EKOPOLİTİK - “Bir toplum ki şiir gömüsünün üstünde yaşıyor ama eğilip bir küçük şiir okumayı düşünmüyor. Şiir okuyan bir toplum olsaydık kadın cinayetleri, yolsuzluklar, hırsızlıklar, ülkeyi soyan arsızlıklar, vicdansızlıklar olmayacaktı. Çünkü bir düşünür ‘Şiir okuyan cinayet işleyemez’ diyor. Şiirin bir dizesi ile günümüzün değiştiğini bilmezsek kör karanlığımızda mutsuzluğumuzun nedenini de çözemeyiz” (Şair; Hidayet KARAKUŞ)
2026 DÜNYA ŞİİR GÜNÜ BİLDİRİSİ İLK KEZ DENİZLİ’DE OKUNACAK!
Şiirsever Denizliler 27-28 Mart tarihlerinde unutulmaz iki gün yaşayacak. Pen Türkiye Merkezi’nin aldığı karar gereği, bu yılın Onur Ödülü; şair yazar Hidayet Karakuş’a Denizli’de verilecek. İlki geçen sene yine Başkanlığını şair Halim Yazıcı’nın yaptığı Pamukkale Flarmoni Derneği Epiktetos Şiir Kulübü’nün organizasyonuyla PEN Türkiye Merkezi, Büyükşehir Belediyesi, Denizli Şiir Oteli ile destekçi kurum ve kuruluşların katkılarıyla düzenlenen “Uluslararası Denizli Şiir Günleri”nin ikincisi, bu yıl 21 Mart’ın Ramazan Bayramı’na gelmesi nedeniyle, 27-28 Mart tarihleri arasında Denizli Şiir Otel ve Cafer Sadık ABALIOĞLU Eğitim Vakfı’nda kutlanacak. PEN Türkiye Merkezi tarafından 2026 Dünya Şiir Günü Bildirisi’ni yazma görevi verilen Hidayet Karakuş, kaleme aldığı şiir bildirisini ilk kez Denizli’den tüm ülkeye seslendirecek.
GÜRCİSTAN VE MACARİSTAN’DAN ŞAİR KONUKLAR VAR!
Bu yılın bir başka özelliği de yurt dışından iki önemli şairin “David MAGRADZE (Gürcistan) ve Balaj SZOLLSSY (Macaristan)”in misafir edilecek olunması. Uluslararası PEN Merkezi’nin 1997-2010 yılları arasında Gürcistan Başkanlığı’nı yapan David MAGRADZE, aynı zamanda Gürcü Milli Marşı’nı da yazan şair olup, 1992-1995 yılları arasında Gürcistan Kültür Bakanlığı görevinde bulundu. Denizli Şiir Günleri’nin bir diğer önemli uluslararası konuğu ise Macaristan’ın en önemli şairleri arasında olan Balaj SZOLLSSY olacak. 2018-2023 Yılları arasında İstanbul Macar Kültür Merkezi’nde kültür ataşesi görevinde bulunan SZOLLSSY, halen Budapeşte Üniversitesi’nde çağdaş Türk şiiri konusunda doktora tezi yazıyor.

“ŞİİR KİTAPSIZ ŞAİR” KEMAL GÜRCAN VE CAN SİNANOĞLU DA ŞİİRLERİNİ OKUYACAK!
Yurtiçi ve yurt dışından kentimize gelecek ünlü şairlerin yanı sıra, Denizlili şairlerin de yer alacağı etkinlikte, şair ve yazarlar iki gün boyunca etkinliklerin düzenleneceği Denizli Şiir Otel ve Cafer Sadık Abalıoğlu Eğitim Vakfı’nda kitaplarını imzalayarak, okurlarıyla buluşacak. Bu arada Denizli’nin tanınmış düşün adamı ve “şiir kitapsız şairi” Kemal Gürcan da (Reste Kemal) ile Denizlili Şair, oyuncu ve edebiyat adamı Can Sinanoğlu da şiirlerini okuyacak.
DENİZLİ ŞİİRİN BAŞKENTİ OLACAK!
Etkinliği düzenleyen iki kurumun başkanları olan, Türkiye PEN Merkezi Başkanı Halil İbrahim ÖZCAN ve Pamukkale Flarmoni Derneği Başkanı Prof. Dr. Okan Bölükbaşı, her yıl giderek niteliğinin arttığı etkinliğin amacının önümüzdeki yıllarda Denizli’yi Şiirin Başkenti ilan etmek olduğunda fikir birliğine vardıklarını belirterek, tüm sanatsever Denizlileri bu özel etkinliğe davet ettiler.

