Dünyamız çeşitli küresel krizlerin yaşandığı dar bir boğazdan geçiyor. Özellikle ABD-İsrail ve İran arasındaki savaş, işlerin tuzu biberi oldu. Lojistik ve tedarik zincirleri açısından diken üstünde bir süreçten geçiliyor.
Enerji kaynaklarının transferindeki sıkıntılar başat problem olarak daha da fazla can sıkıyor. Son olarak Sri Lanka’daki hazır giyim fabrikalarının yakıt temininde yaşadığı problemler sebebiyle üretimi kısmaya başlaması, artık yalnızca yerel bir gelişim olarak değerlendirilemez. Bugün yaşanan tablo, Hürmüz Boğazı çevresindeki jeopolitik gerilimin, Asya tedarik zincirlerine ne kadar hızlı ve derin biçimde yansıdığını gösteriyor. Dünyadaki petrol ve LNG akışının yaklaşık yüzde 20’sinin Hürmüz Boğazı’ndan geçtiği düşünüldüğünde, bu hattaki aksamanın yalnızca enerji piyasalarını değil, enerji yoğun biçimde bağlı sektörleri de doğrudan etkilediği net bir şekilde görülecektir. Ham petrol fiyatlarının varil başına psikolojik sınır olarak nitelendirdiğimiz 100 doların üzerine çıkması, navlun ve LNG fiyatlarında sert artışların görülmesi ve Asya genelinde hükümetlerin enerji kullanımını kısıtlayıcı tedbirler almaya başlaması, bu etkinin boyutunu daha da görünür hale getirmektedir. Ülkemizde yaşanan akaryakıt fiyatlarına neredeyse gün aşırı zam haberleri görmemiz de bunun bir yansımasıdır.
Bölgede birçok ülke enerji tasarrufu ve yakıt yönetimi amacıyla olağanüstü tedbirler uygulamaya koydu. Sri Lanka’da haftada dört günlük çalışma düzeni gündeme gelirken, araç başına haftalık benzin kotası uygulanıyor. Vietnam’da dizel tüketimini azaltmak amacıyla uzaktan çalışma teşvik edilmekte, ayrıca ülkedeki petrol stoklarının 20 günün altına gerilediği de ifade edilmektedir. Pakistan’da yine dört günlük çalışma haftası, yakıt kotaları ve enerji tasarrufu için üniversitelerin kapatılması gibi tedbirler dikkat çekiyor. Bangladeş’te ise sanayi genelinde yakıt sınırlamaları ve enerji kullanımına yönelik kısıtlamalar öne çıkan tedbirler arasında yer alıyor.
Lojistik ve navlun maliyetleri üretici üzerinde ciddi bir baskı unsuru…
Hazır giyim ve tekstil sektörü açısından bakıldığında, ortaya çıkan riskin çok daha somut ve operasyonel olduğunu söyleyebiliriz.Kabaca bir hesapla Sri Lanka’da gemilerin Ümit Burnu üzerinden yeniden yönlendirilmesi, teslimat sürelerine 10 ila 14 gün ekliyor. Navlun maliyetlerini de yaklaşık yüzde 15 arttırıyor. Ülkede ihracatın görece zaten düşüş eğiliminde olması, bu baskının üretici üzerinde daha da ağır hissedileceğine işaret ediyor. Bangladeş’te üreticiler, artan girdi maliyetlerini büyük ölçüde kendi bilançolarında taşımak zorunda kalıyor. Zira, alıcılar sözleşme fiyatlarını henüz aynı hızda revize etmiyorlar. Vietnam’da ham petrol ithalatının önemli kısmının Kuveyt kaynaklı olması ve Hürmüz hattındaki aksamanın bu akışı zorlaştırması, dizel yetersizliğini doğrudan fabrika operasyonlarına taşıması anlamına geliyor. Çin’de hammadde ve mamul sevkiyatlarının alternatif rotalara kaydırılması, transit süreleriyle sigorta maliyetlerini genel olarak yükselttiği herkesin malumu. Güney Kore’de ise bazı tekstil fabrikalarının üretimlerini normal kapasitenin yüzde 20-30 seviyesine kadar düşürdüğü görülüyor.
Enerji kaynakları çeşitlendirilmeli, alternatif lojistik güzergâhları belirlenmeli…
Bütün bu gelişmelerin yansımalarını hazır giyim özelinde özetlemek gerekirse; maliyet, termin ve tedarik güvenliği arasındaki hassas denge, yeniden düşünülmesi ve kurgulanması gereken zorunlu bir üçlü sac ayağıdır. Üretici açışınsan jeopolitiği kontrol etmek neredeyse imkânsızdır.Fakat şirketlerin bu tür şoklara karşı hazırlık kapasitesini güncellemesi ve arttırması mümkündür. Bu sebeple üretim ortaklarıyla enerji kaynaklarının çeşitlendirilmesi yeniden değerlendirilmeli, lojistikte alternatif güzergâhlar belirlenip kriz derinleşmeden önce proaktif biçimde masaya yatırılmalıdır. Bunun yanında, piyasa şartlarının sert biçimde değiştiği dönemlerde maliyet yükünün tedarikçi ile alıcı arasında nasıl paylaşılacağı şeffaf, net ve realist biçimde konuşulmalıdır. Örneğin, yakın coğrafyadan tedarik seçenekleriyle hammaddede daha erken bağlantı ve taahhüt modelleri de bu dönemde ciddi şekilde ele alınması gereken unsurlar arasında mutlaka masaya yatırılmalıdır.
Netice olarak, Hürmüz Boğazı kaynaklı enerji şoku yalnızca petrol ve gaz fiyatlarında yaşanan bir dalgalanma olarak değil, Asya’daki tekstil ve hazır giyim üretim ekosisteminin tamamını etkileyen yapısal bir risk olarak ele alınmalıdır. Dolayısıyla bugün yaşanan üretim kesintileri, uzayan sevkiyat süreleri, yükselen sigorta ve navlun giderleriyle bozulan maliyet dengeleri, markalar ve üreticiler için yeni bir dayanıklılık çerçevesi kurulmasını zorunlu hale getiriyor. Unutulmamalıdır ki; önümüzdeki dönemde rekabet avantajı, yalnızca düşük maliyetli üretimden değil, enerji erişimi güçlü, lojistiği esnek ve tedarik ilişkileri daha şeffaf kurgulanmış yapılardan gelecektir. Bunun için de her kesim ve sektör için hızlıca aksiyon alınması kaçınılmazdır.