EKOPOLİTİK - “Ben diyorum ki ona: Kül olayım Kerem gibi yana yana/ Ben yanmasam, sen yanmasan, biz yanmazsak/ nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa…” (Nazım Hikmet Ran)

Nazım Hikmet’in dizeleri bugün yeniden, hem de hiç olmadığı kadar güçlü bir biçimde önümüze geliyor. Türkiye uzun zamandır, hatta onuncu yılını tamamlayan ağır bir siyasal, ekonomik ve toplumsal kriz atmosferinden geçiyor. Yoksulluk derinleşiyor, güvencesiz çalışma yaygınlaşıyor, gençler gelecek kaygısıyla boğuşuyor, emekliler geçim mücadelesi veriyor. Kadınların eşitlik mücadelesi, doğanın korunması, laiklik, eğitim, hayvan hakları ve demokratik özgürlükler ise (birbirinden kopuk başlıklar gibi görünse de) aslında aynı büyük fotoğrafın parçalarını oluşturuyor.

KURTULUŞ YOK TEK BAŞINA; YÜRÜMEK GEREK YAN YANA

Türkiye'de özellikle muhalif sol ve sosyalist partiler ile sendikalar, dernekler ve meslek odalarından oluşan demokratik kitle örgütleri “mevcut siyasi iklime ve ekonomik krizlere karşı” tabandan birleşik bir muhalefet hattı kurmak amacıyla "Yan Yana" adıyla kitlesel forumlar ve toplantılar dönemi başlattı. Özellikle güncel Sol Siyasetin bir aracı olarak organize edilen "Yan Yana Buluşmaları ve Forumları” ilgiyle karşılanırken, İstanbul, Ankara ve Edremit yerel buluşmasının ardından İzmir’de de farklı toplumsal kesimleri ortak bir mücadele hattında buluşturmayı hedefleyen yoğun katılımlı bir toplantı gerçekleştirildi. Siyasi partiler, sendikalar, meslek odaları, yurttaş inisiyatifleri, kadın örgütleri ve gençlik hareketlerinden yüzlerce kişinin katıldığı buluşmada, demokrasi, ekonomik ve sosyal krizler ile farklı mücadele alanlarının ortaklaştırılması ve toplumsal muhalefetin örgütlenmesi ele alındı. İzmir Alsancak Mimarlar Odası Konferans Salonu’nda düzenlenen forumda “ekonomik sorunlar, güvencesiz çalışma, eğitim, doğa mücadelesi, laiklik, kadınların eşitliği, hayvan hakları ve demokratik haklar” gündeme geldi. Konuşmacılar, farklı alanlarda yürütülen mücadelelerin ortak bir zeminde buluşturulması gerektiğini savundu.

Deni̇zli̇ Haber Mustafakemalkayaköşe (1)-7

“ÖZGÜR, DEMOKRATİK, LAİK BİR CUMHURİYET İÇİN BİRLEŞİK MUHALEFET!”

Buluşmaya BirGün Gazetesi Yazarı Bülent Forta, DİSK Birleşik Metal-İş Genel Başkanı Özkan Atar, Elektrik Mühendisleri Odası Genel Başkanı Mahir Ulutaş, İzmir Yaşam Hakkı Savunucuları'ndan avukat Bilge Berk, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği İzmir Şube Başkanı Aslı Tamtürk, İnşaat Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Üyesi Eylem Ulutaş, Öğretmen Sendikası Temsilcisi Hasan Köroğlu, Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Mustafa Aslan ve üniversite öğrencisi Kerem Güler de katıldı. Ve birer konuşma yaptı. Konuşmacılar “mevcut siyasal düzen, ekonomik kriz, yoksullaşma, kamusal hizmetlerin piyasalaştırılması, doğa talanı ve demokratik haklara yönelik baskıları” eleştirdi ve ayrıca “gençlerin, kadınların, işçilerin, emeklilerin ve farklı toplumsal kesimlerin mücadelelerinin ortaklaştırılması gerektiğini” belirtti. Yan yana buluşmasında yapılan tüm çağrılarda “muhalefetin yalnızca siyasi partilerle sınırlı kalmaması gerektiği ifade edilirken, mahallelerden fabrikalara, kampüslerden köylere ve meydanlara uzanan daha geniş bir toplumsal birliktelik hedeflendiği” de kaydedildi.

Denizli Haber Kayaköşe-2

“YANA YANA” DEĞİL, ARTIK “YAN YANA!”

