Her yıl 21 Mart geldiğinde, dünya ile ilgili bir denge sağlanıyor. Gece ve gündüz eşitleniyor ve bahar kendini göstermeye başlıyor. Yeni bir mevsim döngüsüne giriliyor, hayatın olağan akışı içinde yeni başlangıçların adımları atılıyor.
21 Mart sadece bir doğa olayı olmanın dışında kültürlerde de derin izler taşıyor. Birçok toplumda doğanın uyanması kutlamalarla karşılanıyor.
Şehir yaşamı içinde fark etmesek de, doğanın ritmi insana bir mesaj gönderiyor. Kendini bize hatırlatıyor. Doğadaki değişim, insanın hayatındaki değişimi de anlatıyor. Doğanın farklılığı hayatımızın da dengeleri için bize bir hatırlatma oluyor. İş ve özel yaşam içinde durup düşünmemizi sağlayarak, geçmiş ve gelecek arasındaki ince çizgiyi çekiyor.
Güneş doğarken ve gün aydınlanırken, insanın içindeki hisler de yeniden uyanıyor. Yavaşlıyor, sakinleşiyor ve yeni bir mevsimin hazırlığı başlıyor. Doğanın dansını ve ritmini hissediyor insan. Bütün enerjisi ruhuna yansıyor.
Belki de 21 Mart’ın en güzel tarafı, bir hatırlatma niteliğinde olmasıdır. Doğada her şeyin bir dengesi olduğunu hatırlatıyor. Hayatın başlangıç ve bitişlerini simgeliyor. Bu dengeyi hatırlatan bir zaman dilimi oluyor. Doğa, bizim de yaşamlarımızda bir denge arayışı içinde olmamız gerektiğini anlatıyor. Gündüzle geceyi eşit gördüğümüz o an, içimizdeki dengeleri fark etmek için bir mesaj gönderiliyor.
21 Mart, bir rakam olmasının dışında, insanın ritmini, enerjisini, başlangıçlarının da sembolü oluyor. Gökyüzüne baktığınızda, bu dengenin farkına varmak, hem doğanın vazgeçilmezliğini hem de kendi ruhumuzun ritmini yakalama fırsatı sunuyor.