ŞİİRİN RÜZGÂRI, DENİZLİ’DE ESECEK
Evet, Şiirsever Denizliler 27-28 Mart tarihlerinde adeta şiirle yatıp, şiirle kalkacakları unutulmaz iki gün yaşayacak. Pen Türkiye Merkezi’nin aldığı karara bağlı olarak, bu yılın Onur Ödülünün; şair yazar Hidayet Karakuş’a verileceği ve ödülün Denizli’de düzenlenecek şiir günlerinde verileceği açıklanırken yine Hidayet Karakuş tarafından yazılan 2026 Dünya Şiir Günü Bildirisi de Denizli’de yine ünlü şair tarafından okunacak. Ali Marım’ın Başkan olduğu (1989-1999) Denizli Belediyesi ve İzmir Konak Belediyesi’nin eski Kültür Müdürü tanınmış Egeli Şair Halim Yazıcı’nın imzasını taşıyan Denizli Şiir Günleri’nin ikincisi de “Şiirin rüzgarını Denizli’de estirecek!”
"ŞİİR OKUYAN CİNAYET İŞLEYEMEZ"
Dünya Şiir Günü Bildirisi’nde çok önemli mesajlar veren Hidayet Karakuş’un “Bir toplum ki şiir gömüsünün üstünde yaşıyor ama eğilip bir küçük şiir okumayı düşünmüyor. Şiir okuyan bir toplum olsaydık kadın cinayetleri, yolsuzluklar, hırsızlıklar, ülkeyi soyan arsızlıklar, vicdansızlıklar olmayacaktı. Çünkü bir düşünür ‘Şiir okuyan cinayet işleyemez’ diyor. Şiirin bir dizesi ile günümüzün değiştiğini bilmezsek kör karanlığımızda mutsuzluğumuzun nedenini de çözemeyiz” satırları ise adeta PEN Türkiye ve kuruluşun üyesi tüm şairlerin ruhunu yansıtıyordu.
HİDAYET KARAKUŞ VE 2026 DÜNYA ŞİİR GÜNÜ BİLDİRİSİ;
“Her insanın bir şiiri vardır. Günümüzün yabanıl ortamında şiirin kaybolduğunu görüyorum.
‘Yaşamın hiçbir zerresi yoktur ki içinde şiir bulunmasın’ diyor Gustav Flaubert. Öyleyse kendi şiirimizi bulmak için yaşamalıyız. Şiirin tanımını yapmayacağım. Her şairin tanımı başkadır. Şiir okumayan insanın kendini tanıması olanaksızdır. Gençlere bazen 'Sevgilin var mı' diye soruyorum. Çoğu içtenlikle 'Var' diyor. 'Peki sevgiliniz size şiir okuyor mu?' Çoğunlukla 'Hayır' diyorlar. Şaşıyorum. Aşk yaşıyorlar ama şiir yok yaşamlarında. 'Şiirsiz aşk olmaz, aşksız şiir' diyorum. Tüm bu çoraklığın nedeni eğitim dizgemizdeki sıkıntılı edebiyat dersleri, kitap okumayan, şiir okumayan öğretmenlerdir. Eğitim izlenceleri şiire geçit vermiyor. Ders kitaplarına göstermelik konulan şiirler, eski olsun yeni olsun çocuğun yaşamına seslenmiyor. Yetkililer de biliyor bunu. Ne ki yine de kötü şiirleri dayatıyorlar çocuklara. Çünkü onlar da şiir okumuyor. Bir toplum ki şiir gömüsünün üstünde yaşıyor ama eğilip bir küçük şiir okumayı düşünmüyor. Şiir okuyan bir toplum olsaydık kadın cinayetleri, yolsuzluklar, hırsızlıklar, ülkeyi soyan arsızlıklar, vicdansızlıklar olmayacaktı. Çünkü bir düşünür “Şiir okuyan cinayet işleyemez” diyor. Şiirin bir dizesi ile günümüzün değiştiğini bilmezsek kör karanlığımızda mutsuzluğumuzun nedenini de çözemeyiz. Şiir gerçekle hesaplaşmadır. Bu hesabı kapatmaya hiç kimsenin şiir kadar gücü yetmez.
Şiir, bir gün, gün ışığı gibi dünyayı sarıp sarmalayacaktır. Dünyayı kana bulayan sömürgeci batının politikacılarıyla onun işbirlikçileri barışın değerini bilemezler. Şiir barış demektir. Barışın anahtarı şiirdedir. Şiir okuyan devlet adamları onurlu barıştan başka bir şey düşünmezler. Onları daha öğrenciyken şiirle yoğurmalı öğretmenler. Bir gün olacaktır bu. O günü inatla yaratmaya çalışmak görevimiz olmalıdır. O günü de şiir okuyan, şiiri sevdiren öğretmenlerle şairler yaratacaktır. (Hidayet KARAKUŞ)

ESKİ GENEL SANAT YÖNETMENİ’NDEN MEKTUP VAR!