Evet; İstanbul, Ankara ve Edremit’in ardından İzmir’de gerçekleştirilen forum, yalnızca farklı siyasi yapıların bir araya geldiği bir toplantı değildi. Daha önemlisi, toplumun farklı kesimlerinin kendi mücadele alanlarından çıkıp ortak sorunlarını ve ortak geleceği konuşma arayışıydı. Mimarlar Odası’nın Alsancak’taki konferans salonunda işçiler, sendikacılar, meslek odaları, kadın örgütleri, gençler, yurttaş inisiyatifleri ve demokratik kitle örgütlerinin temsilcileri bir araya geldi. Aslında ortaya çıkan tablo çok açık: Sorunlarımız farklı olabilir ama kaynağı giderek daha çok ortaklaşıyor. Bir gencin barınma sorunu ile bir emeklinin geçinememe sorunu ilk bakışta birbirinden farklı görünebilir. Bir işçinin güvencesizliği ile bir çiftçinin üretim sıkıntısı da öyle… Bir kadının eşitlik talebiyle bir çevre mücadelesinin aynı başlık altında değerlendirilmesi ilk anda kolay olmayabilir. Oysa bütün bu mücadelelerin ortak bir tarafı var: İnsanların kendi yaşamları hakkında söz ve karar sahibi olma isteği.

Deni̇zli̇ Haber Mustafakemalkayaköşe (2)-6

YENİ SİYASET; “POLİTİKA SADECE SANDIKTAN İBARET DEĞİL” DİYOR!

“Siyaset sadece sandıktan ibaret değil.” İzmir’deki buluşmanın belki de en önemli mesajı buydu. BirGün yazarı Bülent Forta’nın açılış konuşmasında söylediği “Sokak bizi yeni bir siyasete çağırıyor” sözü, bugünkü siyasal tablonun önemli bir fotoğrafını çekiyor. Türkiye’de siyaset uzun yıllar boyunca büyük ölçüde partilerin ve siyasi liderlerin merkezinde şekillendi. Yurttaşın rolü ise çoğu zaman seçim dönemlerinde sandığa gitmekle sınırlandırıldı. Oysa toplumun gündelik hayatında siyaset her gün yaşanıyor. “Kirayı ödeyememek de siyaset. Çocuğunun eğitimini karşılayamamak da siyaset. İşyerinde güvencesiz çalışmak da siyaset. Emekli maaşıyla ay sonunu getirememek de siyaset. Bir derenin, ormanın ya da tarım arazisinin sermaye uğruna yok edilmesine karşı çıkmak da siyaset.”

Denizli Haber Köşeyazısı (1)

FORTA: “EŞİK KIRILDI, YENİ BİR SİYASET BİZİ MÜCADELEYE ÇAĞIRIYOR!”

Dolayısıyla siyaseti yalnızca Meclis koridorlarına, parti binalarına ve seçim sandıklarına sıkıştırmak, toplumun gerçek yaşamını siyasetin dışına itmek anlamına geliyor. Bugün ihtiyaç duyulan şey, siyasetin yeniden toplumun içine taşınmasıdır. Mahalleye, fabrikaya, üniversiteye, köye, işyerine ve sokağa… Buluşmanın açılış konuşmasını yapan BirGün Gazetesi Yazarı Bülent Forta da aynen bunu ifade ediyor. Ve mevcut siyasal yapının bir kriz içerisinde olduğunu belirterek, “Sokak bizi yeni bir siyasete çağırıyor” diyor. Ve ekliyor; “Bugün Türkiye’de partili egemen siyaset büyük bir çöküş yaşıyor. AK Parti tek kişinin ağzına bakan bir yapıya dönüştü, CHP’de klasik anlamda bir siyasal partiden söz etmek mümkün değil, MHP ise uzun süredir Milli Güvenlik Kurulu gibi hareket ediyor. Bu kriz, aslında yeni bir siyaset anlayışının mayalanması için bir fırsattır. Peki, bu yeni siyaset anlayışı nedir? Sıradan insanların kendileri için siyaset yaptıkları bir zemin. 12 Eylül’le beraber siyaset elitlere çekildi, partilerin salon toplantılarına ve başkanlar düzenine sıkıştı. Biz de sadece sandıkların açılmasını bekleyen bir seyir ilişkisine sürüklendik.” Bu arada Bülent Forta artık önemli bir eşiğin aşıldığını belirterek şu görüşlere de yer verdi: “Ama bu eşik artık kırılmaya başladı. Bunu barikatları yıkan gençler, Ankara’ya yürüyen maden işçileri, kadın hareketleri, emekliler ve sokağa dökülen üreticiler kırdı. Türkiye’nin her tarafına yayılan bu küçük mücadele alanları bizi sadece seçimlere endeksli olmayan yeni bir siyasete çağırıyor. Barınma sorunu yaşayan gençlerle geçinme sorunu yaşayan emeklilerin dertleri aynı yerden kaynaklanıyor. Barış, eşitlik, adalet ve yoksulluğa karşı mücadele talebimiz aslında tek bir yere çıkıyor: Bugünkü mevcut rejimin ortadan kaldırılmasına. Bu ülkenin devrimci birikimi, siyasal İslamcı rejime boyun eğmemeyi sokaklarda ve sendikalarda ilmek ilmek örerek bugüne geldi. Bu geleneğin, hatalarından ders çıkaran bir birleşik muhalefet hareketi olarak kendini kurgulaması halinde kazanacağından hiç kuşkum yok. Özgür, demokratik, laik bir cumhuriyet için hep beraber bir araya gelerek mücadele etmek zorundayız.”

