Denizli sanayisi son zamanlarda heyecanlı bir girişim sürecinden geçiyor. Tekstil ve mermer denilince akla gelen şehirlerin başında gelen Denizli, makine sanayisinin de güç kazanmasıyla artık savunma sanayinde de başat aktör olma yolunda ilerliyor.
Her ne kadar tekstil sektörünün bir çıkış yolu aradığı dillendirilse de, tekstil; bu şehrin atar damarı olmaya devam ediyor. Buna ek olarak “savunma sanayi” denilince de akla ilk gelen şehirlerden biri olmak istiyor Denizli… Bunun için Denizli Sanayi Odası öncülüğünde çok güzel çalışmalar yapılırken, arka planda kararlı ve güçlü adımlar atılıyor. Denizli, savunma sanayi ile ilgili neden böyle bir girişimin içerisine girdi? Gelişen ve değişen dünya konjonktürü mü, taşların yeniden dağıtılması mı, yoksa küresel dengelerin kaygan bir zemininden çıkış yolu bulmak mı? Enine boyuna geçmişten günümüze elimizdeki veriler ve bilgilerle aktarmaya çalışalım.
Bandı kısaca şöyle geriye saracak olursak, Pandemiyle birlikte başlayan süreçte dünya ekonomisinde ciddi bir türbülans yaşanıyor. Gündemin çok hızlı değiştiği, ani şoklara ve beklenmedik gelişmelere maruz kalınan bir dönemden geçiliyor. Her geçen gün dünya gündeminde ekonomiyle ilgili yeni başlıklar açılıyor. Bir ay önce konuşulan konular gündemden düşüyor, şartlar sürekli değişiyor. “Daha ne olabilir?” derken yeni gelişmelerle karşılaşıyor ve iş dünyası sürekli yeni düzene uyum sağlamaya çalışıyor. Bu sebeple iş dünyası, yeni şartları doğru algılamak ve buna göre pozisyon almak durumunda…

İsrail-İran gerilimi değil, ABD-Çin rekabeti…
Geçmişe baktığımızda, özellikle son on yılda liberalizmin gücünü kaybetmeye başladığını söyleyebiliriz. 1990’larda ABD’nin ortaya koyduğu bir “yeni dünya düzeni” ajandası vardı. Bu ajanda; insan hakları, serbest piyasa ve serbest ticaret üzerine kuruluydu. 2000’li yıllara kadar bu düzen inşa edilmeye çalışıldı ve bazı yerlerde başarılı da oldu. Fakat süreç içinde büyük devletlerin bu düzenden daha fazla fayda sağladığı, buna karşılık insanların özellikle demokratik haklar açısından beklenen eşitliği elde edemediği görüldü. Bunun sonucunda Arap Baharı, Turuncu Devrimler gibi hareketler ortaya çıktı. Daha sonra dünya ülkeleri içe kapanmaya başladı. Dolayısıyla milliyetçilik yükseldi ve daha korumacı, sert liderler ön plana çıktı. Donald Trump’ın “Amerika’yı yeniden büyük yapalım” söylemiyle üretime dönme çağrısı bu sürecin önemli örneklerinden biri olarak örnek gösterilebilir. Bu dengeleri bozan en önemli aktör ise Çin oldu. Gayrisafi hasılası yüzde 10 seviyelerinde olan Çin, bunu yüzde 25 seviyelerine taşıyarak üretim gücüyle mevcut düzeni sarsmaya başladı.

Mevcut dünya düzeni büyük ölçüde neoliberalizm, dolarizasyon ve petrol fiyatları üzerine kuruluydu. Ancak Çin’in yükselişi bu düzeni bozdu. İran’a yönelik hamleleri Venezuela ile birlikte değerlendirmek daha sağlıklı bir çıkarım yapabilmemiz için en güzel örneklerden biri. Bu gelişmelerin Çin ekseninde okunması da ayrıca önemli… Bu geniş açıdan bakıldığında, İsrail-İran geriliminden ziyade ABD-Çin rekabeti bağlamında bir durumla karşı karşıya kalıyoruz. Kaynakları ele geçirme mücadelesi, savaşların en önemli sebeplerinden biri. Petrol fiyatlarının yükselmesi de bunun bir neticesi. Unutulmamalıdır ki İran, Çin’in en büyük tedarikçilerinden biri.

