br />
Bel ağrısı semptomuyla kendini gösteren iltihaplı romatizmal hastalıklara dikkat çeken Prof. Dr. Ömer Faruk Şendur, sözlerini şöyle sürdürdü: "Özellikle genç erkeklerde görülen bu hastalıklar fark edilmez, tanı konulmaz ve tedavi edilmezse ömür boyu sakatlığa yol açabilecek kadar ciddi sonuçlar doğurabilir. Ankilozan spondilit, iltihaplı romatizma türlerinden biridir ve erken tanı konulmadığında ciddi sakatlıklara neden olabilir. Bu nedenle bel ağrıları mutlaka dikkatle değerlendirilmelidir. Öte yandan bel fıtığı, omurgalar arasında yer alan disklerle ilişkilidir. Bu diskler, omurganın sağlıklı hareket etmesini sağlayan, bir aracın amortisörleri gibi görev yapan yapılardır. Disklerin zamanla aşınması ve fıtıklaşması sonucu, omurilikten çıkan sinirler sıkışabilir ve bu da fıtığa yol açar. Ancak bu durum kas ağrısıyla karıştırılabilir. Kas kaynaklı bel ağrısı genellikle kalça veya bacağa yayılmaz. Oysa fıtıkta, sinire baskı olduğu için ağrı belden başlayarak topuğa kadar inebilir. Bu iki durum dikkatli bir muayene ile kolaylıkla ayırt edilebilir."<br />
<br />
<strong>Devam eden ağrılarda ileri tetkik şart</strong><br />
Prof. Dr. Ömer Faruk Şendur, Belden bacağa kadar yayılan ve sinir boyunca hissedilen ağrılarda mutlaka görüntüleme yapılması gerektiğini söyledi, "Böylece hangi sinirin, hangi tarafta ve ne ölçüde baskı altında olduğu belirlenerek doğru tedavi planlanabilir" dedi. Bel ağrılarının önem derecesinin belirlenmesinde hastayla yapılan anamnezin çok kıymetli olduğunu dile getiren Prof. Dr. Ömer Faruk Şendur, "Örneğin, hastanın ağrısı yürürken veya otururken ortaya çıkıyor ancak yatarken geçiyorsa, bu durum genellikle dejeneratif nedenlere işaret eder. Buna karşılık, gece ortaya çıkan ya da istirahat sırasında devam eden ağrılar; iltihaplı romatizma veya kanser gibi daha ciddi durumları düşündürmelidir. Bu nedenle hastalara yöneltilen en kritik sorulardan biri, ağrının gece veya istirahat halinde olup olmadığıdır. Bu tür durumlarda mutlaka ileri tetkik yapılmalıdır. Cerrahi gerekliliği ise belirli kriterlere göre değerlendirilir. Tüm konservatif yöntemler (ilaç tedavisi, fizik tedavi, enjeksiyonlar, istirahat vb.) uygulanmasına rağmen ağrı devam ediyorsa, bu önemli bir cerrahi nedenidir. Ayrıca nörolojik bozuklukların ortaya çıkması, örneğin ayakta kuvvet kaybı gelişmesi ya da duyu kaybının devam etmesi ve ilerlemesi durumunda hasta cerrahiye yönlendirilir" diye konuştu.<br />
<br />
<strong>Tedavi yaklaşımı hastalığa göre değişir</strong><br />
Omurgayı nasıl korumak gerektiğini ve bel ağrılarının nasıl tedavi edildiğine ilişkin konuşan Prof. Dr. Ömer Faruk Şendur, şöyle konuştu: "Omurga, vücudun yükünü taşıyan bir binanın ana kolonu gibidir. Ayakta dururken vücut ağırlığı bacaklar aracılığıyla aşağıya iletilir. Ancak otururken bu yük doğrudan omurga ve kuyruk sokumuna biner. Bu nedenle bel fıtığı olan hastalara uzun süre oturmamaları önerilir. Tedavi yaklaşımı hastalığa göre değişir. Örneğin, bel fıtığında ilk birkaç gün egzersiz önerilmez; öncelikle ağrının azaltılması ve kasların gevşetilmesi hedeflenir. Ağrı azaldıktan ve ödem geriledikten sonra, omurganın stabilitesini sağlamak için özel egzersizler uygulanır. Bu egzersizlerle karın, kalça ve bel kaslarının güçlendirilmesi amaçlanır. Ancak iltihaplı romatizmal hastalıklarda veya kanser metastazı bulunan durumlarda egzersiz ağrıyı artırabilir. Bu nedenle hasta egzersiz sırasında ağrısının arttığını ifade ediyorsa, durum dikkatle değerlendirilmelidir."<br />
Prof. Dr. Ömer Faruk Şendur, hastaların uzun süre oturması ya da uzun süre ayakta kalması gibi durumların bel ağrısına neden olabileceğini hatırlatarak, dengeli egzersiz ve dengeli aktivitenin önemine dikkat çekti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.drttv.com/bel-agrisini-fitiga-baglamayin-teshiste-gec-kalmayin</guid>
      <pubDate>Sun, 10 May 2026 12:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://drttvcom.teimg.com/crop/1280x720/drttv-com/uploads/2026/05/denizli-haber-bel-agrisi-3.jpg" type="image/jpeg" length="68689"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmandan hantavirüs uyarısı]]></title>
      <link>https://www.drttv.com/uzmandan-hantavirus-uyarisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.drttv.com/uzmandan-hantavirus-uyarisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Hantavirüslerin kanamalı ateş grubunda yer alan ve çoğunlukla kemirgenler aracılığıyla insanlara bulaşan enfeksiyon hastalıkları olduğuna dikkat çeken Enfeksiyon Hastalıkları ve Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Hakan Leblebicioğlu, "Virüs genellikle kemirgenlerin idrarı, dışkısı veya salgılarıyla temas sonucu bulaşmaktadır. Özellikle açık ve sulak alanlarda dikkatli olunmalı, hijyen kurallarına uyulmalı ve riskli ortamlarda gerekli korunma önlemleri alınmalıdır" dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sağlık Haber- </strong>Son günlerde bir gemide görülen vakalarla yeniden gündeme gelen hantavirüs enfeksiyonlarına ilişkin uzmanlar uyarılarda bulundu. Kemirgenler aracılığıyla bulaşan hastalığın özellikle riskli meslek gruplarında daha sık görülebildiği söyleyerek, korunma önlemlerinin önemine dikkat çekildi.</p>