Denizli Haber Köşeyazısı (2)

“YAN YANA”NIN ASIL SINAVI

Ancak burada önemli bir noktayı da unutmamak gerekiyor. Bir araya gelmek başka, birlikte mücadele etmek başka. Türkiye'nin geçmişinde çok sayıda ittifak, platform ve birliktelik girişimi yaşandı. Bunların önemli bir bölümü ortak deklarasyonların ötesine geçemedi. Çünkü farklılıklar ortaya çıktığında ortak zemin hızla dağıldı. “Yan Yana” buluşmalarının gerçek başarısı da burada ölçülecek. Farklı siyasi görüşlere sahip insanlar bir salonda yan yana oturabilir. Fakat asıl mesele, ertesi gün aynı mahallede, aynı fabrikada, aynı kampüste ya da aynı meydanda yan yana durabilmektir. Üstelik bunun için herkesin aynı düşünmesi de gerekmiyor. Tam tersine, demokratik bir birliktelik farklılıkları yok ederek değil, farklılıklarla birlikte hareket edebilme becerisiyle kurulabilir. İşçinin talebiyle emeklinin talebi, gençlerin barınma hakkıyla kadınların eşitlik mücadelesi, doğanın korunmasıyla demokratik özgürlükler birbirinin alternatifi değildir. Ekonomi politiğe göre; hepsi yaşam hakkının farklı yüzleridir. Diyalektik açıdan ekonomi ile politika birbirinin “biraderi” ve ikiz kardeşidir. Ve bugün bizim ülkemizde de olduğu gibi tüm evrensel örneklerinde ekonomi belirleyici olandır.

BU BULUŞMADA “DEMOKRAT İZMİR” YAN YANA GELDİ!

İzmir’deki buluşmada sendikalardan meslek odalarına, kadın örgütlerinden gençlere kadar farklı kesimlerin söz alması bu açıdan önemliydi. Çünkü toplumda uzun süredir biriken hoşnutsuzluk artık yalnızca seçim sonuçlarına ilişkin bir memnuniyetsizlik olarak okunamaz. Daha derinde bir şey var. İnsanlar yaşamlarının kontrolünü yeniden ellerine almak istiyor. Söz söylemek, örgütlenmek, itiraz etmek, dayanışmak ve kendi gelecekleri hakkında karar verebilmek istiyorlar. Bu nedenle demokratik muhalefetin önündeki görev yalnızca mevcut siyasi iktidara karşı seçim kazanmak değildir. Daha kapsamlı bir meseleyle karşı karşıyayız: Nasıl bir ülke istiyoruz? Özgür mü? Demokratik mi? Laik mi? Eşitlikçi mi? Emeğin değer gördüğü, kamusal hizmetlerin herkes için erişilebilir olduğu, gençlerin geleceğini başka ülkelerde aramak zorunda kalmadığı, kadınların eşit yurttaşlar olarak yaşadığı, doğanın rant uğruna talan edilmediği bir ülke mi? Eğer bu sorulara yanıtımız ‘evet’se, bunun yolu yalnızca sandıktan geçmiyor. Sandık elbette önemlidir. Ama sandığa kadar uzanan toplumsal mücadele çok daha önemlidir.

KURTULUŞ YOK TEK BAŞINA…

Belki de bugün Türkiye'nin en çok ihtiyaç duyduğu şey, birbirinden farklı kesimlerin birbirinin sesini duymasıdır. İşçinin emekliyi, gencin işçiyi, kadının doğa mücadelesini, öğrencinin sendikayı, meslek odalarının mahalleliyi anlaması… Ve bütün bunların ortak bir demokratik zeminde buluşması. Çünkü yalnızca kendi sorunumuza sahip çıkarak hiçbirimizi kurtaramayız. Birimizin özgürlüğü tehdit altındaysa hepimizin özgürlüğü eksiktir. Birimiz yoksullaşıyorsa toplumun tamamı yoksullaşıyor demektir. Bir yerde doğa talan ediliyorsa, başka bir yerde demokrasi de yara alıyor demektir. O halde mesele “yana yana” gelmek değil. Yan yana durmayı öğrenmek. Nazım’ın yıllar önce sorduğu sorunun yanıtı bugün de değişmedi: “Ben yanmasam, sen yanmasan, biz yanmazsak…” Karanlık nasıl aydınlığa çıkacak? Belki de bugün verilecek en güçlü cevap şudur: Tek başımıza değil, yan yana. Başka bir deyişle de; “Kurtuluş Yok Tek Başına. Ya Hep Beraber Ya Hiçbirimiz!”