Dünya ve Türkiye perspektifinden ekonomik/ticari kısa bir analiz…
Savaşların etkileri hep çok yönlü olmuştur. Ve maalesef bu tür krizlerde en çok zarar görenler masum insanlar, özellikle çocuklar oluyor. Dünya geçmişte çok yıkıcı savaşlar yaşadı ve insanlık bunun sonuçlarını biliyor. Ancak günümüzde dünyayı yöneten kuşaklar savaşın yıkımını birebir yaşamamış durumda. Bu da savaş konusunda daha cesur ve risk alıcı davranmalarına yol açabiliyor.
Savaşın ekonomik etkilerine bakacak olursak, petrol fiyatlarının belirleyici olacağı âşikâr…Kısa ve orta vadede olmasa da, uzun vadede 200 dolara kadar çıkabileceği dillendiriliyor. Dolayısıyla bu da küresel enflasyonu artıracak ve hayatın her alanına yansıyacak bir durum. İçtiğimiz sudan tutun da plastik ürünlere kadar birçok kalemin fiyatı etkilenecek.

Türkiye açısından meseleye bakacak olursak, zaten son iki üç yıldır enflasyonla mücadele ediliyor. Bu dönemde maliyet bazlı yeni artışlar olması ekonomik program açısından sıkıntı oluşturabilir. Likidite düzenlemeleri yapılması sebebiyle faiz indirim sürecine de ara verildi diyebiliriz. Bu arada, enflasyon beklentileri ve gıda arzı da önemli başlıklar arasında. Zira, tahıl koridorunda yaşanabilecek aksaklıkların gıda fiyatlarına yansıması muhtemel bir beklenti olarak görülüyor. Öte yandan, savaş Avrupa ve Amerika’nın daha fazla tedarik arayışına girmesine sebep olabilir. Bu da Türkiye için bir fırsat doğurabilir. Özellikle Avrupa’dan tekstil siparişlerinde artış olduğu, Şubat sonu ve Mart başında bunun hissedildiği ifade ediliyor. “Ticarette yakınsama” kavramı çerçevesinde Türkiye’ye yönelim artabilir. Bu bir avantaj fakat, uzun vadeli bir durum olmadığının da altını çizelim.
Dezenflasyon programının maliyetleri yükselttiği, özellikle işçilik maliyetlerini arttırdığı gözlemleniyor. Bunun yanında hammadde fiyatlarında da artış var. Sadece petrol değil; pamuk, metal gibi birçok girdide fiyatlar yükseliyor. Bu durum bir yandan maliyet baskısı oluştururken, diğer yandan rekabet gücünü artırabilecek bir unsur da olabilir. Çünkü ucuz ürünlerde işçilik maliyeti daha belirleyici hale geliyor. Kısaca, genel olarak bakıldığında; hammadde artışı sebebiyle zorluklar yaşanması bekleniyor. Fakat sipariş ve satış tarafında da olumlu gelişmeler umut ediliyor.

Denizli İş Dünyası “150 milyon dolarlık” savunma sanayi yatırımıyla gündemde…
İşte tam da bu noktada, bütün bu gelişmeler önümüzdeki dururken, Denizli özelinde savunma sanayine yönelik önemli bir yatırım gündeme geldi. Bu girişimin öncülüğünü de Denizli Sanayi Odası yapıyor. Geçtiğimiz günlerde DRT Haftadan programımızda ağırladığımız Denizli Sanayi Odası Y.K. Başkanı Selim Kasapoğlu, bütün detayları ve perde arkası gelişmeleri ilk ağızdan programımızda açıkladı. Savunma sanayisine dönük yaklaşık 150 milyon dolarlık bir yatırım planlanıyor. Bu tür yatırımların bir anda gerçekleşmesi elbette mümkün değil; niyet, altyapı ve hazırlık gerekiyor. Denizli’de özellikle makine sektörünün güçlenmesi savunma sanayi yatırımında önemli bir avantaj sağlıyor. Denizli Makine İhtisas OSB de, bu anlamda ciddi bir gelişim gösterdi. Onları da tebrik etmek gerekiyor.

