EKOPOLİTİK - “Bütün çiçekleri koparabilirsiniz ama baharın gelişini engelleyemezsiniz.” (Pablo Neruda)

Neruda’nın direniş şiirinden bir alıntıdır ‘Bütün çiçekleri koparabilirsiniz ama baharın gelişini engelleyemezsiniz’ dizeleri. Otoriterliğin, bir dizi yeni güç gösterisinin ve adaletsizliğin yükselişe geçtiği günümüze baktığımızda şu soru geçerliğini hala koruyor sanki: “Şiirin değişimi etkileyecek bir gücü, öncülüğü var mı? Neruda’nın deyişiyle halen şiir; biricik sonsuz gücün, direnişin ana bileşeni mi?”

CHP’DE ŞİİRLER DİRENİŞİN RUHU OLDU!

CHP Lideri Özgür Özel’in 19 Mart’ta Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınarak ve tutuklanmasından sonra başlattığı eylemlerin ana sloganı haline gelen; “Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya da hiçbirimiz” sözleri de ünlü şair, tiyatro yazarı, yönetmen ve sanat adamı Bertold Brecht’in “Ya hep beraber, ya da hiç birimiz” şiirinden alınma satırlar değil mi? Yine 6 Nisan 2025 tarihinde yapılan CHP 21. Olağanüstü Kurultayı Divan Başkanı Denizli Büyükşehir Belediye Başkanı Bülent Nuri Çavuşoğlu, kurultayı ünlü şair Hasan Hüseyin Korkmazgil’in “Acıyı Bal Eyledik…” şiirinden mısralarla açmadı mı?

“BÜTÜN ÇİÇEKLER KOPARILABİLİR ANCAK BAHARIN GELİŞİ ENGELLENEMEZ!”

ABD tarafından 2003 Irak İşgali’nin yolu yapılırken San Francisco’da yine Neruda’nın yukarıdaki sözcükleri sokaklarda afişleri süslüyordu. “Zorba yönetimler şarkı söyleyen kafaları koparır ama kuyuların dibindeki sesler yeryüzünün gizli kaynaklarına döner ve karanlığın içinde insanların ağızlarından fışkırır.” Yaklaşık on yıl sonra, Mısırlı sanat tarihçisi Bahia Shehab, Arap Baharı sırasında Kahire sokaklarına Neruda’nın sözlerini sprey boyayla yazdı: “Bütün çiçekleri koparabilirsiniz ama baharın gelişini engelleyemezsiniz. Beş yıl sonra, Ocak 2017’deki Kadın Yürüyüşü sırasında Neruda’nın aynı sözleri Kahire sokaklarındaki pankartları bu defa İspanyolca aslıyla donatacaktı. Şiirin biricik sonsuz gücünün direnişin ana bileşenleri olduğunu anlayabiliriz. Sosyal adaletsizlik, savaş ve liberal demokrasinin oyun çizgisi bizi köşemizde öylece oturmaktansa eylemin içinde yer almaya zorluyor. Neruda, buhranlara karşılık olarak şiirini kökten bir biçimde değiştirdi. Kasvetli, kapalı, deneysel şiirini, İspanyol İç Savaşı başladığında daha militan, kararlı bir biçim adına terk etti. Aynı Neruda Allende’nin Şili’si, Latin Amerika’lı Tupamorolar, Sandinistler, hatta Che Guavera ve Fidel Castro içinde aynı hissiyatla slogan olan şiirler ve İnti İllimani’nin şarkı yaptığı eserler yazdı. İster şair, öğretmen, okur, aktivist, ister dünyayı umursayan sıradan vatandaşlar olalım; biz de kendimizi ifade etme biçimimizi değiştirebiliriz. Sosyal medya çağında, mesajlarımızı direnenlere iletmek için bayraklara ihtiyacımız yok. Hepimiz konuşabiliriz. Hepimiz diyaloğun bir parçası olabiliriz. Şiir, Neruda’nın deyişiyle, “bir şeyleri açıklarken” ortak yolumuz olabilir. Neruda ve ötekilerden kendimizi ifade etme ve dinleme biçimimizin - ve şiirin biricik sonsuz gücünün - direnişin ana bileşenleri olduğunu anlayabiliriz.

IŞIK YENER KARANLIĞI… UMUDU KESME YURDUNDAN!

