Dünyanın gözü üç gün boyunca Pekin’deydi. ABD Başkanı Donald Trump ile Çin Devlet Başkanı ŞiCinping’in 13-15 Mayıs 2026 tarihleri arasında Pekin’de gerçekleşen görüşme; sıradan bir diplomatik temastan öte, “dünyanın yeni dengeleri” için beyaz bir sayfa olarak görülmelidir.

Bu zirve, aslında küresel ekonominin, ticaret savaşlarının, Tayvan geriliminin ve yeni dünya düzeninin hangi yöne evrileceğini anlamak açısından kritik bir eşiği temsil ediyor. İki süper gücün tek gerilim hattında bir araya geldiği bu görüşmede; ekonomi masadaydı ancak, güç mücadelesinin de satır aralarında gizli olduğunu unutmamak gerekiyor.

Trump-Şi görüşmesini takip edenler bilecektir. Fotoğraf karelerinde gülümseyen iki dünya lideri vardı. Pekin’de aynı kareye giren iki gücün, aynı dünyayı gördüğünü pek söyleyemeyiz. Resmî açıklamalarda istikrar, iş birliği ve diyalog vurguları öne çıktı. Doğru…Fakat satır aralarına odaklandığımızda, masada dostluktan çok kontrollü rekabetin bulunduğunu söyleyebiliriz. Çünkü Washington ile Pekin artık yalnızca iki ülke değil, iki ayrı ekonomik modelin, iki farklı küresel vizyonun temsilcisi hâline gelmiş durumda… Öte yandan herkes şu sorunun cevabını çok merak ediyor: Ticaret savaşı bitti mi, yoksa sadece ertelendi mi?

Denizli Haber Irfan Atasoy (4)

TİCARET MASADAYDI AMA ASIL KONU GÜÇ DENGESİYDİ…

Trump’ın Pekin’e giderken yanında teknoloji ve finans dünyasının ağır isimlerini götürmesi zirvenin ruhunu ortaya koyması açısında önemliydi. Elon Musk, Tim Cook ve büyük Amerikan şirketlerinin temsilcileriyle verilen görüntü, Washington’un Çin ile tamamen kopmak istemediğinin bir göstergesiydi. Son yıllarda ABD’de Çin’e karşı sert söylemler yükselse de reel ekonomi çok daha karmaşık işliyor. Herkes biliyor; Amerikan şirketleri hâlâ Çin pazarına bağımlı durumda. Çin ise üretim gücü ve tedarik zincirindeki merkezi rolü dolayısıyla küresel sistemin vazgeçilmez oyuncularından biri olmaya devam ediyor.

Bu sebeple, ABD ile Çin birbirine rakip olabilir ama hâlâ birbirinden tamamen kopacak ticârî cesarete sahip değiller. Zirveden çıkan en önemli mesajlardan biri de buydu... Bu durum önümüzdeki yıllarda “tam ayrışma” yerine “kontrollü rekabet” döneminin süreceğine işaret etmektedir.

Denizli Haber Irfan Atasoy (6)

TAYVAN MESELESİ: ZİRVENİN SESSİZ GERİLİMİ

Zirvenin en sert başlığı ise Tayvan oldu. Şi Cinping, Tayvan meselesinde ‘Çin Seddi’ni örmüş durumda… Şi Cinping’in “yanlış yönetilirse çatışma ve hatta savaş çıkabilir” mesajı aslında yalnızca Washington’a değil, bütün dünyaya verilmiş stratejik bir ikaz olarak ön plana çıktı. Çin yönetimi Tayvan konusunu artık diplomatik pazarlık alanı değil, doğrudan milli egemenlik ve güvenlik meselesi olarak görüyor.

Trump tarafı ise klasik Amerikan çizgisini tamamen terk eden bir portre çizmedi. Fakat dikkat çekici ve önemli olan şey, bu zirvede tansiyonun bilinçli biçimde düşürülmesiydi. Zira,bugün ne Washington sıcak çatışmayı göze alabilecek ekonomik rahatlığa sahip, ne de Pekin küresel ticaret sistemini riske atmak istiyor. Bu yüzden Tayvan dosyası çözülmedi, sadece zamana bırakılarak akışa göre pozisyon alınacak bir zemine yayıldı.

Ama dünya şunu çok net biliyor; 21. yüzyılın en büyük jeopolitik kırılma ihtimali hâlâ Tayvan Boğazı’nda duruyor. Önümüzdeki günlerin en önemli meselelerinden biri olarak ajandada bekliyor.

