Hayat, insanı sırtından vuran sürprizlerle dolu bir maraton gibi. Daha dün diyebileceğimiz kadar yakın bir geçmişte, tüm dünyayı eve kapatan, sevdiklerimizi aramızdan alan o görünmez düşmanla, Koronavirüsle yatıp kalkıyorduk. Maskeler, mesafeler, karantina günleri derken o büyük kabusu geride bıraktığımızı sanıp derin bir ‘Oh’ çektikçe, doğa bize heybesindeki yeni krizleri sunmaktan geri durmuyor.

Şimdi de Avrupa’dan gelen o acı haber, zihinlerimizin en hassas köşesinde sirenler çaldırmaya başladı. Haberlerde okuduğuma göre Avrupa Hastalık Önleme ve Kontrol Merkezi (ECDC) verilerine ve sağlık otoritelerinin raporları, adeta bir felaket senaryosunun özetini sunuyor. Yaklaşık 20 ülke, 234 farklı bölge kırmızı alarm verilmiş. Kıtada kayıt defterlerine geçen toplam vaka sayısı 2 bini çoktan aşıp tırmanırken, virüse yenik düşen canların sayısı 130’u geride bıraktı.

Üstelik komşumuz, Yunanistan, bu salgından en çok etkilenen ülkelerin başında geliyor. Komşu coğrafyalar, sessiz ama derinden gelen bu tehlikenin boyutlarını gözler önüne seriyor. Bu durum bana korona günlerinin korkusunu yeniden aklıma getirdi.

Bence bu ölümle sonuçlanan salgınların en büyük nedeni iklim değişiklikleri! Dünyamız artık uyarıyor bizleri. Bu durumda salgınlarla açıkça ortada ve bunun acil olarak hem araştırılması hem de tüm ülkelerin önlem alması gerekiyor.