<p style="text-align:center"><img alt="Denizli Haber Uzman Virüs" class="detail-photo img-fluid" height="612" src="https://drttvcom.teimg.com/drttv-com/uploads/2026/05/denizli-haber-uzman-virus.jpg" width="450" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Prof. Dr. Hakan Leblebicioğlu, hantavirüslerin kanamalı ateş grubunda yer alan ve çoğunlukla kemirgenler aracılığıyla insanlara bulaşan enfeksiyon hastalıkları olduğunu belirterek, "Virüs genellikle kemirgenlerin idrarı, dışkısı veya salgılarıyla temas sonucu bulaşmaktadır. Bu nedenle tarım çalışanları, doğada aktif görev yapan kişiler ve veterinerler gibi risk gruplarında hastalık daha sık görülebilmektedir" diye konuştu.</p>

<p></p>

<p>"İki farklı klinik tabloya yol açabiliyor"</p>

<p>Hantavirüs enfeksiyonlarının iki ana klinik formunun bulunduğunu ifade eden Prof. Dr. Leblebicioğlu, "Akciğer tutulumu ile seyreden tipi daha çok Amerika kıtasında görülürken, böbrek yetmezliği bulgularıyla seyreden formu ülkemizde özellikle Karadeniz Bölgesi’nde karşımıza çıkmaktadır" şeklinde konuştu.</p>

<p style="text-align:center"><img alt="Denizli Haber Dsö 8 Vakanın 5'Inin Hantavirüs Olduğu Teyit Edildi, Diğer 3'Ü Şüpheli Vaka" class="detail-photo img-fluid" height="399" src="https://drttvcom.teimg.com/drttv-com/uploads/2026/05/denizli-haber-dso-8-vakanin-5inin-hantavirus-oldugu-teyit-edildi-diger-3u-supheli-vaka.jpg" width="600" /></p>

