Denizde bereket var, tezgâhta fiyat düşüyor. Derken birileri palamut avını azaltmayı salık veriyor.
Fakat…
Balıkçının emeğini korumak başka, tüketicinin sofrasına pahalı balık koymak başka…
Peki, palamudun suçu ne?
Ucuz balıktan kim korkar?!.
Balık baştan kokuyor işte…
Maşallah bu sene palamut senesi oldu. Geçtiğimiz sene neredeyse yok denecek kadar azdı. Bir sezon bol, bir sezon boş geçebiliyor. Bu sene denizden adeta palamut fışkırıyor. Tezgâhlarda fiyatlar düşüyor, vatandaş uzun zamandır ilk kez uygun fiyatlı proteinle buluşuyor. Tam yüzler gülecek derken “palamut fazla avlanıyor, fiyat düşüyor, balıkçı zarar ediyor. Öyleyse avcılığa ara verilsin” tartışması başlıyor.
İnsanın ister istemez sorası geliyor.Denizin bereketi neden bir anda ekonomik probleme dönüştü? Ucuz balık kimin canını sıkıyor? Neden?
‘İstanbul İli Deniz Ürünleri Avcıları Üreticileri Birliği’nin (İSTDEMBİR) palamut avına geçici ara verilmesi yönündeki çağrısı, Ekim ayında bu soruları gündeme taşıdı. Tepkilerin ardından birlik, amacın vatandaşa pahalı balık yedirmek olmadığını, balığın teknelerde ezilmesi, bozulması, buz, kasa ve nakliye problemlerisebebiyle avcılığın ekonomik kayba dönüşmesini önlemek istediklerini açıkladı. Dolayısıyla tartışmayı yalnızca “balıkçı vatandaşa düşman mı?” noktasına sıkıştırmak haksızlık olur. Fakat ilk çağrının doğurduğu soru da henüz cevap bulabilmiş değil. Arzı azaltmak kimin yararına, kimin zararına? Hâlâ cevapsız…

DENİZ BEREKETLENDİ, FİYATLAR DÜŞTÜ
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin Gürpınar Su Ürünleri Hali verileri, sezonun nasıl başladığını zaten ortaya koyuyor. 1-7 Eylül 2026 döneminde halde yaklaşık 1.884 ton su ürünü satışa sunulmuş. Bunun yaklaşık 904 tonu da palamut. Bir önceki yılın aynı döneminde palamut miktarı yalnızca 9 ton civarındayken, hamsi miktarı da 552 tona ulaşmış. Bu durum sıradan bir arz artışından öte piyasanın kısa sürede karşılaştığı olağanüstü bolluğu ortaya koyuyor.
Bazı haberlerde palamut fiyatlarının 35-50 liraya kadar gerilediği bildirildi. Fakat fiyatların bölgeye, balığın büyüklüğüne, satış noktasına ve tarihe göre değiştiğini unutmamak gerekiyor. Nitekim sezonun başka günlerinde İstanbul tezgâhlarında 100-150 liralık fiyatlar da haberleştirildi. Buradaki temel mesele fiyatın kaç lira olduğu değil, bolluk karşısında piyasanın nasıl çalıştığı. Bu önemli bir denklem.

İKTİSAT BASİT AMA HAYAT BİRAZ DAHA KARMAŞIK
Fazla kasmaya gerek yok. Ekonominin temel kuralı çok net.Arz artarken talep aynı hızda artmazsa fiyat düşer. Balıkçı açısından ise tek başına fiyat yeterli değildir.
Balıkçının kârı = (Satış fiyatı x Satılan miktar) → Toplam maliyet
Satış geliri de satış fiyatı ile satılan miktarın çarpımıdır. Bir örnekle pekiştirecek olursak; misal bir tekne daha düşük fiyattan çok daha fazla balık satabiliyorsa toplam geliri artabilir. Fakat avlanan balığın tamamı satılamıyor, teknede eziliyor veya soğuk zincir yetersizliği sebebiyle bozuluyorsa bu kez fazla av ekonomik zarara dönüşebilir. Yani bu açıdan bakıldığında balıkçıların maliyet problemi gerçek olabilir. Mazot, personel, buz, kasa, nakliye ve depolama giderlerini görmezden gelmemek gerekiyor. Ama çözümün ilk refleks olarak piyasaya daha az balık sunmak olması da ayrıca tartışma konusudur. Zira fiyatın düşmesi tek başına piyasa bozulması değil, rekabetçi bir piyasada bolluğun tüketiciye yansımasıdır.
Balıkçıların ihtiyacı, yalnızca yüksek fiyat değil, avladıkları ürünü ziyan etmeden satabilecekleri bir sistemdir. Bu önemli bir husus. Soğuk hava depoları, hızlı nakliye, işleme ve dondurma kapasitesi, kooperatifler üzerinden ortak pazarlama ve daha iyi av planlaması bu noktada daha kalıcı çözümler sunabilir. Bu da ayrı bir mesele elbette.
Dolayısıyla mesele yalnızca çok avlamak ya da az avlamak değil. Mesele ne kadar avın, hangi fiyattan, ne kadarının ziyan olmadan tüketiciye ulaştırılabildiğidir.

