Her yıl 14 Şubat’ta takvim yaprakları aynı şeyi fısıldıyor… Sevgililer Günü geldi… Kimi için heyecan, kimi için gereksiz bir telaş, kimi içinse sıradan bir gün… Nedir bu Sevgililer Günü? Nereden geliyor, neden kutlanır ve neyi temsil eder?

Sevgililer Günü’nün kökeni, Roma dönemine kadar uzanıyor. Rivayete göre 3. yüzyılda yaşayan bir din adamı olan Aziz Valentinus, evlenmeleri yasaklanan askerleri gizlice nikâhladığı için idam edilir. Onun anısına 14 Şubat, yüzyıllar içinde sevginin ve fedakârlığın simgesi hâline gelir. Daha sonra Orta Çağ’da, özellikle İngiltere ve Fransa’da, 14 Şubat’ın kuşların eş seçme dönemi olduğuna inanılmasıyla gün romantik bir anlam kazanır. 18. ve 19. yüzyılda kartpostallar, mektuplar ve küçük hediyelerle gelenek yaygınlaşır.

Sevgililer Günü’nün özü oldukça sade; Sevdiğin kişiye değer verdiğini göstermek… Eş, nişanlı, sevgili, hatta bazı kültürlerde aile bireyleri ve dostlar da bu günün kapsama alanına girer. Yani günün merkezinde romantizm kadar “insan ilişkilerine özen göstermek” de vardır.

Sevgi çoğu zaman günlük hayatın koşturmacasında ihmal edilir. Sevgililer Günü, bir anlamda durup “iyi ki varsın” deme bahanesidir.

Sevgililer Günü ne değildir? Diyecek olursanız… Sadece pahalı hediyeler almak değildir. Lüks restoran bir yemek ya da sosyal medyada kusursuz fotoğraflar paylaşma günü değildir. Sevgisi olmayanın eksik olduğu bir gün hiç değildir. Bazen bir not, bazen içten bir sarılma, bazen de birlikte içilen sade bir kahve en değerli armağandır.

Sevgililer Günü aslında bize şunu hatırlatır: Sevgi, ifade edilmedikçe eksik kalır. Kimileri için ticari, kimileri için romantik, kimileri için gereksiz… Fakat özünde Sevgililer Günü, insanın en temel ihtiyacını sevilmek ve sevmek görünür kılma çabasıdır.

Belki de asıl mesele 14 Şubat’ta ne yaptığımız değil; yılın geri kalan 364 gününde sevgiyi nasıl taşıdığımızdır.