Denizli Haber Irfan Atasoy (2)

İRAN KRİZİ VE ENERJİ KORİDORLARI YENİ DENGEYİ BELİRLİYOR…

Pekin görüşmesinin perde arkasında bir ateş çemberi olan “Orta Doğu”da vardı. Özellikle Hürmüz Boğazı üzerinden yükselen enerji güvenliği endişesi, ABD ile Çin’i aynı masada daha temkinli davranmaya itti. Çünkü iki ülke de küresel petrol akışının kesilmesinin dünya ekonomisinde oluşturacağı sarsıntıyı biliyor.

Çin, İran ile ekonomik ilişkilerini korumak isterken, ABD bölgedeki askerî baskısını sürdürmeye devam ediyor. Ancak iki taraf da enerji fiyatlarının kontrolden çıkmasının kendi ekonomilerine zarar vereceğinin de farkında. İşte bu sebeple zirvede çatışmayı yönlendirme değil, “çatışmayı yönetme” yaklaşımı öne çıktı. Dünya ticaretinin ve ekonomik seyrinin selameti açısından aklıselimin kazandığını söyleyebiliriz.

Genel olarak bakıldığında, aslında bugün dünya siyasetinin temel karakteri de tam olarak bunu gösteriyor. Hiç kimse tam barış kuramıyor ama herkes büyük savaşı ertelemeye çalışıyor. Tablo bu…

Denizli Haber Irfan Atasoy (3)

YENİ SOĞUK SAVAŞ ESKİSİ GİBİ DEĞİL

Bazı analistler ve yorumcular “yeni Soğuk Savaşın şifreleri” yaklaşımıyla farklı gündemler araya dursun, meselenin o kadar sert olmadığını söyleyebiliriz. Evet, doğrudur; ABD-Çin rekabeti sık sık “yeni Soğuk Savaş” olarak tanımlanıyor. Fakat unutmamak gerekir ki, bu dönem; ABD-Sovyetler Birliği döneminden çok farklı. Çünkü bu kez taraflar ekonomik olarak birbirine derinden ve göbekten bağlı.Bir tarafta dünyanın en büyük tüketim pazarı olan ABD, diğer tarafta dünyanın üretim merkezi hâline gelen Çin…Bu yüzden artık tanklar toplar kadar çipler, yapay zekâ sistemleri, veri merkezleri ve yarı iletkenler konuşuluyor.

Bu sebeple zirvede yapay zekâ, teknoloji kısıtlamaları ve kritik minerallerin de gündeme gelmesi tesadüf değildi. Çünkü biliyoruz ki, gelecek savaşları yalnızca askerî değil, teknolojik üstünlük üzerinden şekillenecek. Bütün bunlara ek olarak önümüzdeki süreçte dünya ekonomisinde üç temel eğilim daha belirgin olacağını tahmin etmek zor değil. Tedarik zincirlerinin bölgeselleşmesi ortaya çıkabilir. Teknoloji bloklaşmasının derinleşmesi gündeme gelebilir. Diğer yandan stratejik sektörlerde ekonomik milliyetçiliğin artması söz konusu olabilir. Bu üç maddeyi birbirinden bağımsız düşünmemek gerekiyor. Yani kısaca, küreselleşme tamamen bitmeyecek ama eski hâline de dönmeyecek.

Denizli Haber Abd Çin

PEKİN’DEN ÇIKAN ASIL SONUÇ: KİMSE KRİZ İSTEMİYOR

Pekin görüşmesindeki mesaj, dünyanın artık eski dünya olmadığını bütün dünyaya gösterdi. Zirvede büyük anlaşmalar çıkmadı. Tayvan çözülmedi. Teknoloji savaşı bitmedi. Gümrük gerilimleri tamamen ortadan kalkmadı. Fakat buna rağmen görüşmenin kendisi bile içeriğinden çok çok önemliydi. Çünkü biliyoruz, bugün dünya ekonomisi kırılgan. Avrupa durgunluk baskısıyla mücadele ediyor. Çin büyüme hızını korumaya çalışıyor. ABD ise seçim atmosferi, borç yükü ve küresel krizlerle aynı anda uğraşıyor. Dünyanın gündem başlıkları çok ağır yükleri üzerinde taşıyor.

Böyle bir dönemde Washington ile Pekin’in tamamen kopması yalnızca iki ülkeyi değil, tüm dünyayı sarsacak nitelikte bir krizin başlangıcı olur. Bu sebeple Pekin zirvesini bir “barış anlaşması” değil,“ kontrollü gerilim yönetimi” olarak okumakta fayda var. Belki de dünyanın arzu edilen yeni düzeni tam olarak böyle kurgulanıp işleyecek. Rakipler aynı masaya oturacak, aynı fotoğrafı verecek ama birbirlerine hiçbir zaman tam anlamıyla güvenmeyecekler.