Geçtiğimiz haftalarda bu köşede Denizli Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Sinan Küçüköz’ün kaleme aldığı bir yazı üzerine yayınladığımız “Sanatın Cebi Yok, Matematiği de. Tüik’le Tiyatroyu Karıştırdılar!” başlıklı makale sonrası bir mektup aldık. Kimden mi? Denizli Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları eski Genel Sanat Yönetmeni Hakan Kurt’tan. Kurt köşemizden bir cevap hakkı istiyordu. Biz de amacımızın bir polemik olmadığını vurgulayarak (bu tartışmaya da son vermek için) bu yazıyı olduğu gibi veriyoruz. “Öncelikle herkese selam ve sevgiler. Son günlerde Denizli Şehir Tiyatrosu hakkında yazılan bazı değerlendirmeleri dikkatle okudum. Ancak üzülerek söylemek gerekir ki bu yazıların çoğu sanatın ruhunu anlamaktan oldukça uzak. Ortaya konulan yaklaşım, sanatın özünü tartışmaktan çok, bir muhasebe defteri karıştırır gibi rakamları yan yana dizmekten ibaret. Oysa sanat matematik değildir. Tiyatro bir istatistik tablosu değildir. Bir tiyatroyu, bir oyunu, bir sanat kurumunu yalnızca seyirci sayıları üzerinden değerlendirmek; tiyatronun ruhunu, emeğini ve insan hayatına dokunan tarafını görmezden gelmektir. Bazen bir oyun yalnızca bir kişiye ulaşır. Ama o kişi salondan çıktığında hayatı değişmiştir. İşte sanatın değeri tam da burada başlar. Bugün yapılması gereken şey geçmişte yazılmış rakamların hesabını yapmak değil, sahnelere bakmaktır. Gerçek ölçü oradadır. Salonlar dolu mu? Şehir tiyatrosuyla buluşabiliyor mu? Sahne gerçekten şehirle konuşabiliyor mu? Bunlara bakmadan yapılan her değerlendirme eksik kalmaya mahkûmdur. Çünkü tiyatro; kağıt üzerindeki rakamlarla değil, sahnedeki ışıkla, seyircinin alkışıyla ve sanatçının alın teriyle yaşar. Tiyatro emek ister. Sabır ister. Yürek ister. Sanatı küçültmek kolaydır. Bir iki rakamı yan yana getirir, küçük bir hesap yapar ve büyük bir emeği küçücük bir cümleye sığdırırsınız. Ama sanat bu kadar ucuz değildir. Benim Genel Sanat Yönetmenliğim döneminde, sezonun en yoğun zamanlarında sabah saat 06.00’da Çameli’nin en uç okuluna tiyatro götürmek için yola çıkan sanatçı arkadaşlarım vardı. Her Perşembe günü ışıkları, dekorları kamyonlara yükleyip ilçelerde oyun oynayan tiyatro emekçileri vardı. Nihat Zeybekci Kültür Merkezi’nde iki gün yetişkin oyunu, pazar günü çocuk oyunu oynayan ekipler vardı. Çatalçeşme’de sahneye çıkan genç sanatçılar vardı. Haftada altı yetişkin oyunu, bir çocuk oyunu sahneleniyordu. Hafta içi her gün ilçelerde, okullarda tiyatro için ter dökülüyordu. Ben o zamanlar 125 bin seyirciye ulaştık demiştim. Şimdi anlıyorum ki yanılmışım. Çünkü o emeğin, o yüreğin karşılığı sayılarla ifade edilemez. Yetmediğimiz yerde Edirne’den gelip benimle ilçe ilçe dolaşan, tiyatro oynayan tiyatro emekçisi arkadaşlarıma da buradan bir kez daha teşekkür ediyorum. Ama şimdi birkaç soru sormak gerekiyor. Yeni dönemde göreve geldiği gün '200 bin seyirciye ulaşacağız' sözünü veren kimdi? Daha önce Şehir Tiyatrosu Genel Sanat Yönetmenliği yapan ve bugün yine aynı koltukta oturan arkadaşımız, kendi döneminde üç gösteri ile sezonu kapatırken, Genç Denizli Tiyatro Kulübü kurulduktan sonra onların her hafta iki oyun oynaması sayesinde gösteri yapmak zorunda kalmamış mıydı? Sonra ne oldu? Sanat kurumları kişisel hikâyelerle değil, gerçeklerle yönetilir. Bu yüzden lütfen anlatılanların arkasındaki gerçekleri de görün. Bir başka gerçek daha var. Benim sanat yönetmenliğim döneminde Denizli’deki amatör tiyatro gruplarına; ücretsiz salon desteği veriliyordu, kostüm desteği veriliyordu, dekor desteği veriliyordu. Sezon açılışlarını da hep birlikte sahnede yapıyorduk. Peki şimdi ise durum ne? Şimdi sormak lazım; Göreve gelir gelmez yaptığı ilk işlerden biri, sahnelenen oyunların afişlerini kaldırmak olan sevgili Genel Sanat Yönetmeni arkadaşım… Bunlara hiç gerek var mıydı? Ama ben gerçekten mutluyum. Çünkü Denizli’nin en uzak köylerinde bile bana hâlâ şunu söyleyen insanlar var: ‘Hocam siz bırakınca tiyatroyu unuttuk.’ Ve hâlâ tek tek oynadığımız oyunları sayan seyirciler var. İşte tiyatro budur. (Yaşam Tiyatrosu Genel Sanat Yönetmeni Hakan Kurt)