“Nasıl başlarsa fırtına/ Öyle diner birdenbire/ Bir ışık parlar yeniden/ Karanlıklar arasından/ Umudu kesme yurdundan…/ Şah damarı vurulsa da/ Dört bir yandan sarılsa da/ Işık yener karanlığı/ Bak çocukların gözlerine/ Umudu kesme yurdundan/ Kara kışın buzu bile/ Sürmez kalkar günün birinde/ Acı geçer, hüzün biter/ Güneş doğar pencerenden/ Umudu kesme yurdundan…”

HER AĞACIN KURDU ÖZÜNDEN OLUR…

"Umudu Kesme Yurdundan", sanatçı, yönetmen ve yazar Zülfü Livaneli'nin kaleminden çıkan, karanlığın ortasında aydınlığa ve direnişe vurgu yapan etkileyici bir şiirdir. Bu şiir aynı zamanda Livaneli'nin 12 Eylül koşullarının hüküm sürdüğü 1980 yılında Günlerimiz albümünde yer alan çok sevilen bir şarkı olmuştur. Ve darbe koşullarının karanlık atmosferinde topluma ümit aşılamak amacıyla yazılmış, direnme ve umudu koruma mesajı veren sembol bir eserdir. İşte CHP eski milletvekili sanatçı aynı Zülfü Livaneli “Mutlak Butlan” sonrası gelen CHP’nin işgalinden birkaç saat sonra Pir Sultan Abdal’ın sözleri ile yaptığı; “Her ağacın kurdu özünden olur…” şarkı mesajlı bir paylaşım yaptı. Ve toplumsal duyarlılığını 80 Darbesi’nden 46 yıl sonra bir kez daha gösterdi.

DENİZLİ'DE 7'DEN 70'E HERKES YÜRÜDÜ

Butlan kararının ardından CHP Genel Başkanı Özgür Özel ve beraberindeki parti üst düzey yönetiminin polis müdahalesiyle genel merkez binasından çıkarılması, bütün Türkiye’de olduğu gibi Denizli'de de kitlesel yürüyüşlerle protesto edildi. CHP Denizli İl Örgütü tarafından "Partimize, irademize sahip çıkıyoruz" sloganıyla organize edilen yürüyüş Gazi Mustafa Kemal Bulvarı üzerinden başlayarak Lise ve Çaybaşı caddeleri güzergahında devam etti. Yürüyüşe 7’den 70’e yüzlerce Denizlili ile birlikte katılan Denizli Büyükşehir Belediye Başkanı Bülent Nuri Çavuşoğlu’na; parti yöneticileri, bazı ilçe belediye başkanları ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri de eşlik etti. Kentte iki gündür süren ve renkli görüntülere sahne olan yürüyüşler boyunca her yaştan insanların protestolara katıldığı, bazı ailelerin çocukları ile kortejlerde yer aldığı gözleniyor. Bayram boyunca da devam etmesi beklenen protesto yürüyüşlerinde “Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya da hiçbirimiz, faşizme karşı omuz omuza, direne direne kazanacağız, Mustafa Kemal’in Askerleriyiz” şeklinde sloganlar da atılıyor.

DENİZLİ "BUTLAN'A GEÇİT YOK (NO PASARAN)” DEDİ!

Öte yandan Denizli Büyükşehir Belediye Başkanı TBB 1. Başkanvekili ve Ege Belediyeler Birliği Başkanı Bülent Nuri Çavuşoğlu, CHP Genel Merkezi'nde dün yaşanan olayların ardından TBMM’ye yürüyen Özgür Özel'in sırılsıklam ıslanmış haldeki fotoğrafını paylaşarak “Her zaman her şartta yanındayız sayın Genel başkanım” dedi. Büyükşehir Belediye Başkanı Bülent Nuri Çavuşoğlu, il başkanlığı önünde yaptığı konuşmada, "Tekrar önümüze sandığı getirsinler biz yine onu seçeriz" şeklinde konuştu. Çavuşoğlu, şunları söyledi: “Biz bu yolculuğu gayet de güzel bir yere getirmiştik. O değişim yolculuğunda Denizli ilk aktörlerden biriydi. Sayın Ali Osman Horzum başkanımıza da teşekkür ediyoruz hem önderliği ile hem liderliği ile. O zaman da bu değişim yolculuğuna birlikte başlamıştık. Asıl insanların, herkesin görmesi gereken bir şey var, o yolculuğun sonunda Türkiye’de bir şeylerin değişebileceğine herkes inanmıştı. Bugün onu geriye götürmeye, geriletmeye çalışıyorlar. Bugün bizi geriye doğru çekenlere de buradan selam olsun. Elinizden geleni ardınıza koymayın. Bu birlikteliğin, bu halkın iktidarının önüne geçemeyeceklerini bilmeleri gerekiyor. Otokratik yöntemlerinize, baskı ve adaletsizliklerinize geçit yok.”

“BİZİM HALKA BİR SÖZÜMÜZ VAR, BU YÜRÜYÜŞÜ KİMSE DURDURAMAZ!”

