Bir petrol tankeri Hürmüz Boğazı’ndan geçemediğinde mesele yalnızca Basra Körfezi ile sınırlı kalmıyor. Türkiye’de akaryakıt istasyonuna, Almanya’da fabrikanın elektrik faturasına, Asya’da LNG terminaline, Avrupa’da kışlık doğalgaz depolarına ve ülkemizde üreticinin maliyet hesabına kadar uzanıyor.

“Bana ne Hürmüz’den” deyip geçemiyoruz. “ABD ile İran ne yapıyorsa yapsın” diyerek mevzuyu geçiştiremiyoruz. Hürmüz’ün bu kadar gündemimizde olması bu yüzden kaçınılmaz bir hâl alıyor. Çünkü Hürmüz bir petrol sahası değil, bir darboğaz... Dünyanın büyük miktardaki enerjisinin geçmek zorunda olduğu stratejik bir kapı…

EIA (ABD Enerji Bilgi İdaresi) verilerine göre 2025’in ilk yarısında Hürmüz Boğazı’ndan günde 20,9 milyon varil petrol geçti. Bu durum, küresel petrol sıvıları tüketiminin yaklaşık yüzde 20’si demek oluyor. LNG tarafında da küresel deniz yoluyla yapılan ticaretin beşte birinden fazlası Hürmüz’e bağlı. Üstelik petrolün yüzde 89’u Asya'ya gidiyor. Çin, Hindistan, Japonya ve Güney Kore tek başına Hürmüz petrolünün yaklaşık dörtte üçünün adresi konumunda...

İşte bu noktada Hürmüz krizinin hikâyesi aslında “İran petrolü” hikâyesinden çok daha büyük bir duruma dönüşüyor. Çünkü mesele petrolü kimin “ürettiği” değil, kimin “geçişi etkileyebildiği” ile ölçülüyor. Yani kısaca “lojistik” önemli bir kilit taşı durumunda.

Burada ABD’nin rolünü de doğru okumakta fayda var. “Hürmüz ABD’nin kozu” demek tek başına yeterli bir argüman değil. Hürmüz’ü Washington yönetmiyor. Boğazın hukûkî statüsü ve bölge ülkelerinin egemenlik hakları ayrı bir mesele. Fakat Amerika’nın elindeki en güçlü kozu ‘deniz gücü’nde yatıyor.

Denizli Haber Irfan Atasoy Köşe Yazısı 3 Eylül 2026 (2)

“JEOPOLİTİK KALDIRAÇ” MÜCADELESİ

ABD uzun yıllardır Körfez’deki deniz ulaşımının güvenliği için askerî kapasite bulunduruyor. Bugünkü krizde ise Washington ile Tahran arasındaki mücadele, enerji taşımacılığını doğrudan bir pazarlık aracına dönüştürmüş durumda. ABD merkezli Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi (CSIS),yaşanan çatışmayı yalnızca askerî kapasite üzerinden değil, “pazarlık gücü ve siyasi dayanıklılık” mücadelesi olarak tanımlıyor.

Bu yüzden Hürmüz’de yaşananları klasik bir “jeopolitik kaldıraç” mücadelesi olarak görebiliriz.

Bu senaryoda İran geçişi kısıtlayarak dünya ekonomisine maliyet bindirebiliyor. Diğer yandan ABD; deniz gücü, yaptırımlar ve uluslararası koalisyonlar üzerinden İran’ın bu kaldıraç kapasitesini kırmaya çalışıyor. Ortada yalnızca savaş gemileri ve askerî bir mücadele yok. Ortada petrol fiyatı, sigorta maliyeti, tanker trafiği, LNG, enflasyon ve diplomasi var.

Denizli Haber Irfan Atasoy Köşe Yazısı 3 Eylül 2026 (4)

PEKİ HÜRMÜZ AÇILIRSA BRENT DÜŞER Mİ?

Herkesin aklında olan soru bu.

“Hürmüz meselesi çözülür ise brent petrol fiyatları aşağı yönlü bir harekete geçer mi?”

Bence evet.

