Fahrenheit 451 gerçek oldu. Ama ateş yok. Kitaplar yanmıyor fakat, sessizce kayboluyor. Bir kitabı yok etmek için onu mutlaka ateşe vermek gerekmiyor. Bazen onu sessizce tarayıp dijital hafızaya aktardıktan sonra fiziksel nüshasını parçalamak da aynı derecede sarsıcı bir tartışmayı beraberinde getirebiliyor. Kitaplar ateşte değil, algoritmaların içinde kayboluyor.

Son günlerde yapay zekâ dünyasının merkezindeki “Anthropic” hakkında ortaya çıkan belgeler tam da bunu tartışmaya açtı. Teknoloji dünyasında “Project Panama” adıyla yürütülen süreç, yalnızca telif hukukunu değil, kültürel mîrâsın geleceğini de sorgulatıyor. Zira yazılı belgelerin yerini artık dijital belgeler alıyor. Dijital belgelerdeki herhangi bir dezenformasyonu ya da yanlış bilgiyi teyit edebileceğimiz basılı bir kaynak artık olmayacak. Dijital belgelerin bize sundukları gerçekliğin kendisi olacak. Bu durum dünyamız için ciddi bir yeniden yazım ve yorum anlamına geliyor. Basılı yayınlarımıza sahip çıkmamız elzem bir noktaya geldi.

Denizli Haber Irfan Atasoy Köşe Yazısı 17 Temmuz (9)

Bu arada, işin en dikkat çekici yanıysa bunun bir bilim kurgu romanını değil, gerçek dünyayı anlatıyor olması.1953 yılında Ray Bradbury, “Fahrenheit 451” romanında kitapların yakıldığı bir gelecek tasvir etmişti. Yetmiş yılı aşkın süre sonra ise kitaplar belki ateşe verilmiyor ama yapay zekânın âdeta oburca bilgi açlığını doyurmak için milyonlarca eser dijitalleştiriliyor ve ardından fizîkîkopyalarının ortadan kaldırıldığı iddiaları gündeme geliyor.

Soru artık çok daha büyük ve çok daha ciddi. Bilgiyi koruyor muyuz, yoksa sadece onu tüketiyor muyuz? Gerçek bilginin yerini dijital gerçekliğe mi bırakıyoruz? Ve en mühimi yapay zekânın açlığı kütüphanelere mi dayandı?

Denizli Haber Irfan Atasoy Köşe Yazısı 17 Temmuz (7)

YAPAY ZEKÂNIN AÇLIĞI BİTMEK BİLMİYOR

Bugün üretken yapay zekâ sistemleri yalnızca yazılım kodlarından ya da internet sayfalarından öğrenmiyor. Romanlar, ansiklopediler, bilimsel eserler, gazeteler, şiirler akademik yayınlar ve belge niteliğindeki video kayıtları öğrenmenin en basit metotları… Yani, insanlığın yüzlerce yılda oluşturduğu bilgi birikimi artık yapay zekânın eğitim malzemesine dönüşmüş durumda.

OpenAI, Google, Meta ve Anthropic gibi şirketler arasındaki yarış artık daha iyi algoritma geliştirmekten çok daha büyük bir rekabet alanına taşındı. Asıl rekabet kaliteli veri üzerinde yaşanıyor. Çünkü yapay zekânın zekâ seviyesi büyük ölçüde beslendiği verinin niteliğiyle doğru orantılı. Bu sebeple teknoloji şirketleri dünyanın en büyük dijital arşivlerini oluşturmaya çalışıyor. Hatta evinizin kapılarını bir veri olarak şirketlere açtığınızda evinizin temizliği kafasına kamera takılı temizlikçiler sayesinde tertemiz hale getiriliyor. Yapay zekâ şirketlerine evinizin görsel verisini temizlik karşılığı satıyorsunuz. İşte tam da bu noktada telif hakkı tartışmaları başlıyor.

Denizli Haber Irfan Atasoy Köşe Yazısı 17 Temmuz (10)

MAHKEME SALONUNA TAŞINAN ETİK TARTIŞMA

Bilginin geleceği mahkeme salonlarında yazılıyor desek abartmış olmayız. Zira Anthropic, telif hakları konusunda ciddi bir imtihan veriyor. Anthropic hakkında ABD’de görülen dava, teknoloji tarihinin en önemli telif davalarından biri olarak değerlendiriliyor. The Washington Post’un incelediği planlama notlarından birinde yer alan, “Project Panama, dünyadaki bütün kitapları tahribatlı tarama (destructivescanning) yöntemiyle dijitalleştirme girişimimizdir. Bunun üzerinde çalıştığımızın bilinmesini istemiyoruz” ifadeleri gerçekten dehşet verici. Bu not aslında şirketin yalnızca projeyi değil, kamuoyundan gelebilecek tepkileri de hesaba kattığını gösteriyor. Destructivescanning işlemini, kitabı parçalayarak tarama ya da cildi kesilerek yapılan tarama olarak düşünebiliriz.