Başkan Çavuşoğlu ayrıca “Birilerinin gölgesine sığınıp da o olmayacak işi yapanlar bilsin ki bizim bu halka büyük bir sözümüz var. İlk sandık geldiğinde emeğin yeniden değer bulduğu, çiftçinin yeniden baş tacı olduğu, çocuklarımızın gelecekle ilgili kaygı taşımadıkları, öğrencilerimizin gelecekte bu ülkeyi terk etmeyi düşünmedikleri, hayvancılıkla uğraşanların ürettiklerinin karşılığında mutlu oldukları o ülkeyi yaratacağımızın sözünü veriyoruz. Ben CHP üyesiyim. Ben seçilmiş genel başkanımın arkasındayım. Seçilmiş genel başkanımla beraber onunla yolculuğuma devam edeceğim. İnşallah bugün Türkiye çapında olanları birileri görmüştür. Tüzük gereği 45 günde kurultay yapılabiliriz. Umut ediyoruz bunu da yaparlar. İktidar yürüyüşümüz eskisinden daha hızlı olur” dedi.

GENEL MERKEZ DİRENİŞİ GAZİSİ HORZUM’A ZİYARET TRAFİĞİ!

Öte yandan Ankara'da partisinin genel merkezi önünde yaşanan gerginlik sırasında biber gazından fenalaşan ve ambulansta ilk yardım müdahalesi gören Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Denizli İl Başkanı Ali Osman Horzum Denizli’ye döndü. Yaşanan arbede ve yoğun gaz nedeniyle baygınlık geçiren Horzum’un çevrede bulunan partililer tarafından ikinci kat penceresinden çıkarılarak gazın yoğunlaşan bölgeden uzaklaştırıldığı görüntüler Denizli’de üzüntü ile karşılanmıştı. Ali Osman Horzum kente döner dönmez CHP İl Başkanlığına geçerken, adeta geçmiş olsun ziyaretine gelen partililerin, STK’ların ve vatandaşların akınına uğradı. Horzum’u başta Büyükşehir Belediye Başkanı Bülent Nuri Çavuşoğlu ile Başkenvekili Ali Marım da parti binasında yalnız bırakmadı.

BUTLAN MI, YENİ BİR 12 EYLÜL DARBESİ Mİ?

Özetle CHP yönetimine “mutlak butlan” kararından itibaren siyasi çevrelerin ve değerlendirmelerin neredeyse tamamında “böyle bir şey 12 Eylül Darbesi’nde bile görülmedi. Demokrasi, siyasi partiler, STK’lar ve seçim hukuku ile adalet hiçbir dönemde bu derece örselenip yok sayılmamıştı” yorumları ön plana çıktı. CHP'ye yönelik yargı eliyle uygulanan "mutlak butlan" (kesin hükümsüzlük) kararı, geniş kesimlerce siyasi bir müdahale olarak değerlendirildi ve tıpkı 12 Eylül gibi demokratik iradeye vurulmuş ağır bir darbe olarak nitelendirildi. Sonuç itibariyle Pablo Neruda’nın yıllardır dillerden düşmeyen şiirinin bu sözleri, bugün Türkiye siyasetinin tam ortasında yeniden yankılanıyor. Çünkü tarih bize gösteriyor ki; baskının arttığı dönemlerde şiir yalnızca edebiyat değildir. Şiir; hafızadır, itirazdır, direniştir. Bugün yaşadığımız siyasi iklimde de benzer bir ruh hâli var. Özellikle CHP’ye yönelik “mutlak butlan” operasyonları sonrasında yükselen toplumsal tepki, yalnızca bir parti meselesi olmaktan çıkmış durumda. Mesele artık; seçme-seçilme hakkı, siyasi irade ve demokratik meşruiyet tartışmasına dönüşmüş görünüyor. Özgür Özel’in miting meydanlarında sıkça kullandığı “Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya da hiçbirimiz” sloganı boşuna bu kadar güçlü yankı bulmuyor. Çünkü o söz, yalnızca bir siyasi slogan değil; Bertolt Brecht’in kolektif mücadeleyi anlatan dizelerinden süzülüp gelen tarihsel bir çağrı. Siyaset bazen rakamlardan, bazen stratejilerden değil; duygudan ve ortak hafızadan beslenir. Türkiye’nin son döneminde yaşananlar da tam olarak bunu gösteriyor. Denizli’de ve ülke genelinde sokaklara çıkan yurttaşların görüntülerine bakıldığında sadece bir protesto değil, aynı zamanda sorunlarda bir aidiyet duygusu görülüyor. Gençler, emekliler, kadınlar, öğrenciler… Aynı kortejde yürüyen farklı hayatlar… Belki de en dikkat çekici nokta tam burada ortaya çıkıyor: İnsanlar artık yalnızca bir siyasi partiyi değil, kendi söz haklarını ve yaşamlarını sürdürmeye dair özlük haklarını savunduklarını düşünüyor.