Ama “boğaz açıldı, petrol yarın 60 dolara iner” şeklinde bir denklem kurabilmek için de henüz çok erken. Petrol piyasasında fiyat yalnızca bugünkü arzı değil, yarının riskini de satın alır. Mesela bunun çok güzel bir delili var.

ABD ile İran arasında Haziran ayında anlaşma sinyali geldiğinde Brent’in spot fiyatı Temmuz başında 69 dolara kadar gerilemişti. Ardından Hürmüz’deki tanker saldırıları ve yeniden çatışma ihtimali ortaya çıkınca fiyat 23 Temmuz’da 105 dolara kadar yükseldi. EIA da Hürmüz trafiği normale döner ve üretim yeniden devreye girerse fiyatın 2026’nın son çeyreğinde ortalama 78 dolara, 2027’de ise 69 dolara gerileyebileceğini öngörüyor.

Yani piyasa bize aslında cevabı çok güzel verdi. Hürmüz açılırsa, risk primini de aşağı yönlü harekete geçer.

Fakat stoklar boşaldıysa, üretim durmuşsa ve sigorta maliyetleri yüksek kalıyorsa fiyatın eski yerine dönmesi biraz zaman alacaktır. Bugün bunun izlerini bir şekilde görüyoruz. IEA verilerine göre, Temmuz sonu itibarıyla küresel petrol stoklarının Şubat sonundan bu yana 410 milyon varil azaldığı görülüyor.

Dolayısıyla Hürmüz açıldığında ilk tepki hızlı olabilir. Fakat kalıcı fiyat düşüşü için fizikî arzın da yeniden normalleşmesi şart…

Denizli Haber Irfan Atasoy Köşe Yazısı 3 Eylül 2026 (5)

ENERJİ KRİZİ, ENERJİ DÖNÜŞÜMÜNÜN HIZLANDIRICISI OLABİLİR

Hürmüz krizi pat diye ortaya çıkmadı. Her kriz, içinde mutlaka bir çözüm ya da ikame edilebilir seçeneklerle geliyor. İşte bu yüzden mevcut enerji krizi, enerji transformasyonu için bir dönüşümün habercisi olabilir. Çünkü enerji krizlerinin tuhaf bir özelliği olur. İnsanları değişim ve dönüşüme zorlar.

Taş devri taş bittiği için sona ermedi. İnsanlar daha iyi alternatifler geliştirdiği için sona erdi.

Tarihten bir örnekle devam edecek olursak;1970’lerde petrol fiyatlarının oluşturduğu şoklar, enerji verimliliği ve alternatif kaynak tartışmalarını da hızlandırmıştı. Tek bir fark var. Bugün aynı mekanizmanın çok daha büyük bir versiyonuyla karşı karşıyayız.

Elektrikli otomobil, güneş enerjisi, rüzgâr, batarya, ısı pompası, enerji depolama…Bunların tamamı yalnızca “iklim politikası” ile ilintili değil. Aynı zamanda jeopolitik riskten kurtulma ve alternatif oluşturma politikasıdır. Bir ülke elektriğini kendi güneşinden ve rüzgârından üretebildiği ölçüde, ithal petrol ve gaz şoklarına karşı daha dayanıklı hale gelir. Fakat burada kritik bir ayrıntıyı da es geçmeyelim. Elektrifikasyon, elektriğin kendisini üretmeden yapılamaz. Güneş gece yok. Rüzgâr her zaman esmiyor.

Bu arada dip bir bilgiyi de aktarmadan geçmek istemem.

Güneş gece yok ama kime göre yok? Güneş hep var. Çin, sınırsız güneş enerjisi için de uzun yıllardır çalışan bir ülke. Buna da bir çözüm geliştirmişler. Çin, gece de güneşten faydalanmak için Yoğunlaştırılmış Güneş Enerjisi (CSP) ve Erimiş Tuz Termal Depolama teknolojilerini kullanıyor ve uzun vadede önemli kazanımlar hedefliyor.

