TÜİK verileri açıklandı. Denizli, boşanma oranında Türkiye’de üçüncü sırada.
2025’te 3 bin 334 çift boşanmış.
Son 5 yılda 15 binin üzerinde boşanmalar oldu.
Bu rakam soğuk…
Ama arkasındaki hayatlar sıcak.
Her boşanma bir hikâye aittir.
Bir vazgeçiş.
Bir “yeter” deyişi.
Ya da belki de yıllardır söylenemeyen bir cümlenin nihayet kurulması.
Denizli’nin burada üst sıralarda olması bazılarını şaşırttı.
Ama gerçekten şaşırtıcı mı?
Denizli, küçük ve içine kapalı bir Anadolu şehri değil.
Sanayisi güçlü.
Kadın istihdamı yüksek…
Eğitim seviyesi artıyor.
Şehir büyüyor.
Değişenlerin sadece ekonomik olduğu düşünülse bile, Denizli’de insan beklentilerinde de değişiklikler var.
Evlilikler, eskiden bir “hayat garantisi” oluyor.
Şimdi ise bir “hayat ortaklığı” bekleniyor.
Eğer ortaklık yoksa, insanlar kalmak istemiyor.
Bu kötü mü?
Asıl soru bu değil.
Asıl soru şu:
Neden insanlar artık mutsuzlukla daha az sabrediyor?
Ekonomik özgürlük bu durumun önemli bir sebebi olabilir.
İş dünyasında kadınlara yer verilmesi, “katlanmak zorundayım” düşüncesi zayıflıyor.
Ama bu sadece ekonomi değil.
Denizli’de gelir dağılımı dengesiz.
Bir tarafta ihracat sektörüyle büyüyen ekonomi, diğer tarafta geçim derdiyle mücadele eden aileler.
Hayat pahalı.
Beklentiler yüksek.
Sabır düşük.
Sosyal medya da cabası.
Herkes mutlu, zengin ve romantik gibi görünüyor.
Gerçeklik bu filtreye sığmazsa hayal kırıklığı oluşur.
Belki de Denizli’de boşanmalar artmıyor.
Belki sadece görünür oluyor.
İnsanlar eskiden daha mutsuz evlilikler içindeydi.
Şimdi kalmamayı seçiyorlar.
Bu bir çözülme mi, yoksa bireysel cesaret mi?
Sadece boşanmalarla toplumu anlamak kolay…
Ama asıl mesele, ilişkilerin neden bu kadar kırılgan hale geldiğini anlamaktır.
Evliliği kutsallaştırmak yerine, ilişkinin sağlıklı olmasından bahseden bir konuşmanın yapılması gerekiyor.
Çünkü sağlıklı bir toplum, zorla ayakta duran evliliklerden değil, isteyerek kurulan bağlardan oluşur.
Kalın Sağlıcakla…