Geleceğimiz olan çocuklarımızın yetiştiği okullarda son dönemlerde yaşana silahlı saldırılan bizleri düşündürür hale getirdi. Okul nedir diye kendimize bir sorduğumuza çocuğumuzu güvenle bıraktığımız, bir yer olarak bilinir. Ama son zamanlarda haber bültenlerine düşen, içimizi sızlatan o acı olaylar, bu kutsal sığınağın duvarlarında derin hasarlar oluşturuyor. Yazık ki yavaş yavaş bizim de etrafımızda yankı bulan bir kabus var, oda okullarda artan silahlı saldırı olayları.
Çocuklarımızın çantalarında kurşun kalem silgi yanında korku taşımaması gerekirken, bugün güvenlik önlemleri konuşuluyor. Bir anne, bir insan ve bu ülkenin bir evladı olarak soruyorum. Hangi ara o taze zihinler şiddetin, öfkenin ve telafisi olmayan nefretin birer öznesi ya da kurbanı haline geldi?
Araştırmalar, bu tür olayların arkasında sessiz çığlıkların, görünmeyen yalnızlıkların ve acı veren ihmallerin olduğunu gösteriyor bizlere. Bir çocuk, eline bir silah alacak noktaya bir günde gelmiyor. Akran zorbalığına uğradığında duyulmayan feryatlar, aile içindeki kopuşlar, dijital dünyada maruz kaldığı şiddet sarmalı, o minik kalpleri birer saatli bombaya çeviriyor.
Bizler yetişkinler olarak, onların ruhlarındaki bu derin fırtınaları göremeyecek kadar kendi koşturmacalarımız içinde kaybolmuş durumdayız. Çocuklarımıza sadece notlarını, başarılarını sorduk; "Bugün içini acıtan bir şey oldu mu?" demeyi unuttuk. Okullarımızı yeniden o neşeli, güvenli ve huzurlu limanlar haline getirmek zorundayız.