<p></p>

<p>"İnsandan insana bulaş genellikle görülmüyor"</p>

<p>Hastalığın ateş, halsizlik, yorgunluk ve bazı vakalarda kanama gibi belirtilerle ortaya çıkabileceğini belirten Prof. Dr. Leblebicioğlu, "Türkiye’de ilk vakalar 2000’li yıllarda Zonguldak ve Giresun’da bildirilmiştir. Aynı dönemde Samsun’da da takip ettiğimiz vakalar bulunmaktaydı. Son dönemde gündeme gelen salgında rol oynayan Andes alt tipinin nadir de olsa insandan insana bulaşabileceği bilinmektedir. Tedavi süreci genellikle destekleyici yaklaşımlarla yürütülmektedir" ifadelerini kullandı.</p>

<p></p>

<p>"Korunma önlemleri önem taşıyor"</p>

<p>Hantavirüsten korunmak için kemirgenlerle temastan kaçınılması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Leblebicioğlu, "Özellikle açık ve sulak alanlarda dikkatli olunmalı, hijyen kurallarına uyulmalı ve riskli ortamlarda gerekli korunma önlemleri alınmalıdır" açıklamasında bulundu.</p>

<p></p>

<p>"COVID-19 benzeri pandemi beklenmiyor"</p>

<p>Hastalığın bulaşma yolları nedeniyle COVID-19 benzeri küresel bir salgın riskinin beklenmediğini dile getiren Prof. Dr. Leblebicioğlu şunları söyledi: "Mevcut bilgiler ışığında hantavirüsün dünya çapında bir pandemiye yol açması beklenmemektedir."</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.drttv.com/uzmandan-hantavirus-uyarisi</guid>
      <pubDate>Sat, 09 May 2026 16:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://drttvcom.teimg.com/crop/1280x720/drttv-com/uploads/2026/05/denizli-haber-virus-2.jpg" type="image/jpeg" length="33573"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Göz sağlığında yeni dönem]]></title>
      <link>https://www.drttv.com/goz-sagliginda-yeni-donem</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.drttv.com/goz-sagliginda-yeni-donem" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Yavuz Özpınar, son yıllarda lazer teknolojisinin kronik göz kuruluğu tedavisinde de kullanılmaya başlandığını, bu amaçla kullanılan yöntemlerden birinin de IPL (Intense Pulsed Light) tedavisi olduğunu söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sağlık Haber- </strong>Op. Dr. Yavuz Özpınar, IPL tedavisinin özellikle Meibomian bez disfonksiyonuna bağlı göz kuruluğunda uygulanmakta olduğunu söyledi. İşlem sırasında göz çevresindeki cilde kontrollü ışık atımları uygulandığını ifade eden Op. Dr. Özpınar, bu ışık enerjisi ile göz kapaklarındaki yağ bezlerinin fonksiyonunun düzenlenebileceğini, iltihabi süreçlerin azaltılabileceğini ve gözyaşı film tabakasının daha stabil hale getirilebileceğini belirtti. Özpınar, ayrıca tedavinin genellikle birkaç seans şeklinde uygulandığının ve her seansın kısa sürede tamamlandığının altını çizdi.</p>

<p></p>

<p style="text-align:center"><img alt="Denizli Haber Göz (1)-1" class="detail-photo img-fluid" height="1134" src="https://drttvcom.teimg.com/drttv-com/uploads/2026/05/denizli-haber-goz-1-1.jpg" width="1600" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>Lazer ile gözlük numarasının tedavisi</h2>

