Gelişen teknoloji, ilerleyen dünya fark ediyorsunuz her gün bizleri yalnızlaştırıyor. Gözlerimizi bir an olsun ayırmadığımız o küçücük ekranların arkasında, aslında ne kadar büyük bir yalnızlığın içine olduğumuzu fark edebiliyor musunuz?
Zamanı geriye sarmak, hepimizin dilinde olan “Ah o eski günler, ah bizim çocukluğumuz" dediğimiz yıllara sarılmaktan geçiyor sadece. Peki, ne vardı o eski yıllarda? Yüreğimizi ısıtan komşuluklar, hesapsız arkadaşlıklar ve en önemlisi samimiyet vardı. Birinin derdiyle dertlenilir, sevinciyle neşelenilirdi. Yokluğun ortasında bile paylaşma duygusu ile çoğalan mutluluklarımız, sevinçlerimiz vardı.
Peki ya şimdi? Bugün hayatlarımız, sanal arkadaşlıkların, samimiyetten uzak ilişkilerin ve herkesin yalnızca kendini ve kendi menfaatlerini düşündüğü bir bencilliğin içerisinden geçiyor. Çocuklarımızın ellerinde bile birer telefon, hayat, adeta o cam ekranların ardına bulunan çipler ve teknolojinin içerisinde sıkışıp kalmış durumda.
Gerçeklikler içerisinde kendimize bakalım. Akşamları bir araya gelip iki çift laf etmek, birbirimizin gözünün içine bakarak samimi bir sohbet etmek yerine, herkes kendi köşesine çekilmiş durumda. Elimizdeki telefonlarla kim ne paylaşmış, ne giymiş, nereye gitmiş diye başkalarının hayatlarını izliyoruz. Yanı başımızdaki komşumuzun ne yaşadığından habersiziz. Dostluklar, arkadaşlıklar, hatta en güçlü aile bağları bile o soğuk ekranların içine hapis olmuş durumda.
Uzun lafın kısası, zihinlerimiz ve hayatlarımız gelişen teknolojinin esiri oldukça, kalabalıklar içinde giderek yalnızlaşan insanlara dönüşüyoruz, yalnızlaşıyoruz.
Bizi biz yapan o sıcak bağları ekranlara kaptırmadan önce, başımızı kaldırıp birbirimizin gözlerine bakmanın zamanı gelmedi mi?