Hayatın her anında planlayarak adımlar attığımız dönemler oluyor. Oturup hedefler koyuyor, ajandalarımızda altını çizerek geleceğe dair yol haritasını belirliyoruz. Hayatın bize baktığı yere, biz de kendi tarafımızdan bakarak, geleceğimize dair hayaller kuruyoruz. Nasıl ve ne şekilde olacağını bilmeden hayatımızı şekillendirmeye çalışıyoruz.
Örneğin yarın erken kalkmaya karar verirsin, alarmını kurarsın, yarına dair düşündüğümüz durumlar vardır ama belki de planlanmayan bir şekilde ilerleyen bir durumda, planlamadığımız bir saatte uyanırız. Ve hiçbir şey düşündüğümüz gibi ilerlemeyebilir. Belki 5 dakika sonra bile uyanmak, her şeyi yeniden şekillendirmeye başlar. Planlar bozulduğu anda başka şeyler başlıyor olabilir. İşte tam olarak hayatın gerçeği de budur belki de. En güzel hikâyeler, en güzel planlarda bu şekilde yaşanıyor olabilir. Akışında, yeni hikâyeler ortaya çıkararak ve yepyeni bir gülümsemeyle.
Kusursuzluk dışında, hayatta her duyguya hakim olarak yaşamak. Hayat sanki bize sürekli şunu söylüyor: Biraz tebessüm, biraz hüzün, biraz hafiflik...
Her gün yeniden başlıyor ve yeniden yaşıyoruz. Hayatın sırrı da burada. Randevusuz, plansız, şekillendiremediğimiz bir düzen içinde ilerliyor. Küçük anlarda saklı gizemlerle ve büyük anlarda saklı derslerle.
Mükemmel olmak zorunda değiliz. Yeter ki her günü, her anı, tüm sürprizleriyle ve beklenmedik yönleriyle yaşayabilelim.
Hayatın akışını kabul etmek, plansız anların tadını çıkarmak ve küçük sürprizleri kucaklamak gerektiğini anlamakla başlıyor her şey. İşte gerçek özgürlüğün ve mutluluğun kapısı belki de tam burada açılıyor.
Hayatımızın her anının değerini bilerek yaşayarak, içimize çektiğimiz her nefesin kıymetini kalbimizle saklayarak yol alabilmenin önemini kavramalıyız. Küçük bir kahvenin tadında, yolda karşılaştığımız bir gülümsemede, bir telefon mesajında, hatta yağmur altında yürürken bile hayatın gizli mucizeleriyle... Hayat her gün yeniden başlar...