<p>Miyop, hipermetrop ve astigmat gibi kırma kusurlarının düzeltilmesi amacıyla yapılan lazer işlemleri halk arasında "göz çizdirme" olarak biliniyor. Bu işlemlerde hedeflenen yapının kornea yani gözün ön saydam tabakası olduğunu, kornea şeklinin değiştirilmesiyle ışığın retina üzerine doğru şekilde odaklanmasın sağlandığını belirten Op. Dr. Yavuz Özpınar, "Tedavide bu amaçla kullanılan başlıca lazer yöntemleri mevcuttur. Seçenekler arasında yer alan LASIK (Laser Assisted in Situ Keratomileusis) en yaygın uygulanan yöntemlerden biridir. İşlem sırasında korneanın yüzeyinde ince bir kapak (flap) oluşturulur. Bu kapak kaldırıldıktan sonra excimer lazer kullanılarak, korneanın alt tabakasına mikron düzeyinde şekil verilir. Ardından kapak tekrar yerine yerleştirilir. Görme genellikle hızlı şekilde düzelir ve iyileşme süresi kısadır. Bir diğer tedavi seçeneği iLASIK (Intralase LASIK), LASIK yönteminin daha gelişmiş bir versiyonudur. Bu teknikte kornea kapağı mekanik bıçak yerine femtosaniye lazer ile oluşturulur. Bu durum kapağın daha hassas ve kontrollü şekilde hazırlanmasını sağlar. Daha yüksek teknolojili bir yöntem olduğu için bazı hastalarda daha güvenli ve öngörülebilir sonuçlar sağlayabilir" dedi.</p>

<p></p>

<p style="text-align:center"><img alt="Denizli Haber Göz (2)-1" class="detail-photo img-fluid" height="354" src="https://drttvcom.teimg.com/drttv-com/uploads/2026/05/denizli-haber-goz-2-1.jpg" width="664" /></p>

<p></p>

<p>Tercih edilen diğer lazer işlemlerinden olan PRK (Photorefractive Keratectomy) yönteminden de bahseden Op. Dr. Özpınar, "Bu yöntemde korneanın yüzey epitel tabakası kaldırılır ve excimer lazer doğrudan kornea yüzeyine uygulanır. Kapak oluşturulmaz. Bu nedenle kornea yapısı ince olan hastalarda tercih edilebilir. İyileşme süresi LASIK’e göre biraz daha uzun olabilir. TransPRK (Transepitelyal PRK), PRK yönteminin daha modern bir versiyonudur. Bu teknikte korneanın yüzey epitel tabakası mekanik olarak kaldırılmaz. Lazer hem epitel tabakayı hem de alttaki kornea dokusunu tek aşamada şekillendirir. Bu sayede işlem daha kısa sürede tamamlanabilir ve cerrahi temas azalır. SMILE (Small Incision Lenticule Extraction) daha yeni geliştirilen bir yöntemdir. Bu teknikte femtosaniye lazer kullanılarak kornea içinde ince bir doku parçası oluşturulur ve çok küçük bir kesiden çıkarılır. Böylece korneanın şekli değiştirilir. Kapak oluşturulmadığı için korneanın biyomekanik yapısı daha iyi korunabilir. Ayrıca bu lazer işlemleri genellikle damla ile yapılan anestezi altında uygulanır ve ağrısızdır. İşlem sonrası hastalar kısa sürede günlük hayatlarına dönebilirler ancak her hasta bu tedaviler için uygun olmayabilir. Kornea kalınlığı, göz numarası ve genel göz sağlığı mutlaka ayrıntılı bir muayene ile değerlendirilmelidir" ifadelerini kullandı.</p>

<p><img alt="Denizli Haber Göz (3)" class="detail-photo img-fluid" height="354" src="https://drttvcom.teimg.com/drttv-com/uploads/2026/05/denizli-haber-goz-3.jpg" width="664" /></p>

