Denizli, 11 Ocak'ta Atatürk Bilim Merkezi kapılarını açıyor.

Bir binanın açılışından bahsetmiyoruz. Öğrenme isteğini kaybetmemiş meraklı çocuklar ve gençler için bir kapı açılmasından bahsediyoruz.
Bilim merkezleri bana hep şunu hatırlatır:
Ezberlemeden de öğrenmek mümkün.
Yanılarak da büyümek mümkün.
Soru sormanın ayıp değil, aksine değerli olduğu bir dünya mümkün.
Buralarda çocuklar sadece deney yapmaz.
Bir şeyleri başaramadıklarında vazgeçmemeyi öğrenir.
“Olmadı” demek yerine “bir daha deneyeyim” demeyi öğrenir.
Belki de en önemlisi, kendine güvenmeyi öğrenir.

Merkezefendi Belediyesi’nin hayata geçirdiği bu merkez; deney alanları, atölyeler, uygulamalı sınıflar ve uzay temalı bölümleriyle tam da bunu hedefliyor. Ama işin özü tabelada yazanlardan ibaret değil.

Asıl mesele şu:
Bir çocuğun ilk kez “ben de yapabilirim” demesi.
Bir gencin bilime mesafe koymak yerine ona yaklaşması.
Bir şehrin geleceğini sadece şansa bırakmaması.
Eğitimde fırsat eşitliği deyip geçiyoruz çoğu zaman. Güzel bir cümle ama havada kalabiliyor. Böyle merkezler ise o cümleyi yere indiriyor, elle tutulur hâle getiriyor. Çünkü içeri giren herkes için koşullar aynı. Kim olduğun değil, neye merak duyduğun önemli.

Bu merkezin ortaya çıkmasında emeği olan Merkezefendi Belediye Başkanı Şeniz Doğan’a ve açılışa katılarak bu heyecana ortak olan CHP Genel Başkanı Özgür Özel’e teşekkür etmek gerekir. Çünkü bazen bir şehrin ihtiyacı olan şey, tam da böyle sahiplenilen işler oluyor.

Atatürk’ün adını taşıyan bir bilim merkezinin açılıyor olması da boşuna değil. Akıl, bilim ve çağdaşlık…
Belki bu merkez bir çocuğun hayatının seyrini değiştirir.
Belki de bir öğretmenin umudunu yeniden canlandırır.
Belki de Denizli’ye şunu hatırlatır: Gelecek bir gün gelmez.
Gelecek, adım adım yapılır.
Ve bazen o adım, bir bilim merkezinin kapısından içeri girmekle başlar.