Hemen hemen her yaz "Hava bu yıl çok sıcak” cümlesini kuruyoruz. Kışın ardından sıcaklıkların artışı doğada değişimlere yol açtığı kadar bizlerde de değişime neden oluyor. Tüketim alışkanlıklarımızdan, uyku düzenimize kadar birçok şey dönüşüyor ve hava durumu yaşamımıza da etki ediyor.
Fakat asıl yükselen sıcaklık değil, doğa ile kurduğumuz dengesiz ilişkinin sonucu olabiliyor. Şehir yaşamında binaların arasında ısı tutulumu artıyor ve bu durum bizlere yansıyor. Klimalar serinlik veriyor fakat biz serinlerken çevreyi ısıtıyoruz.
Şehirleşme ile birlikte enerji tüketimimiz arttıkça atmosferin yükü de artıyor. Küçük küçük görünen parçalar birleşince ortaya büyüyerek devam eden bir tablo çıkıyor. Alışkanlıklarımıza da yansıyan bir yaşam düzeni içinde bu durumun farkına varmayabiliyoruz. Konfor arayışı içinde, doğanın da dengesine etki edebiliyoruz. Havaların sıcak olmasına şaşırıyoruz ama nasıl etki ettiğimizi düşünmeyebiliyoruz.
Doğa bize şöyle fısıldıyor; “Dengemi bozarsan karşılığını görürsün.” Ormanların önemini işte bu noktada çok daha iyi anlıyoruz. Su kaynaklarının ve toprağın önemini de. Çevremize önem vererek, ormanlarımıza sahip çıkmalı, su kaynaklarımızı dikkatli kullanmalı ve doğanın bize sunduğu fırsatları korumalıyız.
Sıcaklık artışını durdurmak istiyorsak, önce ısıyı üreten yaşam biçimlerini sorgulamak zorundayız. Çünkü doğa bir gün “ısındım” demiyor; biz ne yaparsak onun sonucunu yaşıyoruz.