<p></p>

<p></p>

<p>Lazer tedavisinde beklenen teknolojik gelişmeler</p>

<p>Göz hastalıklarında lazer teknolojisinin sürekli geliştiğini ve gelecekte daha hassas, daha güvenli ve kişiye özel tedavilerin yaygınlaşmasının beklendiğini vurgulayan Op. Dr. Yavuz Özpınar, "Bu alandaki önemli hedeflerden biri daha yüksek hassasiyete sahip lazer sistemleri geliştirmektir. Yeni nesil cihazlar sayesinde kornea veya retina üzerinde mikron düzeyinde daha kontrollü işlemler yapılması mümkün hale gelmektedir. Bir diğer önemli gelişme alanı yapay zeka destekli lazer planlama sistemleridir. Bu sistemler hastanın kornea haritası, göz yapısı ve görme ihtiyaçlarını analiz ederek kişiye özel tedavi planlarının oluşturulmasına yardımcı olabilir. Böylece tedavi sonuçlarının daha öngörülebilir hale gelmesi amaçlanmaktadır. Ayrıca retina hastalıklarında daha hedefe yönelik mikro lazer uygulamaları üzerinde çalışmalar da devam etmektedir. Bu yöntemlerin amacı retina dokusuna minimum zarar vererek hastalıklı alanları tedavi edebilmek ve görme fonksiyonunu daha iyi koruyabilmektir. Gelecekte lazer teknolojisinin yalnızca kırma kusurlarının düzeltilmesinde değil, aynı zamanda presbiyopi (yaşa bağlı yakın görme sorunu) gibi durumların tedavisinde de daha etkin yöntemler sunması beklenmektedir. Bunun yanında lazerin ilaç taşıyıcı sistemlerle veya biyoteknolojik tedavilerle birlikte kullanıldığı yeni yaklaşımlar üzerinde de araştırmalar yapılmaktadır. Sonuç olarak lazer teknolojisi göz hastalıklarının tedavisinde önemli bir yere sahiptir ve gelişen teknoloji ile kullanım alanı giderek genişlemektedir. Daha hassas cihazlar, kişiye özel tedavi planları ve yeni cerrahi teknikler sayesinde gelecekte lazer tedavilerinin göz sağlığının korunmasında çok daha önemli bir rol oynaması beklenmektedir" diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.drttv.com/goz-sagliginda-yeni-donem</guid>
      <pubDate>Sat, 09 May 2026 16:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://drttvcom.teimg.com/crop/1280x720/drttv-com/uploads/2026/05/denizli-haber-goz-2-1.jpg" type="image/jpeg" length="97110"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Erteleme davranışının gerçek yüzü]]></title>
      <link>https://www.drttv.com/erteleme-davranisinin-gercek-yuzu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.drttv.com/erteleme-davranisinin-gercek-yuzu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Modern yaşamın hızıyla birlikte "erteleme hastalığı" ve "sürekli yorgunluk" kavramları hayatımızın merkezine yerleşti. Peki, neden yapmamız gerekenleri bile bile erteliyoruz? Bu döngü bizi nasıl tüketiyor? Klinik Psikolog Hulusi Özdemir konuya ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sağlık Haber- </strong>Günümüzde pek çok insan işlerini sürekli bir sonraki güne bırakmaktan ve ne kadar dinlenirse dinlensin geçmeyen bir yorgunluktan şikayetçi. Klinik Psikolog Hulusi Özdemir, bu durumun sanılanın aksine "tembellik" olmadığını, beynin bir savunma mekanizması olduğunu vurguluyor.</p>

<p style="text-align:center"></p>

<p style="text-align:center"><img alt="Denizli Haber Psikolog-4" class="detail-photo img-fluid" height="450" src="https://drttvcom.teimg.com/drttv-com/uploads/2026/05/denizli-haber-psikolog-4.jpeg" width="450" /></p>

<p>“ŞİMDİ İYİ HİSSET SONRA BAKARIZ”<br />
Erteleme davranışının temelinde isteksizlikten çok duygusal bir mekanizma olduğunu belirten Özdemir, “Erteleme çoğu zaman isteksizlik değil, beynin anlık rahatlama arayışıdır. Zor görünen, belirsiz ya da duygusal yükü yüksek işler tehdit gibi algılanır ve kişi kısa vadede daha kolay olana yönelir. Yani problem tembellik değil, duygu düzenleme zorluğudur. Beyin “şimdi iyi hisset, sonra bakarız” stratejisini seçer.” ifadelerini kullandı.</p>

<p></p>

<p style="text-align:center"><img alt="Denizli Haber Yorgun Insan Kadın" class="detail-photo img-fluid" height="320" src="https://drttvcom.teimg.com/drttv-com/uploads/2026/05/denizli-haber-yorgun-insan-kadin.jpg" width="600" /></p>

