Son günlerde Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta meydana gelen okul saldırıları, toplumda derin bir endişe ve üzüntü yarattı. Her iki olay da farklı sonuçlar doğurmuş olsa da, ortak noktaları okulların güvenliği konusunu yeniden gündemin en üst sıralarına taşıması oldu.
Dün Şanlıurfa’da gerçekleşen saldırıda saldırgan dahil 1 kişi hayatını kaybetti. Olayda toplam 16 kişi yaralandı; bunların 10’u öğrenci, 4’ü öğretmen, 1’i polis ve 1’i de okulda çalışan bir personeldi.
Bugün ise Kahramanmaraş’ta meydana gelen saldırı ise daha ağır sonuçlar doğurdu. Bu olayda 1 öğretmen ve 3 öğrenci olmak üzere 4 kişi hayatını kaybetti. Saldırganın da ölmesiyle birlikte toplam ölü sayısı 5’e yükseldi. Ayrıca olayda 20 kişi de yaralandı. Bu yönüyle Kahramanmaraş’taki saldırı, can kaybının yaşanması nedeniyle çok daha derin bir travmaya yol açtı.
İki gündür canımız yanıyor. Sayılar soğuk görünebilir ama her birinin ardında bir hayat, bir aile, bir gelecek var. Haberlerin detaylarına indikçe, görüntüler yayıldıkça insanın içi daralıyor, “nasıl bu noktaya geldik?” sorusu zihnin bir köşesine çakılı kalıyor.
Eskiden “en güvenli yer” diye tarif edilen okullar, artık bazı aileler için endişe kaynağı haline gelmeye başladı. Oysa bir çocuk evden çıktıktan sonra en çok güvende olması gereken yer tam da orasıydı. Bugün ise veliler çocuklarını okula gönderirken içlerinde tarif edemedikleri bir tedirginlik taşıyor. Bu duygu, tek bir olayın yarattığı geçici bir korku değil; biriken, görmezden gelinen ve artık taşan bir toplumsal sorunun sonucu.
Peki ne oldu da şiddet bu kadar sıradanlaştı? Nasıl oldu da “çocuk” dediğimiz yaş grubundaki bireyler, böylesine ağır ve geri dönüşü olmayan eylemlere yönelebiliyor?
Toplumsal olarak da bir yüzleşmeye ihtiyacımız var. Şiddeti sadece fiziksel boyutuyla değil, dilimizde, davranışlarımızda ve gündelik hayatımızda nasıl yeniden ürettiğimizi görmek zorundayız. Çocuklar, gördüklerini öğrenir. Evde, sokakta, medyada sürekli öfke, tahammülsüzlük ve güç gösterisiyle karşılaşan bir nesilden, empati ve sağduyu beklemek gerçekçi olmaz.
Artık “bir şeyler yapılmalı” demek yetmiyor. Somut adımlar atılmalı. Sadece olay olduktan sonra değil, olmadan önce önleyici çalışmalar yapılmalı. Çünkü mesele sadece bugünü değil, yarını da ilgilendiriyor.
Hiç kimsenin çocuklarımızın geleceğini korkuyla şekillendirmeye hakkı yok.
Ve artık gerçekten… Birilerinin değil, hepimizin taşın altına elini koyma zamanı geldi.