Günler peş peşe birbirini kovalıyor. Hiç farkına varmadan aylar yılları deviriyoruz. Sabah alarmıyla başlayan telaşlı saatler gün boyu sürüp gidebiliyor.
Gündüzün koşturması ve gecenin yorgunluğu arasında adım atıyoruz. Modern hayat, çoğumuzu görünmez bir yarışın içine çekebiliyor. Bir yerlere yetişmeye çalışıyoruz ve çoğu kez nereye gideceğimizi bilmeden.
Teknolojiyle gelen kolaylıklar var elbette ama zihnimiz hep meşgul. Bir an durup nefes almak geç kalmak olarak algılanabiliyor. Oysa hayat, sadece yetişilecek bir programdan ibaret değil.
Hayatın farkında olmalıyız. Farkında olarak yaşayıp hissetmeliyiz. Bazen tanıdığımız insanlarla aynı sokaklardan geçiyoruz ama bakmıyoruz, görmüyoruz ve tanıyamayabiliyoruz. Saatlerce konuşuyor ama duymayabiliyoruz.
İsteklerimizin peşinde koşarken elimizde olanı gözden kaçırıyoruz. İnsanı gerçekten mutlu eden, razı eden şey kurduğu bağlar ve farkındalığıdır.
Kendimize şunu sormalıyız; gerçekten farkında mıyız? Ya da tempoya uyum mu sağlıyoruz?
Bazen yavaşlamak gerekir. Bir adım geri çekilip etrafa bakmak, kendini dinlemek gerekir. Hayat koşarak değil, neyi? neden? ne zaman? yaptığımızın farkında olarak ödüllendirilebilir.
Unutmamak gerekir ki, en uzun yolculuklar bile bir durup düşünmeyle anlam kazanır. Adım attığımız her an, açtığımız her kapı, aldığımız her nefes farkındalıkla çoğalır ve mutluluk getirir.