Konumuza dönecek olursak; geleceğin enerji sistemi yalnızca güneş panelinden değil; güneş paneli, rüzgâr türbini, batarya, şebeke, depolama, nükleer, esnek üretim kombinasyonundan oluşacak. IEA’nın tahmini de bu dönüşümün geçici bir moda olmadığını gösteriyor. Küresel elektrik talebinin 2026’da yüzde 3,6 büyüyeceği, 2027’de büyümenin yüzde 3,8’e çıkacağı tahmin ediliyor.

Denizli Haber Irfan Atasoy Köşe Yazısı 3 Eylül 2026 (1)-1

TÜRKİYE’NİN ASIL SINAVI BURADA BAŞLIYOR

Bütün bu yaşananları Türkiye cephesinden de ele almak gerekiyor. Türkiye açısından da yön belli ve net… Enerji Bakanlığı, güneş ve rüzgâr kurulu gücünü 2035’te 120 GW’a çıkarmayı hedefliyor. Ancak burada “kaç GW kurduk?” sorusu yerine en doğru soru; ürettiğimiz elektriği ne zaman, nerede ve ne kadar ucuza kullanabiliyoruz?” olacaktır. Zira Hürmüz bize yalnızca bugünü değil, yarını da gösteriyor. Bugünkü krizin en önemli sonucu belki de Brent’in kaç dolar olduğu değil. Fiyatlar çıkar ve iner. Gözden kaçırılmaması gereken husus, enerjinin yeniden tasarlanmasıdır.

Bir enerji imparatorluğu, sonsuza kadar sürmüyor. Bir ülke veya bir sektör elindeki kaynağı ne kadar güçlü görürse görsün, dünya daha ucuz, daha güvenli veya daha erişilebilir bir alternatif bulduğunda dengeler bir anda değişebiliyor. Bu nedenle Hürmüz krizini yalnızca “İran ne yapacak, ABD ne yapacak?” sorusuyla okumak eksik bir okuma olur.

O zaman şu soruyu soralım: “Dünya bu krizden sonra petrol ve doğalgaza eskisi kadar bağımlı kalacak mı?”

Benim kanaatim kalmayacağı yönünde.

Ama unutmayalım, petrol de yarın ortadan kalkmayacak. Önümüzdeki on yılın “petrolden elektriğe geçiş” değil, petrolün hâlâ hayâtî olduğu fakat, stratejik ağırlığının giderek elektrik, depolama ve yerli üretim lehine dağıldığı bir geçiş dönemi olacağını söyleyebiliriz.

Burada ülkemiz için de mühim dersler mevcut. Enerji bağımsızlığı yalnızca daha fazla petrol veya gaz bulmaktan çok daha farklı bir anlam taşıyor. Bu sebeple enerji bağımsızlığı; daha az enerji ithal etmek, daha verimli üretmek, daha fazla yenilenebilir üretmek, depolamak, sanayiyi dönüştürmek ve enerjiyi jeopolitik şoklara karşı dayanıklı hale getirmekten geçiyor. Türkiye de zaten, enerjinin her alanında kendi gücünü, potansiyelini ve uzun vadeli projelerini proaktif şekilde sürdürüyor. Enerji dinamiklerimizin esnek ve çeşitli olduğu bir ortamda üretim ve sürdürülebilirlik daha da bir anlam kazanacaktır.

Denizli Haber Irfan Atasoy Köşe Yazısı 3 Eylül 2026 (3)

PETROLÜN SON KOZU: HÜRMÜZ

Hürmüz bugün bizlere petrolün gücünü gösteriyor. Ama aynı zamanda petrol çağının sınırlarını da gözler önüne seriyor. Bugünün krizi bu sebeple yalnızca bir savaşın, bir boğazın, iki ülkenin güç gösterisi veya bir petrol fiyatının hikâyesi değil. Eski enerji düzeninin son derece pahalı bir şekilde “kendisini savunma” hikâyesi.

Hürmüz’ü kapatmak petrolün gücünü ispatlıyor olabilir. Ancak aynı zamanda dünyanın petrolün gücünden kurtulmak için daha hızlı çalışmasına da bir alan açıyor.

İşin belki de en ironik yanı burada düğümleniyor.