Sınav kağıdındaki şıkları doğru işaretlemek için aylarını veren çocuklar, son zilin çalmasıyla birlikte tatile girecek. Çocuklardan beklenen tek şey kendilerine sunulan kalıplara en kusursuz, en hızlı şekilde uymaları değil.
Bir çocuğun karnesindeki matematik notu düşük olabilir; ancak o kağıt, o çocuğun sokaktaki yaralı bir kediye nasıl şefkatle yaklaştığını, arkadaşı düştüğünde ona nasıl el uzattığını yazmaz. Fen bilgisi notu bize onun doğadaki bir karıncanın yolunu izleyecek sabıra sahip olup olmadığını söylemez. Başarıyı sadece akademik bir kalıba soktukça, çocukların içindeki o özgün renkleri, yaratıcılığı ve karakteri soldurabiliyoruz. Onları, sonucun süreçten daha önemli olduğuna inandırdığımız bir yarışın içine itebiliyoruz. Oysa hayat, çoktan seçmeli sınavlardan ibaret değil.
Gerçek başarı; zorluklar karşısında üstesinden gelebilmekte, bir problemi kendi yöntemlerinle çözebilmekte ve en önemlisi kendin olabilmekte.
Karneler dağıtılırken her evde farklı duygular hissedilebilir. Bir çocuğun başarısı birkaç dersteki not ortalamasıyla ölçülemez. Karneler, yalnızca belirli bir dönemdeki akademik performansın göstergesidir; karakterin, vicdanın, merhametin ve hayata dair potansiyelin değil.
Belki de bu yaz tatili, çocuklara sürekli eksiklerini hatırlatmak yerine güçlü yönlerini keşfetmeleri için bir fırsat olmalı. Kimi bir enstrüman çalmayı öğrenecek, kimi kitaplarla yeni dünyalar keşfedecek, kimi doğayla daha fazla vakit geçirecek. Belki de bazıları hiçbir şey yapmayacak; sadece dinlenecek. Çünkü dinlenmek de öğrenmenin, gelişmenin ve büyümenin bir parçasıdır.
Bu nedenle karne alan tüm çocuklara notlarından bağımsız olarak şunu söylemek gerekiyor: "Değeriniz bir rakamla ölçülemez. Sizler, karnenizde yazan notlardan çok daha fazlasısınız."