Mahkemeye sunulan belgelerde şirketin milyonlarca kitabı dijital ortama aktardığı, bazı eserleri fizîkî olarak taradıktan sonra saklamadığı iddiaları da yer aldı. Burada hukuki tartışma elbette yalnızca “kitap tarandı mı?” sorusu değil. Asıl mesele, bir eser dijital olarak kopyalandıktan sonra fizîkî nüshasının ortadan kaldırılması kültürel açıdan ne ifade ediyor?

Hukuken bazı işlemler “adil kullanım” (fairuse) kapsamında değerlendirilebilir. Fakat etik açıdan aynı rahatlık söz konusu değil. Çünkü kitap yalnızca içindeki metinden ibaret değildir. Bir kitabın kapağı, baskısı, kâğıdı, kokusu, dönemin matbaacılık anlayışı ve fiziksel varlığı da kültürel mîrâsın ayrılmaz bir parçasıdır.

Dijital kopya bilgiyi koruyabilir. Tamam… Ama eserin ruhunu koruyabilir mi? Bu çok ama çok mühim. İşte bugünün en büyük tartışması da burada düğümleniyor. Ki, düğümlenmesi de gerekiyor.

Denizli Haber Irfan Atasoy Köşe Yazısı 17 Temmuz (8)

“FAHRENHEİT 451” ARTIK BİR ROMAN DEĞİL, BİR METAFOR

Girizgâhta bahsettiğim üzere 1953 yılında yayımlanan Ray Bradbury’nin romanında itfaiyeciler yangın söndürmez. Kitap yakar! Bu kurgusal distopik romanda, kitapların yakılma sürecini başlatan şey sadece devlet baskısı değil, halkın ta kendisidir. İnsanlar uzun kitapları okumak istememiş, klasikler önce 15 dakikalık özetlere, sonra iki satırlık sözlük maddelerine indirgenmiştir. Sonunda derin düşünce tamamen yok olmuştur. Çünkü bilgi sorgulamayı doğurur. Sorgulayan insan ise çoğu zaman otorite için tehlikelidir. Ne kadar tanıdık değil mi?!.

Yanlış anlaşılmasın. Bugün elbette kimse kitap yakılmasını savunmuyor. Tam tersine teknoloji şirketleri bilginin korunmasını amaçladıklarını söylüyor. Fakat ortaya çıkan tablo ilginç bir benzerlik oluşturuyor. Eskiden kitaplar ateşte yok oluyordu. Bugün ise bazı eleştirmenlere göre fiziksel kitaplar dijital veriye dönüştürüldükten sonra işlevini tamamlamış nesneler gibi görülebiliyor. Bu yüzden birçok hukukçu, arşiv uzmanı ve kütüphaneci meselenin yalnızca telif hakkı olmadığını vurguluyor. Konu aynı zamanda “kültürel hafızanın korunması” meselesidir. Kültürel hafıza da gelecek kuşaklar için korumamız gereken bir olgudur. Bu bir nevi görevimiz olmalıdır.

Denizli Haber Irfan Atasoy Köşe Yazısı 17 Temmuz (11)

DÜNYADA TELİF SAVAŞLARI BÜYÜYOR

Anthropic bu tartışmanın tek aktörü değil… OpenAI, Meta ve Google da benzer şekilde telif davalarıyla karşı karşıya. Yazarlar, gazeteler, haber ajansları ve yayınevleri, eserlerinin izin alınmadan yapay zekâ eğitiminde kullanıldığını ileri sürüyor. Öte yandan teknoloji şirketleri ise farklı bir savunma yapıyor.Onlara göre yapay zekâ kitapları ezberlemiyor. Onlardan öğreniyor.Bu ayrım hukuk açısından son derece kritik… ABD mahkemelerinin önümüzdeki yıllarda vereceği kararlar yalnızca teknoloji sektörünü değil, yayıncılık dünyasının geleceğini de şekillendirecek. Bugün dava dosyalarında tartışılan konu, yarın milyarlarca dolarlık yeni ekonomi modelinin temelini oluşturabilir. Bunu da buraya not edelim.