Bilindiği üzere savunma sanayi tarafında Türkiye’de TUSAŞ çatısı altında iki önemli yapı bulunuyor. TEI (TUSAŞ Motor Sanayii A.Ş.) ve TAI(TurkishAerospaceIndustries, Inc. - Türk Havacılık ve Uzay Sanayii A.Ş.) TEI uçak motorları üzerine çalışırken, TAI gövde üretimi yapıyor. TEI’nin başında kendisi de Denizlili olan Mahmut Faruk Akşit bulunuyor ve bu alanda önemli çalışmalar yürütülüyor.

İlk etapta savunma sanayi için alaşım üretim tesisi gündemde...
Daha önce gündeme gelen alaşım tesisi kurma projesi, iş dünyasında büyük bir heyecana yol açtı. Bu kapsamda Denizli Sanayi Odası ekibi İzmir ve Eskişehir’e teknik saha ziyaretleri gerçekleştirdi. Denizli’de savunma sanayine yönelik hayata geçirilmesi planlanan proje, TUSAŞ ile birlikte bir konsorsiyum yapısı içinde, know-how transferiyle işlerlik kazanması bekleniyor. Sadece Denizli özelinde değil, Anadolu’nun farklı şehirlerinde de benzer çalışmalar devam ediyor.
Denizli’de kurulması planlanan savunma sanayi tesisin, hurdadan ve madenden alaşım üretimi yapması öngörülüyor. Bu yatırımın tek bir firma tarafından yapılması zor olduğu için çok ortaklı bir yapı planlanıyor. İşte Denizli’nin köklü ortaklık kültürü bu noktada önemli bir avantaj olarak ön plana çıkıyor. Planlanan yatırımın Denizli Makine İhtisas OSB içinde yapılması düşünülüyor. İlk etap tesliminin Ağustos sonunda yapılması hedeflenirken, bu tesisin etrafında zamanla işleme tesislerinin de oluşması ve bir kümelenme oluşturulması planlanıyor.

Denizli; tekstilden vazgeçmeden, üretim çeşitliliğini arttırarak yeni bir hikâye daha yazacak…
Girizgâhta da belirttiğimiz üzere, tekstil sektörü zor bir dönemden geçiyor; ancak bu sektörün krizlere dayanıklı olduğu ve hızlı adapte olabildiği de biliniyor. Bu sebeple tekstil terk edilmeden, bunun yanında sanayi ve üretim gamında metal ve makine gibi alanlarda da yeni bir hikâye yazılması hedefleniyor. Denizli’de bu projeye ciddi bir alâka, yönelim ve heyecan olduğunu ifade edebiliriz.Edindiğim bilgiler, farklı sektörlerden uzmanlarla birlikte ortak akıl platformları oluşturuluyor, görüşler alınıyor ve süreç titizlikle yürütülüyor.

Netice olarak, bugün gelinen noktada, Türkiye’nin savunma sanayinde ne kadar doğru ve hedefe odaklı adımlar attığı açıkça görülmektedir. TEI’de yapılan çalışmalar zaten gurur verici. Bu başarıların Denizli’de de benzer bir girişim/yatırım motivasyonu oluşturduğunu söyleyebiliriz. Denizli iş dünyasının uzun zamandır hayalini kurduğu bu ortak yatırımın, tüm paydaşların katkısıyla hayata geçirilmesini bizler de heyecanla bekliyor ve umut ediyoruz. Denizli, girişimci ruhunu zaten her alanda gösteriyor. Savunma sanayi alanındaki bu girişimin de Denizli’ye ve ülkemize üretim heyecanı katacağı, daha güçlü yarınlar ve Türkiye için küresel çapta bir kazanım sağlayacağını hep birlikte göreceğiz.
Şimdiden hayırlı olsun…