Geçtiğimiz yaz Denizli için oldukça zorlu geçti. Büyük Menderes Nehri’nin kuruması, yalnızca bir su kaybı değil; tarımdan ekosisteme kadar uzanan büyük bir yıkımın habercisiydi. Tarlalar susuz kaldı, üretici endişelendi, doğanın dengesi sarsıldı.
Çal ilçesine bağlı Aşağıseyit Mahallesi’nde 853 yıldır sürdürülen “Sudan Koyun Geçirme” geleneği bile kuraklıktan nasibini aldı. Asırlardır devam eden bu kültürel miras, susuzluk nedeniyle gerçekleştirilemedi. Bu durum, yaşanan kuraklığın boyutunu anlatmaya yetiyor.
Yeni yıl ile birlikte etkili olan yağmurlar, aylar sonra Menderes’i yeniden suyla buluşturdu. Denizli derin bir nefes aldı. Ancak asıl soru şu: Bu sevinç ne kadar sürecek?
Yağışlar umut verici olabilir. Fakat yaz aylarında kontrolsüz ve vahşi sulama yöntemleri devam ederse, kaçak su kullanımı önlenmezse, Menderes’in yeniden kuruması kimse için sürpriz olmayacak. Yağmur doğanın lütfu; ama suyu korumak insanın sorumluluğu.
Öte yandan Pamukkale’nin Bağbaşı Mahallesi’nden gelen bir fotoğraf, mevsimlerin dengesizliğini gözler önüne serdi: Kış ortasında çiçek açan erik ağaçları… Bu görüntü romantik değil; aksine kaygı verici.
Aylardır süren sıcak-soğuk hava geçişleri, Denizli’de bahar ve kışı aynı anda yaşatıyor. Erken çiçek açan meyve ağaçları, ani don riskine karşı savunmasız. Bu durum yalnızca üreticiyi değil, soframıza gelen ürünü de etkiliyor. Tarımda yaşanan her risk, zincirleme biçimde hepimize yansıyor.
Bugün yağmur yağdı diye rahatlamak mümkün değil. Asıl mesele, suyun verimli kullanıldığı, doğal dengeye saygı gösterilen bir planlamayı hayata geçirmek. Uzun vadeli su yönetimi politikaları oluşturulmalı, altyapı güçlendirilmeli, denetimler artırılmalı.
Bugün dolu görünen Menderes’in yarın da akmasını istiyorsak, sadece gökyüzüne bakarak değil; aklımızı ve sorumluluğumuzu kullanarak hareket etmeliyiz. Çünkü mesele yalnızca bir nehir değil. Mesele, doğayla iç içe yaşayan tarım alanlarımızın ve geleceğimizin korunmasıdır.
Denizli’de bahar kışa karıştı.
Dileriz ki akıl ve tedbir, ihmale karışmasın.