Denizli Haber Irfan Atasoy Köşe Yazısı 17 Temmuz (3)

BİLGİ “YENİ PETROL” OLDU

Bir dönem petrol için savaşlar yaşanıyordu. Hâlâ yaşanıyor gerçi… Ama günümüzde veri için de ciddi bir yarış söz konusu. Yapay zekâ çağında veri artık yalnızca ekonomik bir değer değil, aynı zamanda jeopolitik güç unsuru. ABD ile Çin arasındaki teknoloji rekabetinin merkezinde çipler kadar veri de bulunuyor. Kim daha fazla kaliteli bilgiye ulaşırsa daha güçlü yapay zekâ geliştiriyor.Kim daha güçlü yapay zekâ geliştirirse ekonomik üstünlük elde ediyor. Bu yüzden kitaplar artık yalnızca kültür ürünü değil, stratejik kaynak hâline geliyor. Bilgi uçsuz bucaksız bir derya, hafıza ise kırılgan…

Denizli Haber Irfan Atasoy Köşe Yazısı 17 Temmuz (6)

TÜRKİYE BU DÖNÜŞÜMÜN NERESİNDE?

Bütün bu yaşananlara Türkiye cephesinden bakacak olursak, mesele yalnızca yapay zekâ kullanımı değil. Burada sormamız gereken asıl soru, “biz kendi dijital kültürel mîrâsımızı ne kadar koruyabiliyoruz?” Burası mühim…

Osmanlı arşivlerinden Cumhuriyet dönemi gazetelerine, akademik yayınlardan yerel kütüphanelere kadar milyonlarca eser dijital dönüşüm bekliyor. Bu konuyla ilgili çalışmalar elbette yapılıyor. Ancak bu süreç yalnızca tarama işi olarak görülmemeli. Eser sahiplerinin haklarını koruyan, şeffaf ve güvenilir dijital arşiv politikaları geliştirmek de en az teknoloji yatırımları kadar önemli. Zira gelecekte yalnızca yapay zekâ üreten ülkeler değil, kaliteli veri üreten toplumlar da öne çıkacak. Bu konuda ne kadar öncü olup doğru adımları bu yönde atarsak sağlıklı veriler de elimizde olacak.

Denizli Haber Irfan Atasoy Köşe Yazısı 17 Temmuz (4)

DİJİTALLEŞME FİZİKÎ KÜLTÜREL MİRASIN DEĞERSİZLEŞMESİNE DÖNÜŞMEMELİ

Bütün bu değerlendirmeler ışığında, burada teknoloji ile kültürü karşı karşıya getirmek doğru çıkarımlar yapmak için yeterli olmayacaktır. Yapay zekâ insanlık için muazzam fırsatlar sunuyor. Bilime, sağlığa, eğitime ve üretkenliğe sağlayacağı katkılar tartışılmaz. Bu konuda hemfikiriz. Fakat aynı zamanda bilginin kaynağına karşı etik bir sorumluluk da taşıyor. Bir kitabı yalnızca veri kümesi olarak görmek, onu yazan insanın emeğini ve kültürel değerini eksik okumaktır. Dijitalleşme kaçınılmaz. Ancak dijitalleşme, fizîkî kültürel mîrâsın değersizleşmesi anlamına gelmemeli. Yapay zekâ çağında asıl mesele “teknoloji üretmekten” önce “güven üretmek” olacak.

Denizli Haber Irfan Atasoy Köşe Yazısı 17 Temmuz (1)

BİLGİYİ TÜKETEN BİR UYGARLIK MI OLACAĞIZ, YOKSA ONU KORUYAN BİR MEDENİYET OLARAK MI KALACAĞIZ?

Netice olarak, Anthropic davası belki bugün yalnızca bir şirketin mahkeme dosyası gibi görünüyor. Oysa gerçek manada tartışılan konu çok daha büyük… İnsanlık ilk kez bilgiye erişim kapasitesini, bilgiyi koruma sorumluluğundan daha hızlı büyütüyor. Önümüzdeki yıllarda mahkemeler telif hukukunu yeniden yazabilir. Teknoloji şirketleri yeni kurallar geliştirebilir. Ancak değişmeyecek tek sorumuz şu olacak: “Bilgiyi yalnızca tüketen bir uygarlık mı olacağız, yoksa onu üreten ve koruyan bir medeniyet olarak mı kalacağız?”

Denizli Haber Irfan Atasoy Köşe Yazısı 17 Temmuz (2)

Belki de Ray Bradbury’nin onlarca yıl önce vermek istediği mesaj da tam olarak buydu. Kitapların nasıl yok edildiği değil, insanların onları ne zaman yalnızca “veri” olarak görmeye başladığı asıl kırılma noktasıydı. İşte bizler de zamanın ruhu üzerinde o kırılgan zeminin tam kırılma noktasında duruyoruz. Geleceğin en büyük savaşı veri için olacak. Ve dijitalleşirken insan kalabilecek miyiz? Bir kez daha düşünelim ve bir kez daha bu meseleyi kendimize dert edinelim.