Termometrelerin rekor kırdığı, gölgede bile nefes almanın zorlaştığı kavurucu yaz günlerini yaşıyoruz. Çoğumuz klimalı odalarda, serin ofislerde ya da bir ağaç gölgesinde sıcaktan şikayet ederken; Türkiye’nin dört bir yanında, tarlalarda zamanı durduran, sıcağa meydan okuyan bambaşka bir dünya var.
Günün en kurak, en acımasız saatlerinde, başlarındaki yazmalarıyla toprağa eğilen; topraktan bereketi çıkaran yevmiyeli tarım işçisi kadınların dünyası bu.
Onlar, yaz aylarının gizli kahramanları.
Sabahın ilk ışıklarıyla başlayan mesaileri, güneşin alnında saatlerce sürüyor. Eğilerek, diz çökerek, elleri nasır tutarak soğan yoluyorlar, biber çapalıyorlar, tütün kırıyorlar …. Yüzlerinden süzülen her damla ter, sadece fiziki bir yorgunluğun değil; helal lokmanın, evlat okutmanın, bir evi ayakta tutma mücadelesinin en net simgesi.
Alın teri deriz ya hep… Alın terinin gerçek manasını görmek isteyen, Temmuz sıcağında bir tarlanın ortasına gidip o kadınların gözlerinin içine bakmalı. Yüzlerindeki her çizgi, güneşin yaktığıgüneş yanığı verilen o emeğin hikayesini anlatıyor. Üstelik onların yükü sadece tarlayla da bitmiyor. Evden çıkmadan önce hazırlanan yemekler, dönünce beklenen ev işleri ve çocukların sorumluluğu da yine o nasırlı ellerin omuzlarında.
Bizler marketten, pazardan o sebzeyi, meyveyi rahatça alırken arkasındaki bu görünmez gücü, bu dişi emeği çoğunlukla unutuyoruz. Oysa sofralarımıza gelen her meyve sebzede sıcağın bağrında ter döken bir kadının hakkı, emeği ve sabrı var.
Kavurucu sıcağa, zorlu şartlara ve tüm imkansızlıklara rağmen toprağa hayat vermekten vazgeçmeyen, üreten, paylaştıkça çoğalan tüm emekçi kadınlarımıza selam olsun.
İyi ki varsınız; çünkü siz ürettikçe dünya dönüyor, siz paylaştıkça sofralarımız bereketleniyor