Sosyal medya bazen tuhaf bir ayna... Hatta kendimizi görmek için bir penguenden anlam çıkarıyoruz. Hepimizin zaman tünellerinde dolaşan o "nihilist penguen" videosu; hani penguenin sürüden ayrılıp tepelere doğru yürüdüğü o anlar... O penguen, bir anlığına iç sesimiz oldu.

Gerçi bu görüntüler bir belgeselden; Antarktika'da çekilmiş, bilim insanlarının penguenleri izlediği bir yapımdan. Ama internet işleri değiştiriyor; bilim, varoluşçuluğun gerisinde kalıyor. Yorumlar genellikle şöyle:
"Ben bu penguenim."
“Grubu terk ediyor, çok tanıdık.”
"Hayatın anlamını sorgulayan penguen."
"Pazartesi sabahı ben."

Bir şekilde, ne olduysa oldu; kendimizi o yalnız yürüyen penguende gördük. Kısa süre önce de görmüştük bunu: Z Kuşağı'nın mizahı, çöküşün içinden kahkaha çıkarma sanatı.
Kriz mi var? Gülüyoruz. Yük mü bindi? Şaka yapıyoruz. Yorgun muyuz? Komik video hazırlıyoruz.
"Nihilizm" dediğimiz şey, popüler kültürdeki dramatik bir karamsarlıktan ibaret değil. Çoğunlukla şu anlama geliyor: “Her şey biraz anlamsız olabilir ama yine de kahvemi içeceğim.”

Bu penguenin yaptığı da tam olarak bu: Anlam aramıyor, anlamla savaşmıyor, bir manifesto yazmıyor; sadece yürümeyi seçiyor. Nereye? Bilim insanlarına göre muhtemelen yanlış yöne. Ama bize göre doğru yön; sürüden, kalabalıktan uzaklaşıyor ve canı nereye isterse oraya gidiyor.
Belki de bizi cezbeden şey şu: Hepimiz bir tür sürü içinde yürümeye zorlanıyoruz.
Okul → İş → Trafik → Market → Yorgunluk döngüsü. Biri sıradan çıkıyor ve hepimiz fark ediyoruz: “Ben bu yoldan gidiyorum.” Bunu izleyerek, paylaşarak kutluyoruz; on milyon izlenme kolayca ulaşılan bir rakam oluyor. Yani bu nihilist penguen, bir nedenden dolayı bir penguenden daha fazlası: Özgürlük hayalinin minik bir sembolü.

Ama belki de en büyük ironi şu: Hiçbir şey ifade etmemesi için kaydedilen görüntüler, internette çok şey ifade etmeye başladı. O penguene baktığımızda bazen büyük bir dönüşüme gerek olmadığını anlıyoruz; sadece yön değiştirmek için cesaret yeterli.