Televizyonu açtığınızda ya da bir dijital platformda “en çok izlenenler” listesinde ortak bir dil göze çarpıyor: silahlar, karanlık aile sırları, bitmeyen intikam hikâyeleri…
Son yıllarda özellikle mafya, suç ve güç mücadelelerini merkezine alan yapımlar öne çıkıyor. Örnekleri ise çok çok fazla… Hedef göstermek için isim vermiyorum… Elbette bu diziler kötü işler değil. Senaryo, oyunculuk ve prodüksiyon kalitesi açısından önemli bir seviyede… İyi de, hep mi karanlık? Hep mi çatışma olur?
Bir de hafızamızda kalan bazı yapımlar var. Bizimkiler’de apartman hayatı, Süper Baba’da fedakâr bir babanın mücadelesi, Ekmek Teknesi’nde mahalle fırınının etrafında kurulan samimi dünya… Biraz daha romantik ve umutlu bir yerden bakan Asmalı Konak ya da gençlik enerjisini taşıyan Kavak Yelleri gibi…
Bu dizilerde de sorunlar yoktu değil… Yoksulluk, kuşak çatışması, kırgınlık… Ama çözüm ihtimali hep masadaydı. Silahla değil sözle iş yapılırdı.
Peki değişen ne?
Bir yanıtı, değişen izleyici alışkanlıklarında saklı. Dijital platform çağında dikkat süresi kısaldı; rekabet arttı. Yüksek tansiyonlu hikâyeler bu yüzden daha “güvenli” bir tercih gibi duruyor. Ayrıca küresel pazara açılma hedefi de suç ve aksiyon türünü cazip kılıyor; bu dil daha evrensel kabul ediliyor.
Ama şu da bir gerçek: Toplumun ruh hâli ekrana yansır. Ekonomik belirsizliklerin, güvensizlik hissinin arttığı dönemlerde karanlık hikâyeler çoğalır. Dizi sektörü belki de sadece aynayı tutuyor.
Yine de insan sormadan edemiyor: Biraz nefes alabileceğimiz hikâyelere ihtiyacımız yok mu? Mahalle kültürünü, dayanışmayı, küçük mutlulukları anlatan yapımlar gerçekten reyting getirmez mi? Yoksa biz, karanlık anlatılara alıştığımız için mi başka bir ihtimali talep etmiyoruz?
Belki mesele “eski diziler daha iyiydi” nostaljisi değil. Mesele denge. Hayat zaten yeterince sertken, ekranın her köşesinde aynı sertliği görmek yorucu. İyi yazılmış, umutlu ama naif olmayan hikâyeler hâlâ mümkün.
Soru şu: Yapımcılar mı risk almıyor, yoksa izleyici mi artık umutlu hikâyelere inanmıyor?
Belki de asıl entrika burada.
Kalın sağlıcakla…