<p><br />
YETERSİZLİK DÜŞÜNCESİ<br />
Sürekli yüksek beklentilerle yaşamanın kişiyi yıprattığını vurgulayan Özdemir,” her şeyi yapmalıyım baskısı uzun vadede ciddi bir psikolojik ve fiziksel tükenmeye yol açar. Sürekli yüksek standartlar koymak, beynin dinlenme sistemini devre dışı bırakır ve kişi hep yetersizim diye düşünür. Bu da kronik stres ve motivasyon kaybını getirir. Kişi daha çok yapabileceği işleri daha az yapabilir hale gelir.” dedi.</p>

<p><br />
KAYGI BAŞARISIZLIK KORKUSU<br />
Ertelemenin irade eksikliği olarak görülmemesi gerektiğini belirten Klinik psikolog Özdemir, “Erteleme davranışı tembellik değil, büyük ölçüde psikolojik bir düzenleme problemidir. Kişi aslında yapmak ister ama o işe dair kaygıları, hissettiği baskı ya da başarısızlık korkusu devreye girer. Davranışı kaçınmaya dönüşür. Asıl mesele irade eksikliği değil, duygusal yükün yönetilememesidir.” şeklinde konuştu.</p>

<p></p>

<p>KRONİK YORGUNLUK HİSSİ<br />
Özdemir, erteleme alışkanlığının sürekli yorgunluk hissiyle ilişkili olduğunu vurgulayarak şunları kaydetti: “ Erteleme arttıkça zihinde tamamlanmamış işler birikir ve bu durum sürekli bir arka plan stresine dönüşür. Bu stres de kişide kronik yorgunluk hissi yaratır. Beden değil, çoğu zaman zihin yorulmaktadır.”</p>

<p style="text-align:center"><img alt="Denizli Haber Hulusi Özdemir3" class="detail-photo img-fluid" height="675" src="https://drttvcom.teimg.com/drttv-com/uploads/2026/05/denizli-haber-hulusi-ozdemir3.jpeg" width="450" /></p>

<p></p>

<p>“HAREKETE GEÇMEK MOTİVASYON ÜRETİR”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu döngüden çıkmanın yolunun büyük işleri küçültmekten geçtiğini belirten Özdemir, cümlelerini şöyle tamamladı: “ En etkili adım, büyük işleri küçültmek ve mükemmel yapmak yerine başlamayı hedeflemektir. Harekete geçmek, motivasyonu sonradan üretir. İç eleştiriyi azaltıp daha gerçekçi beklentiler kurmak da fayda sağlayabilir. Küçük adımlar biriktiğinde, beyin yeniden kontrol hissi kazanır ve erteleme döngüsü kırılır.”</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>AYŞE TOK</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.drttv.com/erteleme-davranisinin-gercek-yuzu</guid>
      <pubDate>Sat, 09 May 2026 14:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://drttvcom.teimg.com/crop/1280x720/drttv-com/uploads/2026/05/denizli-haber-psikolog-neden-surekli-erteliyoruz.jpg" type="image/jpeg" length="57728"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Varisle Mücadelede Doğru Tedavi Rehberi]]></title>
      <link>https://www.drttv.com/varisle-mucadelede-dogru-tedavi-rehberi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.drttv.com/varisle-mucadelede-dogru-tedavi-rehberi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sağlık Haber- </strong>Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Dr. Murat İlkar Gelişen, bacaklarda cilt altında belirginleşen mavi, mor ve yeşil renkli damar görüntüleriyle ortaya çıkan varisin, yalnızca estetik bir problem olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirtti.</p>

<p></p>

<p>Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Dr. Murat İlkar Gelişen, varisin bacaklardaki yüzeyel toplardamarların genişleyip belirgin hale gelmesiyle oluştuğunu belirterek, "Varis, toplardamar kapakçıklarının bozulmasına bağlı gelişen venöz yetmezlik sonucunda ortaya çıkar. Cilt altında yeşil, mavi veya mor renkli damarlar şeklinde görülebilir" diye konuştu.</p>

