Tarlanın dili vardır. Konuşmaz ama anlatır. Bu aralar Denizli’de o dil biraz daha sert, biraz daha kırgın. Çiftçi tarlasına giderken sadece toprağı düşünmüyor; mazotu, gübreyi, “eksem mi ekmesem mi”yi de düşünüyor.

İşte bu yüzden en tehlikeli yer, tam da bu yer. Dünyanın bir ucunda patlayan bir savaş, burada Denizli’nin bir köyünde buğdayın kaderini belirleyebiliyor. Hürmüz Boğazı’ndan gelen belirsizlik, tarladaki gübrenin fiyatını artırıyorsa, bu artık sadece bir tarım meselesi değil. Bu, doğrudan bir hayat meselesi.

Gübre fiyatları neredeyse iki katına çıkmış, mazot 70 lirayı geçmiş. Bu rakamlar, uykusuz geceler, borç kaygısı ve ekmeden zarar yazan çiftçiler yaratıyor. Çiftçi üretmezse, şehirler fark etmeyebilir, ama kaybı hepimiz yaşarız. Çünkü mesele sadece köylünün değil, soframıza gelen ekmeğin de meselesi. Pazardaki domatesin, marketteki sütün fiyatı bundan etkileniyor.

Bugün gübre pahalı olduğu için eksik atılan bir tarla, yarın raflarda daha pahalı ürün olarak karşımıza çıkacak. Belki de hiçbir zaman bulamayacağız. Destekler var, evet. Ama artık küçük dokunuşlarla çözülecek bir noktayı geçmiş gibi görünüyor.

Çiftçi destek istiyor, ama aslında güven istiyor. Önünü görmek istiyor; “Ekersem zarar etmem” diyebilmek istiyor. Vergisiz mazot önerisi bu yüzden sadece ekonomik değil, psikolojik bir destek de sağlıyor. Çünkü üretici artık sadece para değil, umut kaybediyor.

Biz şehirde çoğu zaman fark etmiyoruz. Ama üretici vazgeçerse, bu zincir bir yerden kopar. Ve o kopuş sessiz olmaz. Belki de artık şu soruyu daha yüksek sesle sormak gerekiyor: Biz gerçekten üretmek isteyen bir çiftçiyi koruyabiliyor muyuz? Çünkü mesele sadece gübre değil; mesele toprağın geleceği.