Sonbahar mevsimine girince hemen Cemal Süreya’nın en sevdiğim dizileri gelir aklıma “Eylül’dü. Di’li geçmiş bir zamandı yaşadığımız Adımlarımızın kısalığı bundandı Bundandı gözlerimin durgunluğu.”
Çünkü Eylül, sadece takvimde değişen bir yaprak değil; ruhumuzda yeni başlangıçlara açılan bir sayfa. Yaz ayları bitti. Gezdik, tozduk, kışın yorgunluğunu çıkardık. Şimdi ise yeni bir mevsime hazırlanıyoruz. Her Eylül bana istemsizce derin bir huzur verir. Havanın kokusu değişir bir anda;Yağmur bereketi başlar . Yapraklar birer birer sararıp dökülürken, yazın o kavurucu sıcaklığı yerini yüzümüzü okşayan hafif ve tatlı bir rüzgara bırakır.
Bir taraftan da evlerde kışa hazırlık telaşı başlar. Mutfaklarda kaynayan konservelerin kokusu , buzluklara doldurulan yaz lezzetleri... Bu kış hazırlıkları sadece mutfağımızı değil, yuvamızı ve içimizi de ısıtır.
Ve ne zaman bu ay gelse, içimde hiç eskimeyen o çocuksu heyecan uyanır. Yıllar geçip gitmiş olsa da, sanki yarın sabah formamı giyip yeniden okula gidecekmişim gibi tatlı bir telaş alır içimi. Yeni defterlerin o mis gibi kokusu, açılmamış kalem kutularının heyecanı, öğretmenlerim ve arkadaşlarımla 3 aylık aranın ardından yeniden buluşacakmışım gibi olan his dolar...
Güneş o kavurucu sıcaklığını geri çekerken, yerini daha sakin, sıcaklığı bırakır. İşte bu yüzden Eylül, bir vedadan ziyade huzurlu bir kavuşmadır benim için . Kendimizle baş başa kaldığımız, kahvemizi alıp pencere kenarında dışarıyı izlerken hayatı yeniden süzgeçten geçirdiğimiz bir zamanlardır. O yüzden hoş geldin Eylül...