<p></p>

<h2>"Her hastada farklı belirtiler gösterebiliyor"</h2>

<p>Varis hastalarının büyük bölümünde ağrı ve şişlik şikayetlerinin görüldüğünü dile getiren Uzm. Dr. Gelişen, "Hastalarda bacak ağrısı, ödem, geceleri huzursuzluk hissi ve kramp gibi yakınmalar olabilir. Ancak varis her hastada aynı şekilde seyretmez. Çok az görünür varisi olup şiddetli ağrı yaşayan hastalar olduğu gibi ileri düzey varisleri olmasına rağmen hiç ağrı hissetmeyen hastalar da vardır" ifadelerini kullandı.</p>

<p></p>

<p style="text-align:center"><img alt="Denzili Haber Varis Tedavisi" class="detail-photo img-fluid" height="338" src="https://drttvcom.teimg.com/drttv-com/uploads/2026/05/denzili-haber-varis-tedavisi.webp" width="600" /></p>

<h2></h2>

<h2>"İleri düzey varislerde cerrahi yöntem uygulanabiliyor"</h2>

<p>Tedavi yönteminin hastanın damar yapısına ve hastalığın derecesine göre belirlendiğini ifade eden Uzm. Dr. Gelişen, "Cerrahi stripping ameliyatını genellikle çok ileri düzey varisi olan ve toplardamar çapı yaklaşık 8.5-9 milimetrenin üzerinde bulunan hastalarda tercih ediyoruz" dedi.</p>

<p></p>

<p>Gelişen, radyofrekans ablasyon ve damar yapıştırma yöntemlerinde belirli damar çaplarının üzerinde başarı oranının düşebildiğini belirterek, "Bu nedenle ileri genişlemiş damar yapılarında klasik cerrahi yöntemler daha uygun olabilmektedir" açıklamasında bulundu.</p>

<p></p>

<h2>"Lazer yöntemi daha az tercih ediliyor"</h2>

<p>Lazerle yapılan varis tedavilerinin günümüzde daha sınırlı kullanıldığını belirten Uzm. Dr. Gelişen, "Lazer yöntemlerinde uzun dönemde tekrarlama ihtimali daha yüksek olabildiği için artık daha az tercih edilmektedir" dedi.</p>

<p></p>

<h2>Cerrahi işlem nasıl uygulanıyor?</h2>

<p>Stripping ameliyatına ilişkin bilgi veren Gelişen, "Kasık bölgesinden ve ayak bileği hizasından yapılan küçük kesilerle yetmezlik bulunan toplardamar bağlanır ve özel bir tel yardımıyla damar çıkarılır" diye konuştu.</p>

<p></p>

<p> Cerrahi yöntemin daha travmatik bir işlem olduğunu söyleyen Uzm. Dr. Gelişen, iyileşme sürecinin diğer yöntemlere göre daha uzun sürebildiğini ifade etti.</p>

<p></p>

<h2>"Köpük tedavisi küçük damarlar için uygulanıyor"</h2>

<p>Skleroterapi olarak bilinen köpük tedavisinin daha küçük çaplı damarlar için kullanıldığını belirten Uzm. Dr. Gelişen, "Bu yöntemde damar içine özel bir ilaç verilerek damar kapatılır. Özellikle estetik açıdan kesi ve dikiş izi oluşmaması nedeniyle tercih edilebilmektedir" dedi.</p>

<p></p>

<p>Skleroterapi sonrasında hastaların günlük yaşamlarına kısa sürede dönebildiğini vurgulayan Uzm. Dr. Gelişen, "İşlem sonrasında hastalar normal hayatlarına hemen dönebilir. Ancak damar çapına göre birkaç gün bandaj kullanılması gerektiği için bu süreçte banyo önerilmez" ifadelerini kullandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<h2>Yürüyüş ve yüzme önerisi</h2>

<p>Varis oluşumunun ilerlememesi için yaşam tarzının önem taşıdığını vurgulayan Gelişen, "Varis hastalarına düzenli yürüyüş ve yüzme öneriyoruz. Hareketli yaşam toplardamar dolaşımını desteklediği için şikayetlerin ilerlemesini azaltabilir" dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>iHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.drttv.com/varisle-mucadelede-dogru-tedavi-rehberi</guid>
      <pubDate>Sat, 09 May 2026 10:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://drttvcom.teimg.com/crop/1280x720/drttv-com/uploads/2026/05/denizli-haber-varis-haber2.jpg" type="image/jpeg" length="64280"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