UCUZ PROTEİN NEDEN PROBLEM OLSUN?
Tarım ve Orman Bakanlığı’nın TÜRKOMP veri tabanına göre 100 gram yenilebilir palamut ortalama 20,16 gram protein, 15,07 gram yağ ve yaklaşık 216 kilokalori içeriyor. Palamut ayrıca B12 ve D vitamini, selenyum ve omega-3 yağ asitleri bakımından da değerli bir besin. Şu an tam mevsimi. Haftada en az iki kez tüketilmesi –şayet bir hassasiyetiniz yoksa- insan sağlığı açısından çok faydalı. Ayrıca cebimize de dost.
Bütün bu bilgiler ortadayken uygun fiyatlı balığa erişimin artması, halk sağlığı ve beslenme açısından olumlu bir gelişmedir. Gıda fiyatlarının aile bütçesini zorladığı bir dönemde, vatandaşın kaliteli proteine daha düşük bedelle ulaşması küçümsenecek bir kazanım değil.
Balıkçının emeği elbette değerlidir. Fakat tüketicinin beslenme ihtiyacı da en az onun kadar gerçektir. Bir tarafın ekonomik sürdürülebilirliği, diğer tarafın satın alma gücünü yok sayarak sağlanamaz. Bunun altını özellikle çizelim.

PEKİ BU ÇAĞRI PİYASA MANİPÜLASYONU MU?
Bu süreçte dikkatli olunması gereken bazı hususlar var. Niyet, birilerini hedef tahtasına oturtmak da değil. Birliğin avcılığa ara verilmesi çağrısı tek başına suç teşkil ettiği veya piyasanın manipüle edildiğini ispatlamaz. Burada iyi niyet okuması yaparak balığın bozulmasını önlemek, av miktarını planlamak ve kaynakları korumaya dönük meşru amaçları olabilir. Fakat diğer yandan rakiplerin birlikte hareket ederek fiyatı yükseltmek amacıyla arzı kısıtlaması, rekabet hukuku açısından ciddi soru işaretleri doğurabilir. Hatırlanacağı üzere Rekabet Kurumu, başka sektörlerde fiyat belirleme ve arz kısıtlaması iddiaları üzerine teşebbüs birliklerini de kapsayan soruşturmalar açabiliyor. Bu, balıkçılar hakkında otomatik olarak ihlal bulunduğu anlamına da gelmiyor tabii. Sadece konunun gerekirse somut delillerle incelenebileceğini gösterir bir durum ortaya koyuyor.
Sonuçta bollukta da kıtlıkta da bilimsel veriler, maliyetler ve tüketici yararı masada olmalı ve buna göre hareket edilmelidir.

ÇÖZÜM BASİT. NE BALIKÇI EZİLSİN NE TÜKETİCİ
Devletin görevi balıkçıyı zararına satışa mahkûm etmek değildir. Ama balıkçıların gelirini korumanın tek yolu olarak tüketicinin daha pahalı balık almasını da kabul etmek akla yatkın bir metot olarak gözükmüyor.
Bu noktada yapılması gereken elbette var. Av miktarı, hal fiyatları, teknelerin maliyetleri, fire oranları ve tüketici fiyatları hakkında şeffaf veriler yayımlamak güvenilirliği artıracaktır. Ayrıca soğuk zincir ve işleme kapasitesini artırmak, gerektiğinde bilimsel stok değerlendirmesine dayalı av yönetimi uygulamak da verimliliği artırabilecek unsurlar arasında yer alıyor. Ama avı geçici olarak durdurmak gerekiyorsa, bunun gerekçesi de fiyatı yükseltmek olmamalı. Hiçbir etik-ahlâkî mefhum ve durum bunu makul bir duruma getiremez.

BİR GARİP PALAMUT MESELESİ: BALIKÇININ EMEĞİ Mİ, TÜKETİCİNİN HAKKI MI?
Velhâsıl; denizin bereketi, birkaç günlüğüne fiyatları aşağı çekti diye ekonomik tehdit sayılmamalı. Balıkçının emeği elbette korunmalı. Fakat bu koruma, halkın sofrasındaki balığı pahalılaştırmak pahasına yapılmamalı. Bu mühim…
Deniz herkese ait tabii birkaynaktır. Onu avlayan emekçinin de, onu satın alan vatandaşın da eşit oranda hakkı var. Unutulmamalıdır ki akıllı piyasa düzeni, bu iki hakkı karşı karşıya getirmek yerine aynı sofrada buluşturabilendir. Zira palamudun bol olduğu bir ülkede asıl başarı, balığı pahalı satmaktan geçmiyor. Denizi tüketmeden, balığı ziyan etmeden, mümkün olduğunca çok insanın sofrasına ulaştırabilmekten geçiyor. Lakerda yapılır, konserve yapılır, uzun süre içerisine yayılarak tüketimi sağlanır, ihraç edilir… Yeter ki isteyelim.
Şimdiden palamut herkese afiyet şifa olsun. Denizlerimiz bereket ile dolsun…
